BESLENME (3)




Önemli bir not ile başlayalım.


Beslenme konusunda otizm diyeti ya da otizm beslenmesi denildiğinde çocuğun başkaca hassasiyetleri, hastalıkları olabileceği hususu pek dikkate alınmıyor.


“Tavsiyelerimiz bir çocuğun otizm ile yaşamasının yanında bilinen veya bilinmeyen kronik bir hastalığının olabileceği düşünülerek oluşturulmuştur. Yani en kötü senaryo esas alınmış, en büyük zorlukları yaşayanlar göz önüne alınmıştır. Bu nedenle bazıları için aşırı kısıtlayıcı gelebilir, fakat her çocuk için sağlıklı ve uygundur”


Ara not: Yarın konu ile ilgili yeni bulgular ortaya çıktığında tavsiyeler güncellenir. Bilim gelişen, değişen bir şeydir.


Beslenme konusunda bir önceki yazımızda belirtilen besinlerle beslenmeye başlayan bir çocuğun olumsuz davranışlarından kurtulması büyük oranda üç gün sürer. Üçüncü günün sonunda glüten ile beslenen neredeyse tüm patojenler açlıktan ölürler.


Meyve şekeri ve nişasta şekeri ile beslenenler ise bir müddet daha açlığa direnç gösterirler. Bu dönemde çocukta tatlı şeyler yeme isteği görülebilir. Şekerle beslenen patojenler aç kaldıklarından bu bilgiyi çocuğun beynine yollarlar ve o da tatlı şeyler yeme isteği duyar.


Bunlarda yaklaşık 30 günlük bir süre içerisinde büyük oranda ölürler. Bu esnada vücuda alınan besinlerle beslenen bakteriler ölenlerin yerini alır yani bağırsak florası değişmiş olur. Yeni ortam hüzün, depresiflik, stres yerine mutluluk, sakinlik, dinginlik, algı açıklığı üretir.


Burada önemli olan süreç baştaki üç gündür. Üç günün sonrasında menüye çocuk eğer yiyorsa aşağıda belirtilen süt ürünleri eklenir ve ertesi gün çocuk gözlemlenir.


Gözlem şu üç noktaya dayanır.

Çocuk ne yedi?

Davranışları nasıldı?

Dışkısı nasıldı? İyi mi ? Yoksa kötü mü ?


Kötü dışkı: Salyamsı, bulanık renkli, kötü kokulu, parça parça, kum gibi, içerisinde sindirilmemiş besinler bulunan dışkıdır.


İyi dışkı: Yukarıdaki özelliklerde olmayan bütün dışkıdır.


Çocuk iyi dışkı iyi, çocuk kötü dışkı kötüdür.


Yaklaşık olarak bir dışkının yarısı ölen bakterilerden oluşur. Yenen besinler kalanların çoğalmasını temin eder. Yani flora da her an binlerce bakteri doğar ve ölür.


Eğer üç gün sonunda kaybolan olumsuzluklardan geri dönme eğilimi gösteren varsa; çocuğun beslenmesine dün eklenen yeni besin “demek ki buna hazır değiliz. Bu besine hassasiyetimiz var” denilerek kenara alınır. Ertesi gün yeni bir besin eklenmez ve davranışın kaybolduğundan emin olunur. Sonraki gün başka bir besin menüye alınabilir. Peynir yoğurt grubunda bu şekilde davranılması uygun olur.


Her ne kadar süt ürünlerinin faydalı bakteriler ürettiği belirtilse de, süte alerjisi olan bir insanın çok büyük olasılıkla süt ürünlerine de alerjisi vardır. Sürt ürünleri faydalı bakteriler üretir diyenler bu bilgiyi Batıdaki kaynaklardan alıyorlar. Batıda bu cümlede kastedilen süt ürünleri şunlardır;


Gerçek parmesan/Parmigiano-Reggiano

Fransız-İtalyan tereyağı

Keçi yoğurdu ve keçi peyniri

Kefir

Doğal Tereyağ

Sadeyağ

Koyun yoğurdu ve peyniri,

Mozzarella

Ekşi Krema

Kaymak


Bu ürünlerden eğer imkanlarda elveriyor ise varsa menüye eklenebilir. Fakat bu noktada çocuğun mayalanan ürünlere alerjisinin olabileceği göz ardı edilmemelidir.


Bahsedilen bu ürünler çocuğun beslenmesine 3. günden itibaren eklenebilir ve olumsuzluk söz konusu olursa çıkartılır. Ekleme işleminde hepsi birden eklenmemeli tek tek gidilmelidir.


Tavsiye ettiğimiz beslenmenin temelini sebze çorbaları oluşturur. Sebze yemek önemlidir.


Gün gün bir anne ya da baba bugün çocuk ne yedi ? nasıldı ? dışkısı nasıldı ? sorularının cevaplarını not ederse, çocuk ilerleyen günlerde eskiye dönme eğilimi gösterirse direkt notlarına bakarak hangi besinin buna neden olduğunu kolaylıkla bulabilir.


Bazı besinleri bu noktada vurgulamamız faydalı olacaktır.


Tahin mesela tüm çocuklar için uygundur. Aşağıdaki tatlandırıcılar ile tatlandırılabilir.


Bu tatlandırıcılardan uygun olanlar çaya ve uygun tariflere de eklenebilir.


İzin verilen tatlandırıcılar:

Toz form stevia, hindiba kökü (Just Like Sugar), inülin, eritritol, ksilinol. Akça ağaç şurubu, dut pekmezi, hurma şurubu ve pekmezi.


Burada dikkat edilmesi gereken husus ürünün temiz ve güvenilir olmasıdır.


Doğal bal kullanılmalı mı?


Aslında evet. Ancak çok fazla sahtesi olduğundan bu seçenek en sona bırakılmalı ya da güvenilir ürün olduğundan emin olunmalıdır.


Eğer çocuk uzun süredir şekersiz şeylere alışık ise tatlandırıcı olarak sadece doğal seçeneklerde kalmak daha uygun olur.


İlk ayın sonunda menüye önce kuru fasülye, mercimek gibi besinler düdüklü tencerede pişirilerek eklenmelidir. Bu husus çok önemlidir. Aksi halde emekler ziyan olur.


Eğer beslenmede gidişat çok iyi ise yani hem çocuğun davranışları hem de dışkısı iyi ise bu besinler daha öncede menüye eklenebilir.


Burada yeni besinler menüye eklenirken çocuğun bu besinleri azar azar yemesini sağlamak önemlidir. Çünkü bu besinleri sindirecek bakteriler vücutta henüz yoktur. Fazla yenmeleri metabolizma hızını değiştirir ve bu da çocuğa olumsuz yansır.


Bu besinler menüye eklendikten sonra ya da ilk ay bittikten sonra Üzüm ve karpuz haricindeki meyveler çekirdekleri alınarak ve kabukları soyularak çocuğa verilebilir.


Meyvelerin menüye alınması çocuğun bunları tölere edip edememesine bağlıdır. Yani denenmelidir. Bu noktada meyveleri mevsiminde tüketmek ve iyice yıkamak önemlidir.


Domates ve biber çekirdekleri alınarak ve kabukları soyularak aynı şekilde bir ayın sonunda menüye eklenebilir.


İlk bir ay boyunca yemeklerde salça kullanmamak da önemli bir ayrıntıdır.


Yine ilk bir ay sonunda pul biber hariç tüm baharatlar yemeklerde kullanılabilir.


Bu eklemelerin bir sıra izlenerek ve çocuk gözlemlenerek yapılması uygun olur. Aksi halde ortaya çıkacak bir olumsuzluk sorunun neden kaynaklandığını bulmamızı imkansız hale getirir.


Unutulmaması gereken bir nokta da çocuk bugün yediğinde tölere edemediği şeyi ilerleyen günlerde tölere edecektir.


Çocuk klavuzdur. Yolun doğru olup olmadığını o gösterir. Bu değişmez kuraldır.


Böyle bir beslenmede belirttiğimiz şekilde menünün açılıp, gluten, kazein bulunmayan bir beslenme şekline geçilerek uzunca bir dönem burada kalınması uygun olur. Glutensiz kazeinsiz tarifler bu noktadan sonra yavaş yavaş beslenmeye de katılabilir.



Beslenme denildiğinde akla probiyotikler gelir.


Peki probiyotik seçerken nelere dikkat etmeliyiz ? ve doğal olarak probiyotik alamaz mıyız ?


Faydalı bakteri gruplarından başlıcaları şunlardır. Kırmızı renkli olanlar özellikle çocuklarımız için önemlidir.


Lactobacillus plantarum

Lactobacillus acidophilus

Lactobacillus brevis

Bifidobacterium lactis

Bifidobacterium longum


Tek tek bu grupların sindirimde neler yaptıkları, nasıl davrandıkları, neler salgıladıkları konusunun aileleri ilgilendirmediğini düşünerek girmiyoruz.


Özetle bir probiyotik alırken özellikle bu canlı gruplarının içinde olması önemli.


Tavsiye derseniz görüşümüz kırmızı renkli yazılı olanların fazlaca olduğu bir ürünün tercih edilmesi uygun olur diyebiliriz.


Peki ya probiyotik alamıyor isek? Bir nedenle bulamıyor isek?


Çiğ yer elması, çiğ karahindiba yaprağı, Çiğ sarımsak, çiğ pırasa, çiğ soğan, pişmiş soğan, Çiğ kuşkonmaz Ayrıca günde 1 çorba kaşığı akasya tozunu da suya katıp içersek doğal yolla onları almış oluruz.


İkinci bir yolda nedir biliyor musunuz?


Çocuğun cildinin temiz bir toprakla teması. Bu muhteşemdir. Konunun tam da bu noktasında Diğer moda diyetlerin neden bitmediğini, neden onların geride kaldığını, hatalı ve eksik olduklarını başka bir açıdan daha vurgulayalım.


Uzun yıllar önce beslenme konusunda çalışanlar bir kabile de kalp ve damar hastalıklarının hiç olmadığını görmüşler. Bu kabile ağırlıklı olarak karbonhidrat ve yağlarla besleniyormuş. Şaşırtıcı derecede de zayıflarmış. Beslenmeleri sağlıklı beslenme olarak alınmış. Buradaki püf noktasını yakalayan Amerikalıların deyimi ile “Lanet olası Kitavalılar”


Yakalanan püf nokta şu; evet yaşadıkları doğal ortamda gayet sağlıklılarmış fakat oradan kalabalık şehir yaşamlarına gidenlerin çoğunun sağlığı bozulmuş. Hemde aynı yemek alışkanlıklarına rağmen. Demek ki keramet yediklerinde değilmiş...


Sebep bulunmuş: Faydalı bakteriler barındıran temiz toprakla haşır neşir olmaları. Ve böylece oluşan ve sürekli korunan, takviye edilen bağırsak florası onları sağlıklı kılıyormuş.


Eskiden çevre ve topraklar gayet temizdi özellikle tarım ile uğraşanlar gayet sağlıklı insanlardı.


Yani çocuklarımızın Temiz toprakla temas etmesi mükemmel sonuçlar verir.


Beslenme konusunda bir önemli bileşende pek anlatılmayan sindirim enzimleri konusudur.


Sindirim enzimleri çocuklarımızın her tür besini tam olarak sindirmesini ve onlardan faydalanmasını sağlar. Bu enzimler bazı çocuklarımızda eksik olabiliyor. Bu da metabolizma sorunlarına neden oluyor.


Doğal Sindirim Enzimleri şunlardır;


Bromelain içeriği nedeniyle Ananas

Papain içeriği nedeniyle Papaya - Doğal Bal-Arı Poleni

Amilaz ve Maltaz içeriği nedeniyle Muz

Lipaz içeriği nedeniyle Avokado - Lahana Turşusu

Actinidin içeriği nedeniyle Kivi - Elma Sirkesi


Sindirim enzimleri arasında yer alan turşuları ve diğer sindirim enzimi ve doğal probiyotik kaynağı olan fermente besinleri Yemek Tarifleri kitapçığımızın Fermente Ürünler bölümünde bulabilirsiniz.


Fermente ürünlerde mayalanan ürünler olduğundan çocuğunuzun maya alerjisinin olup olmadığını mutlaka gözlemlemeyi unutmayınız. Bu noktada tek istisna %100 doğal elma sirkesidir.


Faydalı olması dileği ile.





26 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

İLETİŞİM