BİLGİ AĞI (1)

Güncelleme tarihi: 30 Ağu




“Yaşamı anlamak istiyorsanız bilgi teknolojilerini düşününüz.” Richard Dawkins


İnsanın özgürce düşünmesi ve yaşamasına dair epeyce yazılıp çizilen şey var. Bireyin gelişimini esas alan toplumlar olduğu gibi tersi de mevcut.


Peki yaşamda ne kadar özgürdür insan ?


Bu soruya cevap verirken esas aldığımız zaman dilimi önemli. 2-3 asır öncesine bakıp bazı şeylerin değiştiğini ve özgür olduğumuzu düşünebiliriz. Bakalım öyle mi? Veya yaşanan şey farklı ama sonuç aynı mı?


Konuya girmemizdeki amaç Richard Dawkins!in şu muhteşem sözü: “Yaşamı anlamak istiyorsanız bilgi teknolojilerini düşününüz.”


Yani bu yazıyı okuduğunuzda hiç olmayan bir şeyin ortaya konulduğunu değil var olan bir doğal sistem olduğunu ve bunun teknoloji ile günlük yaşama aktarıldığını size düşündürtmek.


İnsana dışarıdan gelen bilgi nöronlar aracılığı ile beyne iletilir. Beyin bilgileri değerlendirir ve bir sonuca ulaşır. Bu sonucu yine nöronlar vasıtasıyla vücuda iletir. Her bir nöronun diğerine hepsi aktive edilmemiş 30 bin civarında bağlantısı vardır. Bu bağlantılar insan evladının yine yaşadığı deneyimler vasıtası ile aktive edilebilir, yenilenebilir veya koparılabilir. Faydalı işlere kafa yorarsanız bu eylem daha gelişmiş bağlantıları aktive edeceğinden daha gelişmiş bir beyne sahip olursunuz. Hesaplamalar, felsefi tartışmalar, ikinci dil öğrenme gibi.


Herhangi bir bilgisayarın kapasitesi saniyede yapabildiği hesaplama miktarı ile ölçülür. (CPS Calculation per second) Bu değer insan beyni için saniyede 10 katrilyon hesaplama civarıdır.


Bu kapasiteden daha hızlı bilgisayarlar bugün var mı?


Evet yapıldı var. Yaklaşık 720 m2 lik bir alana inşa edilmiş, 24 Megawat güçle çalışıyor ve 34 katrilyon hesap yapabilme kapasitesine sahip. (Tek olduğunu düşünmeyiniz)


İnsan beyni ise sadece 24 watt güçle çalışmaktadır.


2030 lu yıllarda her insanın 1000 dolara kendi beyninden hızlı bilgisayarları koltuğunun altında taşıyabileceği öngörülüyor. Şu anda kullandığımız bilgisayarlar bir fare beyni kadar kapasiteye sahip.


Beyin donanımdır. Kurulumu çalışması basittir. Herhangi bir bilgisayar beyin görevini görebilir.


Akıl farklıdır.


Akıl beyinlerin içerisinde yüzdüğü sonsuz bir okyanustur. Beyni kullanışlı hale getiren şey yazılım yani akıldır. Dil, inanç, adet, gelenek, görenek, aile yapısı, çocukluk olayları bu akıl okyanusunun tek bir damlasını oluşturur.


Okyanus sürekli derin dalgalar oluşturduğu için içerisinde yüzen beyinlerin peş peşe bir arada değerlendirdiği bilgiler farklı farklıdır.


Bu kadar dinamik ve dalgalı bir okyanusun gömülü nöronlarımızın 20-30 bin bağlantısı sonucu ne kadar devasa olduğunu hayal ediniz. Muazzamdır.


Boşlukta duran snapsları nelerin nelerin aktive edebileceğini hayal ediniz. Böyle bir mekanizmayı normal bilinen yöntemlerle anlayamazsınız. Bunun için tüm okyanusu anlayabilmeniz, ihtiyacınız olan noktaları açık bırakabilmeniz gereklidir.


Peki, zeka nedir?


Zeka akıl okyanusuna batırılmış bir beynin o açık kalan noktaları karşılaştırma kapasitesidir.


Örneğin satrançta 1 hamle yaptığınızda karşınızdaki kişinin kaç hamle yapabileceğini önceden hesaplamak, Örneğin oda 5 hamle olsun. 3 hamle yaptığınızda karşınızdakinin 5x5x5 = 125 farklı hamlesini haritalamak. Profesyonel satranççılar 7-8 hamle sonrasını hesaplayabiliyorlar işte buna karşılaştırma kapasitesi yani zeka diyoruz.



1712 de Thamas Newcomen tarafından icat edilen buhar pompası tarihin akışını değiştirecek kadar yıkıcı bir teknoloji idi. O günlerden görülen şey okyanusların ve karaların daha hızlı kat edileceği ve iletişimin hızlanacağı idi.


Nereden nereye diyeceksiniz diyebilirsiniz.


Mukayese edelim; 1984 yılında tüm dünyada kullanılan internet trafiği ayda 15 Gb iken. 2014 yılında kişi başına internet trafiği 15 Gb dır. Bu da 2,7 milyar kat ifade eder ki 1984 yılında yılda kullanılan interneti kullanıcı saniyenin yüzde 1 inden daha az bir zamanda kullanıyoruz.


Teknoloji ruhu olmayan ama hesaplama kapasitesi fazla, insan olmayan insanlar imal etme sürecine çoktan girişti. Sanal zeka bu.


İnsan evladı 4 sigma da denilen binde 4 hata payı ile çalışıyordu. Yani yaptığı her bin işten 4 ü hatalıydı. Bu hataların nedeni unutkanlık, özel ve ailevi sorunlar, karşılaştırma kapasitesinin yetersiz olması, hızlı karar alamama ve kararsızlık gibi özetlenebilir. Örneğin 5000 kişilik bir fabrikada günlük ortalama insan eylemi sayısı 2000 civarıdır. Bu insan başına günlük 8 hataya karşılık gelmektedir. Çalışan sayısı 5000 olduğundan günlük hata sayısı 40.000 dir. Bunu yıla vurursak 1460000 ediyor. Her hatanın kıymetli bir ürün için 1 gr olduğunu düşünün.


Sanal zeka algoritmaları ile donatılmış makinelerin kullanıldığı bir fabrika da çalışan sayısı 5000 den 25 e iniyor. Hata oranı da 1 yıl için tam binde 4 e. O kadar muazzam düşünülmüş ki makineleri sadece kontrol eden kişilerin bile hataları sıfırlanmış.


Yani yapılabilecek tüm hatalar, karşılaşabilecek milyonlarca değişken durum hesaplanmış ve yazılıma dönüştürülmüş. Dahası yazılımda uygulamaya.


Teknoloji perdesi açıldığında ağzımız açık kalacaktır. Teknolojiye sahip olmayan herkeste kas gücü olarak kalacak demek bu.


Ucuz iş gücü, yüksek enflasyon çok zor bir hayat.


Nike diye bir markanın Endonezya da bulunan fabrikasında 1 dolara çalışan insanları düşünün. İnsanın yerini kas gücü alınca emperyalizmin ortaya çıkan vahşi yüzünü bu bir cümle anlatmaya yeter.


Sanal Zeka bu, tabi devamı da var.


İnsan psikolojisi ve fizyoloji ölçülüp, mükemmel özellikleriyle bir veri tabanına aktarıldı. Beynin karmaşık sinyallerinin çözülmesi durumunda insan beyni pekala laboratuvar ortamında da yapılabilirdi.


İnsan evladının fiziksel hareketlerini elektriksel sinyaller olarak ölçmek ve aktarmak kolay olmuştu. Empati ve psikolojik tarafı ise normal matematikle ve bilinen hesaplamalarla mümkün olmamıştı.


Eskinin bütün bir ezberini çökerten yeni bir hesaplama. Bu hesaplamadan yola çıkarak üretilen yeni bir matematik.


Her şey ilerliyordu yalnız çıkmaz sokak şuydu; Akıl okyanusu yoktu !


Dünya üzerinde bugüne dek tahminen 100 milyar insan yaşamıştı. Mevcut nüfusu da eklenirse, yaşanılan zaman devasa bir laboratuvardı.


xxxxx e göre Öyle bir kurgu olmalıydı ki dünya üzerinde 1 milyar kişinin beyin akıl analizine ancak bu şekilde ulaşılabilirdi. 1 milyar denek işte bu eksik kalan puzzle'ın parçalarını tamamlayacaktı.


İnsan aklını sanal ortamda yaratılması kararıydı bu.


Bilgilerin bir araya gelmesinden oluşan en büyük bilgi.


Parça parça anlamsız görülen Legoların bir araya getirilerek anlam ifade eden oyuncakların oluşturulması gibi . Milyarlarca anlamsız ve gereksiz bilginin bir araya getirilerek anlamlı bir son bilginin bulunması durumu.


İnternet kullanan bir insan internette her sat başı kendisi ile ilgili ortalama 15 bilgiyi bilerek veya bilmeyerek arkadaşları veya ailesi hakkında da 4 bilgiyi sanal ortama bırakır.


Sabah uyandıktan hemen sonra başlarsınız. Akıllı telefonunuz günlük kalkış saatlerinizi bir yerlerde saklamıştır. Hangi sıklıkla kalkmayı erteleyip, saati ileri ayarladığınız kayıtlıdır.


Gördüğünüz rüyayı birisine anlatmanız veya internete sormanız durumunda büyük bilgi ile paylaşmış olursunuz. Bilinçaltınız hakkında fikir verir.


Cebinize koyup dışarı çıktığınız akıllı telefonunuz adım hızınızı sayar, kalorilerinizi ve kalp ritminizi ölçer, sağlık durumunuz gerçek zamanlı takiptedir. Gen haritanız bir yerlerde kayıt altına alınmıştır. Henüz yakalanmadığınız bazı hastalıkların ne zaman ortaya çıkacağı bilinir.


Arabanıza veya toplu taşıma aracına giderken izlediğiniz yol bellidir. İş yerinize giderken izlediğiniz yol bellidir. İş yolu üzerine hangi kırmızı ışıklara yakalanacağınız bellidir.


Yazarken yaptığınız gramer hataları, kullandığınız kelime sayısı Büyük bilgide toplanan verilerdendir. Okuduğunuz kitap bilinir. Kitabın okunması sonucunda kullandığınız yeni kelimelerin analizi yapılır. Bu kitabın beyninizin hangi snapslarını birbirine bağladığı tespit edilir. İzlediğiniz film, belgesel, futbol maçı ve geri kanalı bilinir. Bu izlemeler öncesi ve sonrası belleğinizin karşılaştırmaları yapılır.


Telefonla konuşurken ki ses seviyeniz öğretilmiş korkulara reaksiyonlarınız, (susmak, bağırmak, hakaret, kavga) sevinç sırasında kullanılan kelimeler büyük bilgi için önemlidir.


Parmak izi ile şifreleme yöntemi size pazarlanarak parmak iziniz alınmıştır. Yüz tanımlama sistemi devasa bir teknoloji imiş gibi sunulup, yüzünüzün karakter çizgileri oluşturulmuştur. Alışveriş eğilimleriniz bellidir. Neye ne kadar harcadığınız çok iyi bilinir. Aile ortamında papağanlardan sohbet edersiniz, papağan içerikli reklamlar ekranlarınızda gezinir. Okumayı seveler için papağanla ilgili kitap reklamları, sinemayı sevenler için papağanla ilgili film reklamları ekranlarınızda döner durur.


Sevdiğiniz renkler, kokular bellidir. Sanal ortamda herhangi bir konuya odaklanmanız gerekiyorsa bu kokuları çağrıştıran görseller kullanılır.


Sevdiğiniz yazı karakterleri bellidir. Akıllı telefon yenileme yaptıktan sonra o yazı karakterini karşınızda bulursunuz.


İyi iletişim kurabildiğiniz dostlarınız ortadadır. Bu dostlarınıza sizi bağlayan gerçekleri siz tam olarak açıklayamayabilirsiniz ama Büyük Bilgi açıklayabilir.


Gördüğünüz resimlerin ne kadarını aklınızda tutabiliyorsunuz?


Resim zekanız bilir.


IQ nuz aralara sokulmuş sorulara verdiğiniz cevaplardan ölçülür.


Yazdığınız mesajlardaki, blöfleriniz, yalanlarınız, kandırmacalarınız anlaşılır. Korkularınız, nefretleriniz, sevgileriniz, cesaretiniz, samimiyetiniz, şiddet eğiliminiz, ahlakınız, vicdanınız durmadan sisteme sağlamış olduğunuz tam 13 milyon diğer parametre ile gün boyu sınıflandırılırsınız, tanımlandırılırsınız, sanal platformda üretilmeye çalışılırsınız... ruhunuz duymaz...


Kısacası, herkesin herkesten sakladığı ve kendi hakkınızda dahi bilmediğiniz bütün karanlık noktalar ‘Big Data’ ile aydınlatılmıştır... Bu bilgi damlacıklarının zamana büyük bir okyanusa dönülmesi sonucu akıl tanımınız yapılmış olur.


Beyninizi tanımlayan gerçek bilgisayarların bu okyanusa daldırılması sonucu da makine insan arayüzüne ulaşılmış olur.


İnsan evladı yani siz


Ekran arkasında sanal siz.


Yavaş yavaş dolan okyanus kullanılan beynin sizden alınarak oluşturulan bilgilerle donatılınca bilgi akışı tersine dönerse ne olur ?


Sokaklara, haberlere, dünyaya ve aynaya bakarsanız anlarsınız.


Yapay zeka sadece akıllı makinelerin insanların yerine geçmesi değildir.



Etrafınızda kararsız kalması durumunda bir yerlere danışmak istermişçesine, emir beklercesine sanal ortama gömülen insanlar var mı? dikkatinizi çekti mi?


2025 yılına kadar gruplar halinde toplu manipülasyonlar devam edecekken, 2025 yılından itibaren bireysel olarak da manipüle edileceğiz.


Hangi şehirde yaşamalıyım ?


Kiminle evlenmeliyim ?


Hangi meslekte daha başarılı olurum ?


Bu sorulara tek tuşla yanıt bulmak. Bütün bir ağın tüm veriyi topladığını ve bireysel bir zeka olarak herkesi yönetmesi anlamına gelir.

Özgürlük mü demiştiniz ?


Bazı büyük ülkelerde seçim manipülasyopnları yargıda. Yani karar verme güdüleri ile oynanmış.


Bütün evrenin sahip olduğu bilgi adedi 10 üzeri 90 bit. (Seth Lloyd'un kısmen entropi temelli hesaplamalar ile ulaştığı sonuç. Aykırı görüş henüz belirtilmedi).


Dünyanın sahip olduğu bilgi adedi yaklaşık 10 üzeri 25 bit.


İnternet ağ yapılanmasının bilgi saklama kapasitesi yaklaşık 10 üzeri 25 bit.


Dünyadaki bilgi sayısının internette depolayabileceğimiz bilgi sayısına eşit olması ne anlama geliyor?


Dünyanın gerçek tarafında bir insan düşününüz. Bu insan, insanlık tarihi boyunca biriktirmiş olduğumuz bütün bilgilerin sahibi olsun.


Yazılmış bütün kitapları okumuş ve ezberine almış, ulaşılmış bütün bilimsel kuramları çok iyi bilen, her bir insanın hayatını doğduğu günden itibaren saniye saniye takip etmiş ve bu veri/bilgi yığını içerisinde çok hızlı ve rahat bağlantı kurabilen bir kişi hayal edelim.


Böylesine bir özelliğe sahip kişinin elindeki gücün büyüklüğünü hayal edebiliyor musunuz?


Bu gücün sınırlarını çizebilir misiniz?


Hayalini ettiğimiz bu kişi var mı ? her şeyi bilebilecek tek bir algoritma olarak var…


Yazının başındaki söze dönelim; “Yaşamı anlamak istiyorsanız bilgi teknolojilerini düşününüz”


Demek ki yaşamda yani doğal olarak işler belirtildiği gibi yürüyor. Her insanın bilinci bir kanala bağlı, zihin denen şey kafatasımızın içinde değil, tüm akılların bir şeyi ararken dalıp çıktığı büyük bir bilgi okyanusu var.


Ve herkes birini zihnen düşündüğünde aslında onun yanında. Böyle bir irtibatta mümkün.


Demek ki her birimizin yanında eylem, kelime ve düşüncelerimizle inşa ettiğimiz yapısını tam bilemediğimiz formsal varlıklar var ve yaşamımızda söz sahibi.


Demek ki her yeri kaplayan bir ağ var. Her anı doğal olarak kayıt altına alan.


Demek ki gerçekten her şeyin yapı taşı atom ve atomun da yapı taşı bilgi.


Demek ki düşünce somut.


Demek ki doğal olarak bilgiyi zihin ile mesafe gözetmeksizin bir başka yere taşımak mümkün. Uzaklardaki bir sevdiğinize dua etmek ve onunda rahatlaması gibi.


Her şeyin yapı taşı atom ise, atomda bilginin kendisi ise demek ki günlük yaşamda var olan bir şeyi değiştirmek bilgi ile mümkün.


Eskilerin kerameti akıl okyanusuna dalıp o bilgiyi bulup kullanmaktan ibaretti.


Günümüzde karanlık madde keşfedildi. Her yeri saran şey. Onu hesaplamak yani üzerinde değişiklik yapmak için kuantum bite tasarlandı, şimdi kuantum bilgisayarları karanlık maddeye bağlama uğraşı sürüyor. Yani fiziki bir şeyi karanlık maddeyi kullanarak vücuda getirme veya yok etme veya değiştirme.


Yazının başındaki söze dönelim; “Yaşamı anlamak istiyorsanız bilgi teknolojilerini düşününüz” Yani kuantum bilgisayarların yaptığı işi doğal olarak yapmakta mümkün.


Bilgi ağı Büyük patlamadan beri vardır insan sadece Bunu formüle edip gerçek hayattaki karşılığını bulmaya çalışmıştır.


Yazıyı okurken bir hususta göze çarpacaktır. İnsan ne kadar kendinden bir haber değil mi?


Gelecek bizlere, bireyselleşemeyen toplumların günümüz itibariyle içerisinde bulundukları fena durumlarını kötüleştirerek sürdürecekleri gerçeğini fısıldıyor. Batı toplumlarının eğitim sistemlerinde ‘Yalnız kalmayı başarabilme’ vurguları, diğer tabirle bireyselleşmeyi toplumun dinamosu görme ön kabulleri, doğu toplumları ile aralarındaki farkın açık sebeplerinden.


Bireyselleşmek hayati derecede önemli. Herhalde yukarıdaki anlatıyı ilk yazan, anlatıda işaret edilen noktaları tespit eden ve görev alan, elinizde tuttuğunuz akıllı aletleri ilk ortaya atan ve geliştiren, karanlık maddeyi bulan, karanlık maddeyi hesaplamak için birim geliştiren o özenilen sıradan zekalar yapmış olabilir mi?


İnsanın amacı kendini aşmak olmalı. İnsan üstü olmayı aramak olmalı. Sıradan insan denilince şu alıntıyı da ekleyelim;


2004 yılı Temmuz ayında İtalya'nın Monza şehri sakinleri ilginç bir yasanın yürürlüğe girmesi ile sohbetlerine neşe katacak bir konuya sahip olmuşlardı. Yasa, fanus veya benzeri akvaryumlarda Japon balığı beslemeyi yasaklıyordu.


Yasa, fanus tarzı akvaryumların dışbükey camlarının Japon balıklarında bozulmuş bir gerçeklik görüntüsü oluşturduğunu söylüyor ve bunun Japon balıkları için işkence anlamına geldiğini iddia ediyordu. Konu, İtalya'da yaratıcı esprilere malzeme olduktan bir süre sonra yaşamın her detayı gibi geride bırakıldı ve unutuldu.


Fakat Stephen Hawking Japon balığı yasasını Büyük Tasarım isimli kitabında yeniden gündeme getirecekti, tabi farklı bir yaklaşımla.


Kitabın 'Gerçeklik Nedir?' isimli üçüncü bölümü Japon balığı yasasından hareketle bir soru soruyordu; 'Peki biz gerçekliğin doğru ve bozulmamış resmine bakıp bakmadığımızı nasıl bileceğiz?' Soru gayet yerindeydi ve okuyucuyu 'Peki doğa yasaları ne kadar gerçektir ve bizler için ne anlam ifade etmektedir?' sorusunu sormaya yönlendiriyordu.


Nesiller boyunca aynı akvaryumda yaşamış Japon balıklarının bir süre sonra beyinlerinin geliştiğini ve bulundukları yerle alakalı kendilerine sorular sormaya başladıklarını düşünelim.


Bilge japon balıklarının doğa yasaları ortaya koyduklarını ve bunlar üzerinden çıkarımlarda bulunduklarını hayal edelim. Elbette fanustaki fiziksel durumla alakalı teoremler üretecekler ve bazı teoremler her zaman doğrulanacağı için bunlara kanun diyeceklerdi.


Gerçekliğin sadece bir yanılsaması olan bu kanunlar bir süre sonra farklı inançlara evrilecekti ve bu inançların peşinden koşan Japon balıkları görecektik.


Bazı bilgelerin ürettiği fikirler egemen inançlarla çelişecek ve engizisyonvari cezalandırmalara şahit olacaktık.


Örneğin her şeyi çift görmeyi bir kısım Japon balığı iki gerçeklik olarak tanımlarken diğerleri metafizik yansıma olarak açıklayacaktı.


Japon balıklarını kendi hakikat mücadelelerinde yalnız bırakıp diğer bir saat örneğiyle devam edelim.


Saatin içerisinde sürekli farklı yönlerde ve hızlarda dönen bir sürü dişli bulunur. Dişlilerin üzerlerin de bilgiler mevcuttur. Bu bilgiler dişlinin yarıçapı, kaç dişe sahip olduğu ve dönme hızının ne olduğu gibi bilgilerdir.


Her dişli üzerindeki bilgiyi bir sonraki dişliye iletmekle görevlidir. Bir dişli için ne üzerindeki bilgiyi okuyabilmek ne de bu bilgiyi bir sonraki dişliye neden aktardığını anlayabilmek mümkündür.


Diyelim ki bu dişlilerden bir tanesi akıl sahibi ve belli süreler sonucunda analizler ve deneme yanılma metotlarıyla sahip olduğu ve aktardığı bilgiyi çözdü.


Bunun devamında bilgisini aktardığı diğer bir dişlinin bilgisini de çözmeli, dönmelerine sebep olan enerji kaynağını bulmalı, akrep ve yelkovanın hareketlerini anlamalı.


Bunların her birisini çözse dahi en sonunda bu kaotik saat düzeninin neye hizmet ettiğini anlamayacaktır. Çünkü onların hareketlerinin bütünü, zaman denilen başka bir boyutu takip edebilmek için kurgulanmıştır.


Saat, akrep ve yelkovanın ürettiği bilgi ile metronun durağa varış zamanını belirlemiş olur. Saatteki dişli için metronun ne işe yaradığı, metronun durağa varış süresinin kendisiyle bir alakasının olup olmadığı ve metronun nereden gelip nereye gittiği tamamıyla bilinmezdir.


Dişli, metronun gelişiyle kendisi arasında bir nedensellik ilişkisi pek tabi kurabilir. Örneğin her 1500 dönüşte bir metro geliyordur.


Fakat metronun bozulması veya gece itibariyle seferlerin durması dişlinin kafasını karıştıracak ve dişli daha fazla gözleme ihtiyaç duyacaktır.


Albert Einstein’ın ifade ettiği gibi ‘Bir teori tecrübeye dayanılarak sınanabilir, ama insanı (veya saat dişlisini) tecrübeden bir teori kurmaya götürecek herhangi bir yol yoktur’.


Bir Japon balığından veya bir saat dişlisinden farkımız nedir?


Evrenin (veya evrenlerin) bizim için biçtiği rolün ne olduğu hususunda bir fikrimiz var mı?


Gelelim çocuklara.


Çocuklarımız yapıları gereği bireysel. Bizler akan zamanın farkında değiliz. Her şeyi aynı kalır sanıyoruz. Gelecek kalabalıkların değil bireysel olarak ayakta kalabilenlerindir. Ve evren daima yoluna daha zeki canlılar ile devam eder. Zamanın oku böyle söylüyor. Bize düşen onları rahatlatmak ve yetiştirmektir.


Peki nasıl ?


İşte şimdi o noktaya geldik. Diyetler, takviyeler, çeşitli sakinleştiriciler, eğitimler v.s


Bütün ezberlerinizden vazgeçiniz.





38 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

İLETİŞİM