14-ANNE GÜÇLENMEDİ ALIŞTI
- 6 saat önce
- 8 dakikada okunur
Anne Bedenine Yazılan Kayıtlar ve Onarımın Sessiz Eşiği
Okuyucuya Not
Bu metin bir suçlama metni değil; bir yük haritasıdır. Kimsenin “yanlış yaptığı” bir yerden değil, çoğu kişinin elinden geleni yaparken maruz kaldığı yüklerden söz eder.
Türkiye’de bu yolculuk çoğu zaman aynı mekânlardan geçer:
Bir bekleme salonunda, çocuğun adı anons edilir mi edilmez mi diye kulak kesilirsin. Çocuğun bir hareketini ‘doğru’ yapmak için değil, kimse ters bakmasın diye durdurmaya çalışırsın. O an aslında çocuğun davranışını değil, kendi utancını sakinleştirmeye çalıştığını fark etmezsin. O gün aslında çocuğunu değil, diğer insanların bakışını regüle etmeye çalıştığını fark etmezsin.
Heyet günleri, hastane ve kurum koridorları, bekleme salonları, resmî cümleler, kısa bakışlar… Orada tanıştıklarımız da olur; tanışamadıklarımız da. İsimlerini bilmediklerimiz, bir daha hiç görmediklerimiz…Ama bedenimiz onları hatırlar.
Burada mesele niyet değil; maruziyettir. İyi niyetle yürüyen bir yolun bile bedende ve sinir sisteminde bıraktığı izler vardır.
Eğer okurken daralırsan, bunu bir eksiklik sayma. Bu, uzun süredir taşınmış bir yükün bedendeki sesi olabilir. Bu metin aceleyle değil, beden biraz nefes alabildiğinde okunmak için yazıldı. Ağır gelirse ara vermek, sayfayı kapatmak ya da başka bir zamana bırakmak bu metnin ruhuna uygundur.
Bu bir geri çekilme değil; bedenin kapasitesini gözetmektir.
Metni bitirmek bir görev değildir. Ritmi okur belirler.
Metnin Nasıl Okunacağı
Bu yazı “öğüt” diliyle değil, “tanıklık” diliyle yazıldı.
Çünkü bazı anneler yıllarca bir şey anlatamaz;
ama bedenleri anlatır:
bazen mideyle,
bazen uykuyla,
bazen çeneyle,
bazen omuzla,
bazen de “hiçbir şey hissetmiyorum” diye görünen bir donuklukla.
Bu kayıtlar bir travma filmi gibi tek sahnede yazılmaz;
daha çok bir günlük gibi birikir:
her gün küçük bir cümle,
küçük bir bakış, küçük bir acele…
Ve yıllar sonra bir anne şunu diyebilir:
“Ben aslında hep güçlüydüm. Ama ben güçlenmedim…ben alıştım.”
Alışmak çoğu zaman iyileşmek değildir.
Çünkü beden iyileşince genişler; alışınca daralır.
Beden bazen sadece ‘dayanmayı’ öğrenir;
ve buna yıllar sonra ‘güç’ deriz.
Güç sandığın şeyin bir kısmı,
aslında vazgeçememek olabilir.
Bu metin, tam da o alışmanın bedende ve sinir sisteminde bıraktığı izi görünür kılmak için var.
Uzun süreli alarm sadece duygu üretmez; algıyı daraltır, dikkat ve karar verme biçimini sertleştirir, ilişki kurma kapasitesini yorar.
Amaç; anne–baba–uzman–çevre herkes elinden geleni yaparken bile görünmez kalan yükleri birlikte görebilmektir.
Bu metin bir “hata listesi” değil; yükün bedendeki izlerini gösteren bir haritadır.
Bu yüzden burada anlatılanlar sadece yaşanmışlık değil;
bedenin ve beynin birlikte tuttuğu kayıtlardır.
Beden–Beyin Mührü
Bu kayıtlar sadece “duygu” değildir.
Uzun süreli alarm,
bedenle birlikte beynin de ritmini değiştirir:
seçenekleri azaltır,
karar verme biçimini sertleştirir,
ilişkide kalma kapasitesini daraltır.
Bu durum bir irade eksikliği değildir.
Sinir sistemi tehdit algıladığında,
beyin hayatta kalmaya öncelik verir;
öğrenme, esneklik ve ilişki kurma
biyolojik olarak geri plana alınır.
Ve bu yüzden anne bazen
“mantıklı karar veremediğini” değil;
bedeni daraldığı için seçenek göremediğini yaşar.
Yani iz, hem bedende hem beyinde taşınır.
Bu yüzden bu metin, ‘neden böyle oldu’yu açıklamaktan çok,
‘beden artık neyi taşıyamıyor’u görünür kılmaya çalışır.
Buraya kadar okudukların,
yükün anne bedenine nasıl yazıldığını anlattı.
Ama her kayıt,
bir noktadan sonra sadece hatırlanmaz;
taşınamaz hâle gelir.
Bu noktada artık mesele “neden böyle oldu?” değildir.
Çünkü beden, hikâyeyi anlatmayı çoktan bitirmiştir.
Şimdi metin, yükün artık neden taşınamadığı o sessiz eşiğe gelir.
ONARIM NEREDEN BAŞLAR?
(Yük Azaltma, Yavaşlama ve Bedensel Eşik)
Okuyucuya Kısa Niyet Notu
Bu yazı, “ne yapmalıyım?” sorusuna cevap vermek için yazılmadı.
Çünkü bazı bedenler, cevap almaktan değil;
artık cevap aramaktan yorulmuştur.
Bu yazı bir şey eklemeyi önermez.
Bir program sunmaz.
Bir yol haritası çizmez.
Bu yazı, bedenin uzun süredir taşıdığı yükle ilk kez yüz yüze geldiği eşiği tarif eder.
Burada ‘çözüm’ değil, ‘nefes’ var.
Çünkü bazı dönemlerde en doğru ilerleme,
daha fazla şey eklemek değil;
daha az yük taşımayı öğrenmektir.
Bazen onarım, doğru şeyi yapmakla değil;
yanlış yükü artık taşımamayı fark etmekle başlar.
Bu yazı, bir önceki bölümde anlatılan kayıtların neden oluştuğunu değil;
o kayıtların artık bedeni nasıl yorduğunu fark etme yeridir.
Çünkü bazen beden, yükün hikâyesini anlatmayı bitirmiştir.
Şimdi ihtiyaç duyduğu şey yeni bir açıklama değil;
yükün azalmasıdır.
Bu yüzden şimdi, alıştığımız soruyla başlamayacağız.
Çünkü bazı sorular çözüm üretmez; yalnızca yükü sürdürür.
Buradan sonra metin, önce hangi sorunun bedeni daha da zorladığını gösterecek.
1- Yanlış Soru: “Şimdi Ne Yapmalıyım?”
Türkiye’de zorlanma başladığında ilk refleks şudur:
Bir şey yapılmalı.
Bazen çözüm aramak,
sistemin durmasına izin vermemektir.
Bazen en yorucu şey çocuğun zorlanması değil, yetişkinin duramamasıdır.
Çünkü durmak, birçok anne için ihmal gibi hissedilir.
Oysa çoğu zaman durmak,
sistemin ilk kez hayatta kaldığını hissetmesidir.
Bu yüzden hemen hareket başlar:
Daha çok seans.
Daha sık takip.
Daha yakın kontrol.
Bu refleks ilgisizlikten değil;
kaygıyla sevginin iç içe geçmesinden doğar.
Ancak uzun süre alarmda kalan bir sinir sistemi için belirleyici olan,
yapılanların doğruluğu değil;
bedenin kendini güvende hissedip hissetmediğidir.
Anne bedenine yazılan kayıtlarda gördüğümüz gibi,
alarm uzun süre bastırıldığında beden bir noktadan sonra sadece hızla ayakta kalır.
Bu yüzden “ne yapmalıyım?” sorusu çoğu zaman meraktan değil;
bedenin artık duramamasından doğar.
Ve burada yön değişir:
Sorun çoğu zaman eksik olan değil, fazla olandır.
2- Onarım = Regülasyon
(Gelişim Değil)
Onarım, gelişimle karıştırıldığında bedeni zorlar.
Çünkü gelişim bir ilerleme,
regülasyon ise bir denge meselesidir.
Regülasyon olmadan öğrenme sürdürülemez.
İlişki genişleyemez.
Gelişim kalıcı olamaz.
Sinir sistemi yük altındayken bilgi alınsa bile bedende yer etmez.
Regülasyon; sakinlik değildir,
itaat değildir,
sessizlik değildir.
Çocuk susuyor olabilir;
ama içeride titriyordur.
Ve çoğu yetişkin bu anı
“nihayet düzeldi” diye hatırlar.
Ya da çocuk ağlıyordur;
ama yanında birine yaslanabildiği için aslında daha regüledir.
Oysa bazen o gün, çocuğun en çok yorulduğu gündür.
Dışarıdan iyi görünen her şey regülasyon değildir;
bazen sadece bedensel tasarruftur.
Regülasyon, sinir sisteminin yük altında kalmadan çalışabilmesidir.
3- Yük Nedir?
Anne bedenine yazılan kayıtların ortak noktası şuydu: Yük çoğu zaman tek bir olaydan değil; kesintisiz maruziyetten oluşur.
Yük sadece kriz değildir.
Yük bazen hızdır.
Bazen beklentidir.
Bazen belirsizliktir.
Bazen sürekli izleniyor olma hâlidir.
Bazen “iyi gidiyor mu?” baskısıdır.
Ve bazen yük, yardım kılığında gelir.
Yük bazen yapılanlar değil;
hiç bitmeyen ‘hazır ol’ hâlidir:
telefon çalacak mı,
okul arayacak mı,
bugün yine mi dağılacak?
Zamanla yorulduğunu değil,
kişiliğinin değiştiğini düşünmeye başlarsın.
Yardımın bile yük olduğu noktada,
mesele niyet değil; bedenin taşıma kapasitesidir.
4- Neden Eklemek Rahatlatmaz?
Anne bedenine yazılan kayıtlarda sık gördüğümüz bir şey vardı:
Anne durmak istediğinde bile kendini suçlu hisseder.
Çünkü beden, uzun süre “durursam düşeriz” inancıyla yaşamıştır.
Bu inanç zihinsel bir karar değil;
bedenin öğrendiği bir hayatta kalma yoludur.
Bu yüzden bazen doğru şeyler bile,
yanlış sinir sistemi durumunda yük olur.
5- Yavaşlama = Bırakmak
(Vazgeçmek Değil)
Birçok anne için yavaşlamak, dinlenmekten önce utanma yaratır.
“İçeride şu cümle döner: ‘Durursam kötü anne olurum.’
Bu yüzden yavaşlama,
bedene iyi gelmeden önce vicdana çarpar.
Çünkü anne bedenine yazılan kayıtlarda
yavaşlık çoğu zaman “ihmal” ile eşleştirilmiştir.
Oysa yavaşlamak, bedene şunu söylemektir:
“Şu an hayati bir tehdit yok.”
Yavaşlama bir lüks değil; bedenin onarım dilidir.
6- Onarımın İlk İşareti: Boşluk
Anne bedenine yazılan kayıtlarda bu boşluk bazen şöyle görünür:
Bir anlığına ne yapacağını bilememek.
O boşluk geldiğinde çoğu kişi hemen bir şey yaparak kapatır:
yeni bir yöntem arar,
birine yazar,
randevu kovalar.
Çünkü beden ‘boşluğu’ güvenlik değil,
risk gibi algılamaya şartlanmıştır.
Çünkü yıllarca alarmda yaşayan zihin için
sakinlik, güven değil
kontrol kaybı gibi hissedilir.
Bu hâl çoğu zaman yanlış okunur.
Çöküş, dağılma ya da geri gidiş sanılır.
Oysa bu, tükeniş değil;
yükün ilk kez gevşemesidir.
Uzun süre uyumlanarak yaşayan beden,
ilk kez durduğunda kendine alan açar.
7-Etik Mühür
Bu yazı terapi önermez.
Program sunmaz.
Kimseyi hedef almaz.
Anneye yeni görev yüklemez.
Bu yazı, “yapma” baskısını askıya alır.
Onarım, kişiyi düzeltmek değil;
insan olarak yer açmaktır.
8- Bedensel Mikro İşaretler
Omuzların bir an düşmesi.
Nefesin kendiliğinden derinleşmesi.
Zihnin “bir şey yapmalıyım” demeyi bırakması.
Bunlar hedef değil; izdir.
Onarım, bu izleri zorla üretmez;
onlara izin verir.
9- Sessiz Eşik (Kapanış)
Bu noktada birçok kişi “şimdi ne yapmalıyım?” diye sorar.
Oysa bazen onarım,
yeni bir şey eklemekle değil;
bedenin artık taşıyamadığını fark edip
yük bindirmemeyi öğrenmekle başlar.
Bir sonraki yazımızla birlikte,
“onarmak” denince çoğu zaman atlanan bu sessiz eşiğin
uzun süre görülmediğinde bedende neye dönüştüğünü ele alacağız.
Bu kez odağımız, çocukların bedeninde yaşananlara kayacak.
Bazen çocuk tükenmeden önce,
evde bir yetişkin yıllardır dayanıyordur.
Ve bu dayanma hâli, çocuğun bedenine ‘normal hayat’ gibi sızar.
Çünkü bazı çocuklar bağırarak değil, dayanarak tükenir.
Çocuk çoğu zaman yaşadığı hayatı değil,
evde hissedilen hayatı öğrenir.
Ve bu tükeniş çoğu zaman “iyi gidiyor” sanısıyla fark edilmez.
Bazen gün biter.
Ev sessizdir.
Bugün kriz çıkmamıştır.
İçinden “iyi geçti” diye düşünürsün.
Oysa bazen hiçbir şey olmaması,
her şeyin içeride yaşandığı gündür.
Bölümün Tek Cümlelik Pusulası
Onarım, bedeni ikna etmekle değil; bedeni yormamayı öğrenmekle başlar.
Kaynakça / Kuramsal Arka Plan
Bu metin; anneliği bireysel bir “dayanıklılık hikâyesi” olarak değil, sinir sistemi – ilişki – maruziyet ekseninde okuyan çok disiplinli bir yaklaşıma dayanır. Aşağıdaki çalışmalar; uzun süreli alarm hâlinin bedende ve beyinde bıraktığı izleri, yükün birikme biçimlerini, hız/performans kültürünün sinir sistemi üzerindeki etkilerini, klinik dilin ilişkiye sızmasını ve bakım verenlerin yaşadığı görünmez tükenişi (burnout) nörofizyolojik, ilişkisel ve etik bir çerçevede anlamak için başvurulan ana hatları içerir.
Etik Mühür
Bu metin bir teşhis ya da tedavi önerisi değildir; kimseyi hedef almaz. Amaç, Türkiye’de sık görülen kolektif örüntülerin bedende ve ilişkide bıraktığı izleri görünür kılmaktır.
A) Metnin Omurgasını Taşıyan Çekirdek Kaynaklar (okuma hattı)
Sinir Sistemi – Travma – Regülasyon
Bruce D. Perry (Neurosequential Model Network)
The Boy Who Was Raised as a Dog; What Happened to You?
→ Durum-bağımlı işlevler, kronik stresin beyin ve sinir sistemi üzerindeki izleri, nörosekuansiyel gelişim yaklaşımı
Stephen W. Porges
The Polyvagal Theory
→ Güven algısı (neuroception), sosyal bağ devresi, donma/kaçınma stratejileri, regülasyon penceresi
Bessel van der Kolk
The Body Keeps the Score
→ Travmanın bedensel kaydı; “geçti” sanılanın bedende kalması
Allan N. Schore
Affect Regulation and the Origin of the Self (ve ilgili çalışmaları)
→ Erken ilişki, sağ beyin, duygu düzenleme ve ilişki-regülasyon bağı
Bağlanma – İlişkisel Zemin – Benlik
John Bowlby → Bağlanmanın “güvenli sığınak” işlevi
Mary Ainsworth → Bağlanma örüntüleri; yakınlığın regülasyon kaynağı olması
Donald Winnicott → Holding; gerçek benlik / uyumlanan benlik; uyumun bazen gelişim değil savunma olması
Peter Fonagy → Mentalizasyon; tehdit altında zihin kapasitesinin daralması; anlaşılmanın regülasyon etkisi
Dan Siegel → İnterpersonal nörobilim; regülasyon ile üst düzey işlevler arasındaki bağ
Davranışa İlişki-Temelli Bakış (suçlama değil anlam)
Ross Greene – The Explosive Child
→ “Çocuklar yapabiliyorsa yapar”; yük–talep–kapasite dengesi
Stuart Shanker – Self-Reg
→ Regülasyon ≠ itaat; yük azaltma mantığı
Mona Delahooke – Beyond Behaviors
→ Davranışın arkasındaki sinir sistemi; “beden önce” okuması
B) Metni Derinleştiren Genişletici Arka Plan
1. Sinir Sistemi, Travma ve Beden
Jaak Panksepp – Affective Neuroscience
→ Duygusal beyin sistemleri; alarmın biyolojik mantığı
Antonio Damasio
→ Beden-zihin bağlantısı; bedensel işaretleyiciler ve karar verme
Pat Ogden
→ Somatik / sensörimotor yaklaşımlar; “sözden önce beden”
Gabor Maté
→ Uzun süre taşınan stresin bedensel ve duygusal karşılığı
2. Gelişim, İlişki ve Ritim
Daniel Stern → Öznel deneyim; etkileşim ritmi
Colwyn Trevarthen → İlişkisel eşzamanlılık; temasın önceliği
T. Berry Brazelton → Gelişimsel duyarlılık; kapasite penceresi
Carl Rogers → Koşulsuz kabul; empatik tanıklık
Irvin Yalom → İzolasyon ve tanıklık ihtiyacı
Viktor Frankl → Yükle baş etme ve anlam boyutu
3. Otizm, Duyusal Yük ve Klinik Çerçeve
Simon Baron-Cohen, Uta Frith, Helen Tager-Flusberg
→ Otizmde bilişsel ve iletişimsel gelişim hatları
Margaret Bauman, Ami Klin, Catherine Lord
→ Nörogelişimsel farklılıklar ve değerlendirme çerçeveleri
A. Jean Ayres – Sensory Integration and the Child
→ Duyusal yük, regülasyon ve davranış
Lucy Jane Miller
→ Duyusal işlemleme ve regülasyon araştırmaları
4. İlişki-Temelli Yaklaşımlar
Stanley Greenspan – DIR / Floortime
Barry Prizant & Amy Laurent – Uniquely Human
→ Davranış = iletişim; anlam arama hattı
5. Nöroçeşitlilik ve Öz-Anlatılar
Nick Walker → Nöroçeşitlilik; masking ve burnout
Judy Singer → Nöroçeşitlilik kavramsallaştırması
Devon Price – Unmasking Autism
Michelle Dawson, Stephen Shore, Thomas Armstrong
→ Otistik bireylerin birinci tekil deneyimleri
6. Etik ve İnsani Çerçeve
Martha Nussbaum → Nesneleştirme (objectification)
Alice Miller → Görünmeyen çocukluk yaraları
C) Kurumsal & Akademik Kaynaklar
Harvard Medical School
National Institute of Mental Health (NIMH)
Centers for Disease Control and Prevention (CDC)
World Health Organization (WHO)
American Academy of Pediatrics (AAP)
Autism Research Institute
Neurosequential Model Network (ABD / Global)
Etik Kaynak Notu
Bu metinde kullanılan “kolektif deneyim” dili; tekil vaka iddiası değil, sahada ve öz-anlatılarda tekrar eden temaların (yalnızlık, hız, performans baskısı, klinik dilin sızması, regülasyon kaybı) ilişkisel ve nörofizyolojik bir çerçevede görünür kılınması amacıyla kullanılmıştır.





Yorumlar