KESİN OLAN TEK ŞEY...



Mucizeler çağrıldığı yere gelir.


İnanç ve seçimle her şey değişir.


Sitemizde kitaplık isimli bir bölüm var. Kitaplar birbirinden güzel. İçlerinde birisine ayrıca değinmek gerekiyor.


"Martı"


Kitabın yazarı kitabı ilk başta üç bölüm olarak bastırtır. Bir bölümünü çıkartır. Aradan yıllar geçmiştir. Umulmadık bir anda yazarın sekreteri bu bölümü bulur. Yazar ile aralarında bir konuşma geçer. Yazar düşünür ve "acaba bizde o martılar gibi mi olmaya başladık?" der. Ardından kitap o bölüm eklenerek 2013 yılında tekrar basılır.



İnançlı insanlar her şeye bir gücü yeten var derler. Ondan ümit kesilmez de derler. Kul ister O yaratır da derler. Hz. Mevlâna “Dünyada olabilecek her bir olay için misal aleminde sayısız ihtimal uyur. Siz ağzınızdan çıkardığınız sözlerle o ihtimalleri uyandırırsınız. Güzel kelimeler söyleyin ki güzel ihtimaller uyansın. İnsanın kaderine müdahalesi buradadır” der.



Kesin olan tek şey kesin bir şeyin olmamasıdır.


Bilimsel olarak Bilim 1.0 den Bilim 2.0 ye geçiş dönemindeyiz.


Bazen rastlarsınız; sayılara çeşitli anlamlar yükleyen ve bunları kullanan kişiler vardır. Fakat sayılarla ifade edilen şeyler değişkendir. Pisagor!da sayıların kesinliğine inanıyordu. Tarikat okuluna benzeyen bir okuluda vardı. Pi sayısını keşfedince şok oldu. Sayının sonu yoktu.


Pisagor kendi öğretisini yaşadığı toplum inancı ile harmanlamıştı. İrrasyonel sayıların keşfi Pisagor öğretisinin sonu olduğu gibi, halkın kabul edemeyeceği kendisine ağır bedeller ödetecek bir konu idi. Ve bu keşfi uzun bir süre halklarından sakladıkları tarih kayıtlarından biliniyor.


Evet kesin olan tek şey kesin bir şeyin olmamasıdır.


Einstein’e atfedilen bir söz var; “İnsanoğlu ağzından çıkan cümlelerin, beyninden çıkan düşüncelerin bütün evreni dolaşıp tekrar onlara geri döndüğünü bilse eminim çok daha dikkatli olurdu” der.


Bir şeyi yani o anki kesinliği değiştirebilmek için yani olumsuz bir durumu ortadan kaldırabilmek için onu meydana getiren şartları matematiksel olarak ifade edecek olursak değişkenleri değiştirmemiz gereklidir.


Normal şartlar altında su 100 derecede kaynar. Ama normal şartlar altında. Günlük hayatta normal şart diye bir şey yoktur. Suyun içerisine biraz tuz eklerseniz kaynama noktası değişir mesela.


Kendimize sınır koymamamız şart. Aşağıda dördüncü bölümün neredeyse tamamı bulunuyor. Bizler o küçük martı gibi hissederiz kendimizi bazen. Sürüyü boş verip, duyduğumuz her şeyi bir yana koyup, düşünebildiğimiz her şeyi gerçek yapabiliriz.


DÖRDÜNCÜ BÖLÜM GENİŞ ÖZET:


Martı Janothan sürünün sahillerinden yok olduktan sonra birkaç yıl boyunca çoğu martı onun mesajını almıştı. Martılar birbirlerini yadırgamadan onun yolundan gitmeye çalıştılar.


Martı Fletcher’in kendi öğrencileri ve onun öğrencilerinin öğrencileri mutluydular.Bazen Janothan’dan daha akrobatik hareketlerde yapıyorlardı. Sınırlarını ve hızlarını mükemmel bir şekilde arttırıyor ve bazen janothan gibi boyut değiştiriyorlardı.


Bu Altın çağ bir müddet devam etti. Sonrasında martılardan oluşan kalabalıklar Janothan’a dokunan martı olan Fletcher'e dokunmak için yaklaşmaya başladılar. Çünkü Janothan artık kutsal kabul ettikleri bir kuştu.


Fletcher ise kendisinin de onlar gibi bir martı olduğunu, sadece hepsinin öğrenerek bu işleri yaptığını söylüyor ama sözleri fayda etmiyordu.


Ona sürekli Janothan’ın kelime ve hareketlerini soruyorlardı. Onlar önemsiz bilgiler için yaklaştıkça Fletcher daha fazla rahatsız oluyordu.


Bir zamanlar Janothan’ın mesajını çalışmakla, özgürce uçmakla ilgilenirken şimdi zor işlerden kaçmaya ve efsaneleştirmeye başlamışlardı.


Martıların Fletcher’ı demeye başladılar. Flecher ise bana Fletceher deyin diyordu saygı gösteren hitaplardan rahatsızdı. Diğerleri onun sorulara kaçamak cevap verdiğini düşünüyorlardır.


Martıların Fletcher'i martıların kutsal Janothan rüzgara karşı uçmak istediğinde rüzgara doğru bir adım mı yoksa iki adım mı ilerlerdi?


Daha Fletcher bir soruyu düzeltmeden diğer soru geliyordu.


Martıların Fletcher'i, martıların kutsal janothan’ının gözleri gri mi yoksa altın renkli miydi?


Soruyu soran gri gözlü kuş istediği cevap için kıvranıyordu.


Fletcher; bilmiyorum dedi, gözlerini boş verin. Bunun nasıl önemi olabilir ? Gözleri mordu onun.


Gelin size fırıldak gibi dönmeyi göstereyim. Bu hareket zordu ve martılar biraz uğraşıp yorulduktan sonra eve giderken kutsal Janothan’ın mor gözleri varmış kimsenin gözlerine benzemezmiş gözleri diye konuştular.


Dersler yıllar içinde değişti. Şiir gibi uçuşlar, çalışma öncesi ve sonrası Janothan ile ilgili kısık sesli konuşmalara döndü. Hiç kimse artık eskisi gibi uçmuyordu.


Fletcher bu duruma öfkeleniyor şaşırıyor ama bu gidişatı durduramıyordu. Onurlandırılıyor hürmet görüyordu ama söyledikleri dinlenmiyordu ve uçmak için çalışan kuşlar git gide azalıyordu.


Başlangıçtaki öğrenciler birer birer öldüler. Arkalarında soğuk cesetler bıraktılar. Sürü cesetleri bırakmayıp onlar için yaşlarla dolu büyük törenler düzenledi. Ölü martıları çakıl taşlarından devasa mezarlar yapıp gömdüler. Her bir taş son derece ciddi bir kuşun verdiği uzun kederli bir konuşmanın ardından yerleştirildi.


Mezarlıklar ardından tapınaklara dönüştü. Her şeyle bir olmak için Martılar artık mezarlara her gün bir çakıl taşı atmak gibi bir ritüel edindiler. Taş atan onlarla bütün oluyordu. Kimse her şeyle bir olmanın ne olduğunu bilmiyordu.


Taş ne kadar güzelse ve ne kadar artarsa onlara yaklaşma durumu o kadar artardı.


En son Fletcher öldü. Janothan gibi uçarken kayboldu. Aslında ne taş atarken ne de meditasyon yaparken değil uçarken kaybolmuştu.


Sürü hayrete düştü. Fletcher uçuştan dönmemişti.


Diğer yedi öğrencinin mezarı ile çevirili olan bir kayanın olduğu yerde durduğuna inandılar. Bulutlar ikiye ayrılmıştı ve Janothan alnında değerli bir taç ile Fletcher’i çağırmış ve o da ışıklar içinde göğe yükselmiş ve ardından bulutlar kapanmıştı.


Böylece Fletcher’in kutsal anısına bir olma kayasının üzerine koyulan çakıl taşı yığını dünyanın en büyük taş yığını oluverdi.


Her yerde bunun kopyası olan başka yığınlar yapıldı. Sürü her Salı kutsal Janothan ve öğrencilerinin anlatılarını duymak için buralarda toplanıyordu.


Kimse kesinlikle gerekenden fazla uçmuyordu artık. Uçmak gerekse bile bunun yerine varlıklı kuşlar gagalarıyla ağaç dalları taşlıyorlardı dal ne kadar büyükse kuş o kadar yüksek seviyeli uçan kuş sayılıyordu.


Janothan öğretisinin sembolü pürüzsüz bir taştı sonra her tür taş kabul edilir oldu.


Salı günleri uçmayı kesiyorlar ve sürüden resmi bir öğrencinin anlatılarını dinliyorlardı.


"Yüce martı bizim gibi karıncadan bile önemsiz olanlara acı" cümlesini resmi bir öğrenci sürekli tekrarlıyordu. Birkaç küstah kuş seslerin bir anlama gelmediğini fısıldaştı.


Janothan’ın kum taşından yontulmuş ve deniz kabuklarıyla süslenmiş resimleri her mezarda ve mezar kopyasında belirmeye başladı. Bu mezarlar artık ibadetin merkeziydi.


200 Yıldan kısa süre içinde Janothan’ın öğretisindeki her öğe kutsal olduğu ileri sürülerek günlük uygulamalardan çıkarıldı. Sıradan karıncadan bile önemsiz olan sıradan martıların bunlara erişemeyecekleri söylendi.


Zamanla martı Janothan’ın adına yapılan törenler takıntılı hale gelmeye başladı.


Düşünen az sayıda martı bu uygulamalardan uzak duruyordu. Bu kuşlar meraklı olduklarından çeşitli denemeler yaptılar. Ama öğretiyi reddederek Janothan’ın adını hiç anmayarak mesajın peşine düştüler. Ve sorular sormaya başladılar.


Resmi öğrenci olan küçük bir kuşa sordular;


Bir düşün her Salı seni dinlemeye gelen kuşlar sana şu üç şey için geliyorlar. Kendileri bir şeyler öğrendiklerini düşündükleri için, bir taş koyup kutsal olduklarına inandıkları için ve tanındığı ve beklendikleri için. Peki ya senin öğrenecek bir şeyin yok mu?


Küçük kuş: Hayır. Öğrenecek bir şey var ama ne olduğunu bilmiyorum dedi küçük kuş. Milyonlarca taş koysam da bu beni eğer hak etmiyorsam kutsal yapamaz diyede ekledi.


Devam ettiler;


Zayıf kimselerin gerçek dünya ile yüzleşmeye dayanamadığı için inandığı bir masal bu. Düşünsene 300 km hızla uçabilen bir martı. Denedim ve 80 km’yi geçemedim. O zaman bile kontrol çok zor. Yaşamın, dünyanın aşılamayacak yasaları vardır. Eğer öyle düşünmüyorsan bunu kendin dene.


Gerçekten dürüstçe söyle yüce martı Janothan’ın gerçekten 300 km hızla uçtuğuna sen inanıyor musun?


Resmi öğrenci körü körüne bir inançla daha hızlı uçtuğuna da inanıyorum dedi. O bunu başkalarına da öğretti diye ekledi.


Masalınız böyle söylüyor ne zaman içinizden birisi böyle uçarsa size inanırız dediler.


Küçük martı kendi yoluna koyuldu Tüm sürü alışkanlıklarını reddetti.


Bir akşam üstü uçarken hayatın boş olduğunu düşündü. Madem her şey boştu neden yaşayayım dedi. Ardından okyanusa doğru pike yapıp boğulmayı düşündü . Dürüst ve mantıklı yaşayan bu martı sıkıcı ve yalan yaşamdan kurtulmalıydı. Heyecanlıydı.


Ölüm pikesinin ortasına geldiğinde sağ kanadının hemen yanında bir uğultu duydu ve bir kuş yanında geçiverdi. Işık huzmesi gibiydi, meteor gibi. Önce suya indi sonra birden yukarı çıktı tam bir daire çizmişti. Çok çok hızlıydı.


Seslendi beni bekle diye, yanına gitti.


Seni korkutmak istemedim dedi diğeri. Eğlencesine uçuyordum. Öylesine yani.


Sürüde seni hiç görmedim dedi küçük kuş, sordu, siz kimsiniz ?


Ben John dedi .. (Janothan)


Hikaye böyle.


İsterseniz Janothan, isterseniz küçük kuş, isterseniz de sürünün bir ferdi olabilirsiniz.


Gerisi size kalmış.













33 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

İLETİŞİM