ÇOCUKLAR NASIL SAKİN VE MUTLU OLUR

Yaşamı beş duyu organımız ile algılıyoruz. Bu algılama duyu organlarımızın reseptörlerinin topladığı bilgiyi beyne iletmesi ve beynimizin bunu yorumlaması sonucu gerçekleşiyor.


Elimizle tuttuğumuz, kokladığımız, dokunduğumuz, gördüğümüz, işittiğimiz şeylere “bu gerçek” diyoruz, “var” diyoruz.


Peki, etrafımızdaki her şeyi bu beş duyu ile algılayabiliyor muyuz? Basit bir örnekle açıklayacak olur isek örneğin köpeklerin insanın duyamadığı frekanstaki sesleri duyabildiklerini biliyoruz. Bu konuda başka canlılar üzerinden de örnekler verilebilir. Özetle insanın beş duyu organı ile her şeyi görebildiğini, her şeyi işitebildiğini söyleyemeyiz. Özetle her şeyi bilebilmemiz mümkün değildir.


Öte yandan insan evladını diğer canlılardan ayıran organ beynidir. Beyin karmaşık bir yapıya sahiptir ve hala tam olarak anlayamadığımız yasalarla çalıştığını bilmekteyiz.


İnsan davranışlarını ve nefes alıp vermekte dâhil olmak üzere yaşamımız için hayati olan tüm vücut sistemlerimizin çalışmasını bilinçaltımız yönetir. Bilinçaltımız 24 saat çalışır.


Bunun yanında bilinçaltımız; gerek görsel, gerekse sesli olarak dış etkilere açık olduğundan temiz tutulması ve zararlı ses ve görsellerle kirletilmemesi gereken bir yerdir. Çünkü bu kirlilik sözlerimize ve davranışlarımıza direkt olarak yansır.

Günümüzde, şiddet suçları, yüz kızartıcı vahim hadiseler, öfke patlamaları, davranış bozuklukları, bu kadarı da olmaz denilen olayların tamamında bilinçaltının kirletilmesi en önemli ana nedenlerden birisidir.


Buna ilaveten bilinçaltının pekte sözü edilmeyen bir başka önemli etkisi kaderimizi çizmesidir. Başımıza gelen çoğu acı veren hadiseyi ve olguyu yanlış düşünce ve kelimelerimizle farkında olmadan bizzat kendimiz inşa ediyor olabiliriz.


Sevdiğimiz bir insanla ilgili veya yakınlarımızla ilgili “başlarına gelecek kötü şeyleri düşündüğümüzde” bu düşüncelerimizle ve bazen de sözlerimizle canlı bir organizma gibi o kötü olayı oluştururuz ve o organizma yakınımızla temasa geçer ve o olay gerçekleşir. Yani korktuğumuz şey başımıza gelir.


Kuantum fiziği diliyle; “zihin sürekli minik enerji üniteleri üretir. Bu düşünceler gözümüzle göremediğimiz şekilde yakalanır ve titreşimleri düşürülerek kristalize olur. Kristalize olmuş enerji maddeye dönüşür ve Sürekli hastalık, nefret, kızgınlık ve daha başka olumsuz olaylar olarak yaşanır. Yani düşünceler ve kelimeler fizikselleşir. Bu durum deneylerle ispat olmuştur.


Özellikle yaygın olarak kullanılan “Çocuğunuz otizmli, bununla yaşamaya alışın”, “Bunun bir çaresi yok”, “yapabileceğiniz hiçbir şey yok”, “Sonu Bakım evi olur”, “Konuşamıyor”, başta olmak üzere çocuklarımızın yanında gerek bilinçsiz eğitimcilerin gerekse diğer meslek erbabının, ailenin, çevrenin olumsuz düşünceleri ve kelimeleri var olan durumu kemikleştiren ve çocuğunuzun önünü tıkayan en büyük engeldir.


Çünkü bilinçaltı verilen bilgiyi direkt olarak alır ve depolar. İyi-kötü, faydalı-zararlı ayrımı yapmaz. Depolanan bilgiler kelime olarak ve davranış olarak günlük hayatta çocuğumuzda görülür.


Peki, bilinçaltına olumlu kelimeler ve görseller gönderilirse çocuklarımızın davranışları da olumlu yönde değişir mi?


Bir başka ifade ile davranışlar nasıl değiştirilir?


Var olan başkaca olumsuz durumlardan bilinçaltımızı doğru bilgiler ile beslersek kurtulabilir miyiz?


Problemlerin çözümü kendi içlerinde yatar. Dış öğeler kişinin düşünme şeklini değiştiremezler. Yani zihin kişiye aittir. Daha iyi bir hayat için değiştirilmesi gereken şey, dış şartlar değil bizzat kişinin kendi zihnidir.


Evren 19. Yüzyıla kadar Newton gibi bilim adamlarının iddia ettiği gibi bizden etkilenmeyen bir sahne değildir. Tam tersine değişkendir. Yani kaderinizi kendiniz yaratırsınız. Değişim gücü zihninizdedir.


Herhangi bir sorunla ilgili o sorunu ortadan kaldıracak olan “iyileştirme ilkesi” denilen güç bilinçaltında bulunur ve buradan çalışır. Bu güç kişinin kendisi veya bir başkası tarafından doğru olarak yönlendirilirse sorunlar ortadan kalkar.

Her şey inancınıza göre şekillenir. Bu noktada inanç kelimesinden kastedilen şey “dini inancınız olmayıp” bilinçli ve bilinçaltı zihnin etkileşiminin bilgisidir. Bu konuda 1700 lü yıllardan bu yana çeşitli çalışmalar yapılmaktadır.


Nasıl ki bir ev yaparken pencereyi, parkeleri, kapıları en iyi şekilde seçiyorsanız zihin inşasında da o şekilde davranınız. Planınızda korku, üzüntü, endişe, kuşku, yoksulluk, ümitsizlik alay olmamalıdır. Aksi halde bunlar daha fazla sıkıntı daha fazla stres ve her türden kısıtlama olarak ortaya çıkacaktır.


Kâinatta tek bir yaratıcı zihin vardır. Tek bir evrensel bilinçaltı kanalı ile işler. Zihin ilkesinde zaman yoktur, mesafenin önemi yoktur. O her yerdedir.


Uykulu durumda bilinçli zihnin direnci en aza iner. Dolayısıyla bilinçaltına erişim kolaylaşır. Bilinçaltı sonsuz zekâ ile bu erişim sonucu bütünleşmeye başlar dolayısıyla sorunlarda çözülmeye başlar.


Bilinçaltı zihnin kinetik hareketi uyku süresince devam eder. Uykuya geçmeden önce bilinçaltı zihne üzerinde çalışacağı iyi bir şey veriniz.


Arzunuz duanızdır, Günlük duamız veya günlük ruh halimiz Bütün iyi şeylerin neşeli ve özgüvenli bir şekilde beklenmesidir. Bu en büyük duamız olmalıdır. En önemli şey ruh halinizdir. Sanılanın aksine düşünce soyut değil somut bir olgudur. Picasso’nun da dediği gibi “düşünebildiğiniz şey gerçektir”



DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

1- Bilinçaltını resimle çok kolay inşa edersiniz. Güzel şeyleri canlı olarak düşünün ve hayal edin. Bir resim gibi canlandırın bilinçaltınız bunu kaydedecektir. Bir resim binlerce kelimeye bedeldir. Bilinçaltı zihinde tutulan resim inançla desteklenirse gerçekleşir. Bu noktada “Öyleymiş gibi, gerçekleşmiş gibi” davranınız. Sonu görerek sonun gerçekleşmesi için gerekli araçları işletirsiniz eski bir kadim bir yasadır bu.


2- Hastalıklar hakkında konuşmayı ve onlara bir isim vermeyi bırakınız,


3- Ağrı ve semptomları sürekli söylerseniz bu kinetik hareketi engellediğinden bundan kaçınınız,


4- Bir fikri bilinçaltı zihne aşılarken bunu sağlamlaştırmanın en kolay yolu telkinin objesi olacak fikri kısaltmaktır. Böylece kolayca hafızada yer edecek şekilde kelimeyi kısaltmalı ve onu ninni gibi söylemelisiniz.


5- Ailelerin yaptığı en vahim hata çocuklar konuşmuyor diye onları anlamıyor sanmalarıdır. Bir çocuk görmüyor, işitmiyor, yürüyemiyor, daha birçok şeyi yapamıyor olabilir. Bunlara bakıp da onu anlamıyor zannetmek yapılan en büyük hatadır. Öfke ile veya rastgele söylenen her kelime hem çocuğun hem de ailenin hayatını zorlaştırmaktadır.


Bir çocuk 1,5-2 yaşları arasında iken kendisinde görülen olumsuzluklara istinaden konulan tanı mevcut durumu tanımlarken, İlerleyen yaşlarda Örneğin 8 yaşındaki bir çocukta var olan olumsuzluklar o tanıdan kaynaklı olumsuzluklar değildir. Şikayet edilen haller; O yaşa kadar sarf edilen yanlış sözler, verilen yanlış eğitim, sergilenen hatalı davranışlarla inşa edilen bilnç altının dışa vurumudur.

Çocuklarda sürekli şikâyete neden olan hallerin başlıca nedeni çocuğun bilinçaltına yüklenen olumsuz kelimeler, sesler ve görsellerdir. Özetle hatalı davranışlardır.


Çocukların bilinçaltı nasıl temizlenir?


Bu noktada yapmamız gereken ilk iş kendi bilinçaltımızı bir yandan temizlerken çocuğumuzun bilinçaltını var olan olumsuzlukları ortadan kaldıracak hale getirmektir.


Unutmayın insan sadece kendi zihnini kontrol edebilir. Kendi zihninizi kontrol etmeden hiçbir şeyi kontrol edemezsiniz. Bu ise ancak doğru çalışmakla mümkün olabilir.


Peki hem kendimizin hem de çocuğumuzun bilinçaltını nasıl temizleriz ? Bu konuda da size yolu gösterebilir, size rehberlik edebiliriz. Biz sadece kapıyı gösterebiliriz. Kapıdan geçmesi gereken sizsiniz. Bilinçaltı uygulamaları için Bizimle iletişime geçiniz.




82 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

İLETİŞİM