top of page

19-OTİZM AĞIRLAŞMAZ, BURNOUT TEKRARLAR

  • 9 saat önce
  • 14 dakikada okunur

Toparladı sandığımızda bazen ne olur?


Bazı aileler bir noktada şu cümleyi kurar:

“Toparlamıştı… sonra yine oldu.”

Bu cümle çok tanıdık. Ve çoğu zaman yanlış anlaşılır.


Sanki çocuk geri gitti.


Sanki çocuk dayanamadı.


Sanki çocuk bozuldu.


Oysa tekrarlayan burnout çoğu zaman bir kişilik özelliği değildir.

Bir zayıflık değildir.

Bu, sinir sisteminin yük altında verdiği yanıtın tekrar etmesidir.

Bu yazı geri gidişi değil, yanlış okunan toparlanmayı anlatır.


Çoğu ebeveyn burada kendini suçlamaya başlar.

İçeride en ağır cümle genelde şudur:

“Ben bir yerde yanlış yaptım.”


Çünkü zihin belirsizliğe dayanamaz; bir neden bulmak ister.


Bu çok insani — ama çoğu zaman doğru yere bakmaz.


Dışarıdan çocuk geri gelmiş gibidir.

İçeriden sistem hâlâ tetiktedir.

Çünkü iyi görünmek ile regüle olmak aynı şey değildir.


Bunu günlük hayatta şöyle yaşarız:

Dışarıdan düzeldi dersin; içeriden beden hâlâ tetiktedir.

Bazen geri geldi gibi görünen şey aslında alarmın kısa süreliğine susmasıdır.


Bu yüzden kimi günler idare ediyor gibi görünen çocuk,

aynı yük geri geldiğinde yeniden çöker:

Bu geri gidiş değil; kapanmayan alarmın tekrar devreye girmesidir.


Tekrar eden her dalga bize aynı şeyi söyler:

• Ya yük değişmiyordur,

• ya tempo geri geliyordur,

 ya da “toparladı” sanılan yerde çocuk aslında alarmı kapatmadan mola veriyordur.

 


TEK MÜHÜR


Üçü de aynı anlama gelir: sistem hiç güvene geçmemiştir.

Yani iyi görünme, bazen yalnızca yükün kısa ara vermesidir.

 

Kendine şu soruyu sorabilirsin:

Çocuğum gerçekten güvene mi geçti, yoksa sadece bir süre daha az tetik mi aldı?


Otonom sinir sistemi güvene geçmeden de “uyum” üretebilir; çocuk sosyal davranışı taklit edebilir ama beden hâlâ savunmada kalabilir. Çünkü bazen “toparlanma” dediğimiz şey regülasyon değil; yükün kısa süreli azalmasıdır.


Bunu bilmek rahatlatıcıdır: “Toparladı” sandığın yerde yanılmış olman,

dikkatsiz olduğun anlamına gelmez; sistemin dili bazen yanıltıcıdır.


Regülasyon, yalnızca semptomların azalması değil; tolerans penceresinin genişlemesi ve toparlanma mekanizmasının yeniden kurulmasıdır.


Ve şimdi kritik ayrım:

Bu yazı, tekrarlayan burnout’u iki ana modelle netleştirir.

Çünkü iki model ayrılmadığında, aile aynı şeyi hem “iyileşme” hem “bozulma” olarak okuyabilir.


Ve bu ikili okuma, en çok yorandır:


Bir gün umut, ertesi gün çaresizlik.




Mühür: 


Bazı toparlanmalar iyileşme değil; alarm kapanmadan verilen moladır.

 


1. Döngüsel (Ayrık / Episodik) Burnout

“İyileşti–bozuldu” gibi görünen şey çoğu zaman regülasyon değil, aralıksız sınırda yaşamaktır

Yani mesele “çocuğun tutarsızlığı” değil; sistemin hiç tam güvene yerleşememesidir.


Bu modelde tablo bir döngü gibi yaşanır:

• Çocuk uzun süre yük taşır

• Bir noktada çöker / kapanır / taşar

• Ortam biraz düzenlenir, tempo düşer

• Kısmi toparlanma olur

• Sonra yeniden beklenti artar

• Ve ikinci bir burnout gelir


Dışarıdan şöyle görünür: İyiydi, sonra yine kötüleşti.


Ama sinir sistemi açısından çoğu zaman olan şudur:

Regülasyon tam kurulmamıştır. Sadece yük bir süreliğine azalmıştır.

İyiydi dediğimiz günler bazen iyileşmenin değil, borcun ertelendiği günlerdir.


Bu yüzden bu modele en doğru isimlerden biri şudur:

Alarm kapanmadan mola verilmesi.


Yani çocuk “iyi oldu” değil; çocuk bir süreliğine daha az yük taşıdı.

Bu ayrımı görmek, ebeveyni suçtan çıkarır ve çözüme yaklaştırır:

O zaman mesele çocuğu zorlamak değil, yükü gerçekten değiştirmek.


Bu döngüyü en sık ne tetikler?

Döngüsel burnout, özellikle şu zamanlarda sık görülür:

  • Okul geçişleri

  • Yeni sınıf / öğretmen değişimi

  • Ergenlik 

  • Destek sisteminin zayıflaması

  • Aile içi stres artışı


Çünkü bu dönemlerde ortam değişir, talepler artar, ritim sertleşir.

Çocuk kısa süre idare eder.

Sonra beden tekrar konuşur.


Aynı alarm iki farklı dil konuşabilir:

Bu “bedenin konuşması” bazen bağırarak olur (taşma),

bazen fısıldayarak (silikleşme).

İkisi de aynı cümleyi söyler:

“Bu tempo bana fazla.”


Buradaki idare etme, çoğu zaman bedensel bir maliyetle gerçekleşir:

sistem kendini tutar, ama bu tutma sürdürülebilir değildir.


Ve aile şu yanılgıya düşebilir:

Geçen seferki kadar kötü değil, demek ki sorun yok.


Oysa tam burada kritik soru gelir:

Geçen seferki kadar kötü değilse…

gerçekten daha iyi mi, yoksa daha içeri mi çekildi?


Asıl olan ikinci dalga bazen daha az taşma ile gelir, daha çok silikleşme ile gelir.

Daha sessiz ama daha uzun sürebilir.

Sessizlik bazen “iyileştim” değil, “enerjim bitti” demektir.


Uzun süreli stres yanıtı çoğu zaman önce hiperarousal (taşma/savaş-kaç) sonra hipoarousal (donma/kapanma) yönünde evrilir; bu yüzden “daha sakin” bazen “daha düşük enerjiyle kapanma” demektir.


Bazen sistem “dışarı atarak” boşaltmayı bırakır; yükü içeri gömer. Yani davranışın sönmesi, alarmın sönmesi anlamına gelmez; bazen alarm derine gömülür.


• Daha az taşma → her zaman daha iyi değil

• Daha çok sessizlik → bazen enerji tükenmesi

• Daha uzun kapanma → bazen derinleşme


İkinci dalga her zaman ilk dalga kadar “gürültülü” gelmez.

Bazı çocuklarda ikinci dalga, daha az taşma ile gelir; daha çok silikleşme / donma ile gelir.


Bu yüzden dışarıdan “daha iyi” gibi görünür; ama içeriden daha uzun ve daha derin bir kapanma olabilir.


Ebeveyn için en zor yer burasıdır:

dışarı “daha iyi” derken,

içerde bir şeylerin yavaş yavaş çekildiğini hissetmek.



Safety → connection → learning

Önce güvenlik → sonra ilişki → sonra öğrenme

— Stephen Porges



Porges hattıyla: sosyal katılım sistemi “tam açılmadan” kısa süreli uyum üretilebilir; fakat vagal güven kurulmadıysa bu sürdürülemez ve kapanma uzayabilir.



Buradaki kritik yanlış okuma şudur:

Taşmanın azalması her zaman iyileşme değildir.

Bazen sistem artık “dışarı atarak” boşaltamıyordur; yükü içeri gömüyordur.



Bu cümleyi bir kez daha çivileyelim:


“Daha az sorun çıkarmak” bazen “daha çok yük taşımak” anlamına gelebilir.


Döngü kırılmazsa ne olur? Hayatın yavaş daralması

Yük gerçekten azalmadan toparlan baskısı sürerse tablo çoğu zaman tek bir dramatik kırılmayla değil, yavaş bir daralmayla ilerler:

• Tolerans penceresi daralır: gürültü, talep, kalabalık daha çabuk taşırır.

• Toparlanma süresi uzar: 3 gün değil 3 hafta/3 ay olur.

• Taşma azalır, donma/silikleşme artar: dışarıdan sakinlik gibi okunabilir ama içeride sistem kapanır.

• İşlev kaybı katmanlanır: uyku, iştah, sindirim, ağrı, tikler, kendini yatıştırma davranışları artabilir.

• Ailede ikincil alarm oluşur: ev temas”tan kriz yönetimine kayar.


Bu tablo, çocuğun zayıflaması değil; sistemin kendini korumak için yaşam alanını küçültmesidir: daha az uyaran, daha az temas, daha az risk.

Bu noktada aile çoğu zaman yalnız hisseder. Bu yalnızlık “başaramıyorum” anlamına gelmez; yük ağırsa yalnızlık hissi de ağırdır.


Bunun sonu çoğu zaman şudur:

Hayat küçülür.


Çocuk minimum enerjiyle yaşar, aile minimum riskle günü bitirmeye çalışır.

Ve bu “kötü ebeveynlik” değildir; bir evin, bir sinir sistemi gerçeğiyle hayatta kalma çabasıdır.



Taşma gürültüdür; donma bazen sessiz faturadır.


2. Katmanlı (Kümülatif) Burnout

Her dalga, tolerans penceresini biraz daha daraltıyorsa artık mesele “stres” değil, “kapasite daralması”dır


Burada soru şudur:

Çocuğum yoruluyor mu, yoksa kapasitesi mi daralıyor?


Bu modelde her burnout, sinir sisteminin kapasitesini biraz daha daraltır.

• İlk burnout → toparlanma %90

• İkinci burnout → toparlanma %70

• Üçüncü burnout → toparlanma %50


Bu sayılar, ebeveynin içindeki şu acı cümleyi çağırır:

“Eskisi gibi olmayacak mı?”

Bu soruyu sormak normaldir.


İşte burada mesele yorulmak değil, eski kapasitenin kaybıdır.

Bu modelde mesele artık sadece “stres” olmaktan çıkar; “eşik kayması” hâline gelir.

Bu cümle bir ‘yas’ cümlesidir.

Çünkü bazen iyileşme, eskiye dönmek değil; yeni bir güvenli ritim kurmaktır.


Özellikle uzun süreli uyum üretmiş, maskelenmiş çocuklarda daha sık görülür. Çünkü burada çocuk sadece yorulmaz; uzun süre “normal görünmek” için bedensel borç biriktirir.


Bu borç, çocuğun gün içinde görünürde uyum üretmek için yaptığı sürekli içsel kontrolün bedensel maliyetidir.


Çocuk dışarıda “idare ederken” içerde sürekli fren yapıyorsa, o frenin bir gün tutmaması beklenir.


Maskelenme bir “sosyal beceri” değil;

çoğu zaman bedensel kontrol ve sürekli kendini izleme maliyetidir:

sistem gün boyu fren yapar, akşam kapasite çöker.


Bu borcun sonucu genelde şu şekilde görünür:

• Uyaran toleransı azalır

• Sosyal enerji düşer

• Toparlanma süresi uzar

• Donma tepkisi artar


Bu çizgide Nick Walker’ın autistic burnout çerçevesi çok net bir sınır koyar:


Autistic burnout is not just exhaustion; it is loss of function and reduced capacity.

Otistik burnout yalnızca yorgunluk değildir; işlev kaybı ve kapasite düşüşüdür.

— Nick Walker


Ebeveyn açısından pratik karşılığı şu: “Dinlendi, geçti” diyebildiğimiz tablo yorgunluk olabilir; ama “dinlendiği hâlde eski kapasite gelmiyorsa” burada başka bir şey konuşuyoruz.


Bu ayrım kritik:

Dinlenme yorgunluğu toparlayabilir;

ama kapasite düşüşünde “aynı tempo” geri gelince tablo tekrar eder.


Yani bu modelde “toparlamak” dediğimiz şey çoğu zaman eski kapasiteye dönüş değil; yeni kapasiteyle yeniden ayarlamadır.


Bazen iyileşme, eskiye dönmek değil; yeni bir güvenli ritim kurmaktır.

Bu yüzden bazı çocuklar burnout sonrası:

• daha az sosyalleşir,

• daha az “dayanır”,

• ama daha stabil olur.


Bu gerileme değildir. Sinir sisteminin kendini koruyacak yeni bir eşik kurmasıdır.

Bu yüzden bazı çocuklarda “daha az” aslında “daha güvenli” anlamına gelir.

Daha azın içinde bazen ilk kez “nefes” vardır: daha az temas, daha az tetik, daha çok güven.


Burada Winnicott çizgisi devreye girer: güvenli bir “holding” alanı kurulmadan performans artışı beklemek, sistemi tekrar alarma çağırır; oysa bazen iyileşme önce “azaltarak” başlar.


3. Tekrarlayan Burnout’ta En Kritik Nokta

Burada tek bir soru soralım:

“Çocuk mu değişmiyor, yoksa tempo mu hiç değişmiyor?”


Çocuk tekrar tekrar burnout yaşıyorsa sorun genellikle:

• çocuğun dayanıklılığı değil,

çevresel yükün değişmemesi,

• performans beklentisinin sürmesi,

• “toparladı” diye hızın geri gelmesidir.


Sinir sistemi güvene geçmeden performansa çağrıldığında ikinci dalga çoğu zaman kaçınılmaz olur.


Çünkü güven olmadan talep artışı, sinir sistemi için ‘tehdit devam ediyor’ mesajıdır;

bu mesaj tekrar tekrar verildiğinde yanıt da tekrar eder.


Bilimsel olarak net olan şudur:

Evet, tekrarlar mümkündür.

Çünkü burnout bir kişilik özelliği değil; sinir sisteminin yük altındaki yanıtıdır.



Yük değişmezse, yanıt tekrar eder.


Tekrarlayan burnout neyin göstergesi?

Bu sorunun cevabı, ebeveyni ya suçtan çıkarır ya da suça iter.

Biz doğru cevabı seçelim:

suç değil, uyumsuzluk.


Bazı çocuklar doğuştan daha hassas kalibrasyona sahip olabilir:

düşük duyusal eşik, hızlı alarm aktivasyonu, yavaş toparlanma…

Bu kırılganlık değil; nörobiyolojik hassasiyettir.

Hassasiyet, alarmın erken çalışmasıdır;

kırılganlık ise güvenli ritim kurulmadığında ortaya çıkan ikincil sonuçtur.


Ama tekrarlayan burnout’un en güçlü göstergesi çoğu zaman şudur:

Kapasite ile çevrenin temposu uyumsuzdur.

Ve her seferinde çocuk değil, tempo ‘kazanır’…


Bir süre. Sonra beden kazanır.


Ve sistem kapanır.


Bu nedenle bilimsel olarak daha isabetli cümle şudur:

Tekrarlayan burnout çoğu zaman “zayıf çocuk” değil, “değişmeyen çevresel hız” göstergesidir.


Tekrarlayan çöküş, yetersiz dayanıklılığın değil; düzenlenmemiş yükün biyolojik kaydıdır.



Mühür

Bu mühür aynı zamanda bir umut cümlesidir:



Yük değişirse, yanıtın biçimi de değişebilir.


4. “Kalıcı Hasar” mı, “Eşik Kayması” mı?

(Bilimsel dip: hasar mı, eşik kayması mı?)

Burada “hasar” kelimesini dikkatli kullanmak gerekir.

Çünkü ebeveynin kalbine en sert vuran kelime “geri dönüşsüz”dür.

Bu yüzden bilim burada hem gerçekçi hem şefkatli konuşmalı.


Şimdi söyleyeceklerim korkutmak için değil, umutlu konuşabilmek için.

Şimdi biraz teknik konuşacağım ama nedeni şu:


Uzun süreli stresin;

• HPA aksını (kortizol düzenini) etkileyebildiğini,

• sürekli alarmın amigdala duyarlılığını artırabildiğini,

• regülasyon yoksunluğunun prefrontal kontrolü zayıflatabildiğini,

• kronik yükün vagal tonu düşürebildiğini biliyoruz.


Ama bu, otomatik olarak “geri dönüşsüz hasar” demek değildir.

Bazı şeyler kalıcılaşabilir; ama “düzenleyici deneyim” beyin için güçlü bir karşı yazımdır.


Bruce Perry’nin pusulası burada nettir:


The brain is shaped by experience.

Beyin, maruz kaldığı deneyimlerle şekillenir.

— Bruce Perry



Bu şu anlama gelir:

Nasıl yükle şekillendiyse, düzenleyici deneyimle de yeniden şekillenebilir.

Yani “eşik kayması” çoğu zaman bir bozulma değil, öğrenilmiş bir ayardır:

sistem tehlikeyi erken algılamayı seçer çünkü geçmişte bunu yapmak zorunda kalmıştır.


Tekrarlayan burnout bazen sinir sisteminin “varsayılan ayarını” değiştirir:

• sistem daha hızlı alarm verir,

• daha geç toparlar,

• daha dar tolerans penceresinde çalışır.


Bu çoğu zaman hasar değil; eşik kaymasıdır.

Ve eşik kayması, doğru ritimle yavaş yavaş geri taşınabilir.



5. Her Tekrar Daha mı Ağır Olur?

Her tekrar daha mı ağır olur? Üç kritik soru

Bu bölüm ebeveynin “gelecek korkusu” bölümüdür; o yüzden netlik iyi gelir.


Her tekrarın daha ağır olup olmayacağı üç şeye bağlıdır:


A) Toparlanma süresi gerçekten yeterli miydi?

Eğer ilk dalgadan sonra çocuk güvenli, yavaş, regülatif bir ritimde kalmadıysa;

ikinci dalga daha hızlı gelir.


Buradaki soru: “Biz hızlanmayı mı ‘normal’e dönüş sandık?”

Çünkü sinir sistemi “güvenli ritim” içinde kalmadan yalnızca tetik azaldı diye açıldıysa, bir sonraki talep artışında yeniden kapanır.

 

Yani sorun çöküş değil, erken hızlanmadır.

 

B) Yük gerçekten azaldı mı?

Bazen sadece semptom azalmıştır ama beklenti aynıdır.

Bazen sadece semptom azalır; ama beklenti aynı kalır.

Sistem “kökten iyileşme” yaşamaz; sadece kısa süreli nefes alır.


Yani “daha az sorun” bazen “daha çok yük” olabilir.

Semptomun azalması “bedenin rahatladığı” anlamına gelmeyebilir;

bazen beden yalnızca daha sessiz bir savunmaya geçmiştir.

Yani sessizlik iyileşme kanıtı değildir.


C) Maskelenme sürüyor mu?

Çocuk tekrar performansa çağrıldıysa,

ikinci dalga çoğu zaman daha sessiz ama daha derin olur.

Buradaki soru: “Çocuk hâlâ kendini tutarak mı ‘iyi’ görünüyor?”

Çünkü içsel kontrol (maskelenme) sürdükçe bedensel borç kapanmaz; sadece ertelenir.


Bu yüzden bazı çocuklarda:

• İlk dalga taşma ile gelir,

• İkincisi silikleşme ile gelir.


Bu geçiş kritik bir sinyaldir:

Sistem artık “dışarı atarak” boşaltamıyordur;

içeri gömüyordur.

Bu sinyal görüldüğünde,

“daha çok zorlamak” değil, “

daha erken durmak” gerekir.


Üçü de “evetse”,

ikinci dalga çoğu zaman “kader” değil;

“tasarım hatası”dır: tempo geri çağrılmıştır.

 

Yani çocuk iyi görünerek yoruluyor olabilir.

 

6. Geri Dönüş Mümkün mü?

Evet. Ama burada çok önemli bir ayrım var:

Geri dönüş ≠ Eski tempo

Bu cümle, bir umut cümlesi kadar bir sınır cümlesidir.


Gerçek iyileşme çoğu zaman:

• daha yavaş kapasite,

• daha net sınırlar,

• daha düşük performans beklentisi,

• daha yüksek güven duygusu ile gelir.


Bazı aileler eski hâline dönsün” ister; bu çok insani.

Bu istek, çoğu zaman “çocuğumu geri istiyorum” cümlesinin daha yumuşak hâlidir.


Ama beden bazen “eski hâl”i güvenli bulmaz.

Çünkü eski ritim, bedeni buraya getiren ritimdi.

Geri dönüş, eski tempoya dönüş değildir.


Gerçek iyileşme çoğu zaman daha yavaş kapasite,

daha net sınırlar,

daha düşük performans beklentisi ve daha yüksek güven duygusuyla gelir.


Çünkü beden bazen “eski hâl”i güvenli bulmaz:

Eski ritim, bedeni buraya getiren ritimdi.

Eski hâl çoğu zaman güvenli değil, tanıdıktır.

Yani “eski hâl” hedefi bazen çocuğu yeniden aynı yola sokar;

“yeni güvenli hâl” ise döngüyü kırar.


Winnicott’ın diline çevirdiğimizde: onarım, çocuğun “taşıma kapasitesini zorlamakla” değil; onu tutan, güven veren bir çerçeveyi kalıcılaştırmakla başlar.


7. “Kırılgan Çocuk” mu, “Değişmeyen Çevresel Hız” mı?

Bu bölüm bir “etik pusula” bölümüdür:

suçlama mı,

uyum mu?


Bazı çocuklar doğuştan daha hassas kalibrasyona sahip olabilir:

• daha düşük duyusal eşik,

• daha hızlı alarm aktivasyonu,

• daha yavaş toparlanma.


Bu kırılganlık değil; nörobiyolojik hassasiyettir.


Ama tekrarlayan burnout’un en güçlü göstergesi çoğu zaman şudur:

Kapasite ile çevrenin temposu uyumsuz.

Ve her seferinde çocuk değil, tempo “kazanıyor.”

Bir süre.

Sonra beden kazanıyor.

Ve sistem kapanıyor.


Bu nedenle şu cümle bilimsel olarak daha isabetlidir:

Tekrarlayan burnout çoğu zaman “zayıf çocuk” değil,

“değişmeyen çevresel hız” göstergesidir.


Hassasiyet, eşiğin erken çalışmasıdır;

kırılganlık ise güvenli ritim kurulmadığında ortaya çıkan sonuçtur.


Yani hedef “çocuğu sertleştirmek” değil;

hayatı onun sinir sisteminin anlayacağı dile çevirmektir.


8. Hassas Sistem Güçlenebilir mi?

Hassas sistem güçlenebilir mi?

Evet.

Ama “kalınlaşıp dayanıklı olmak” anlamında değil.


Daha gerçek bir güçlenme şöyle görünür:

• daha erken fark etmek,

• daha erken durmak,

• daha erken düzenlemek,

• daha bilinçli tempo seçmek.


Güçlenme dayanıklılık değil, erken fark edebilme kapasitesidir.


Hassasiyet kalabilir.

Ama kırılganlık kalmak zorunda değildir.


Aradaki farkı belirleyen şey:

Güvenli ilişki + tempo uyumu + suçlamasız dil.


Ebeveyn için karşılığı:

“Daha çok zorlamak” değil, “daha erken işaret almak.”


Fonagy hattıyla söyleyelim: sistemin güçlenmesi çoğu zaman “daha çok dayanmak” değil,

“kendini daha erken fark etmek”tir; bu fark ediş regülasyonun başlangıcıdır.


Evet, hassas sistem güçlenebilir.

Ama “kalınlaşıp dayanıklı olmak” anlamında değil.


Yukarıdaki listeyi pusula gibi düşün: güçlenme ‘daha çok dayanmak’ değil;

daha erken fark edip daha erken düzenleyebilmektir.


Hassasiyet kalabilir. Ama kırılganlık kalmak zorunda değildir.


Aradaki farkı belirleyen şey:

Güvenli ilişki + tempo uyumu + suçlamasız dil.

Ve bu, “çocuğun tek başına yapacağı” bir şey değildir; yetişkinin temposu da çocuğun sinir sistemine yazılır.



Yazının Pusulası

Bu yazıda şunu netleştirdik: Burnout tekrarlayabilir.

Çünkü bu bir karakter değil; bir sinir sistemi yanıtıdır.

Ama asıl soru şimdi daha net:

Eğer bir çocuk tekrar tekrar kapanıyorsa,

biz hâlâ davranışı mı konuşuyoruz…

yoksa davranışı doğuran görünmez yükü mü?

Bu soru bir suç soruşturması değil; bir yön bulma sorusudur.



Bir sonraki yazıda tam buraya geçeceğiz: “Döngü nasıl kırılır?”

Çünkü döngüyü kıran şey çocuğun “daha çok dayanması” değil;

yükün gerçekten değişmesi ve temponun kalıcı dönüşmesidir.


Yani çözüm, çocuğu “daha güçlü” yapmak değil;

hayatı “daha yaşanır” yapmak olabilir.


Ve bir önceki yazıdan gelen ana cümle bu kapıyı açacak:

Davranış bir seçim değil, bir izdir.


İz varsa, onu üreten deneyimi konuşmadan davranışı “düzeltmek”

çoğu zaman ikinci dalgayı çağırır.


Bu yüzden bu yazının en sade cümlesi belki de şudur:

“İkinci dalgayı çağırmamak için, ‘toparlanma’yı doğru okumak gerekir.”



Tekrarlayan burnout çoğu zaman ‘zayıf çocuk’ değil; değişmeyen çevresel hız göstergesidir.

 


Köprü Metni

Bütün bu tabloda en zor yanılsama şudur:

Biz çoğu zaman yükü “büyük olaylar” sanırız.


Oysa yük bazen bağırma değil; gün boyu tekrar eden küçük bir dil olabilir.

Çocuğu en çok yoran şey her zaman kriz değildir.

Bazen iyi niyetli ama sürekli olan şudur:

düzeltilmek, hızlandırılmak, değerlendirilmek, “biraz daha”ya çağrılmak.


Ve sinir sistemi, niyeti değil tekrarı kaydeder.


Bir sonraki yazıda tam buraya gireceğiz:

Asıl sorun davranış değil: görünmez kalan tehdit.

Nesneleştirme, sürekli düzeltme ve performans dili sinir sistemini nasıl alarma geçirir?

 




Faydalanılan Kaynaklar & Okuma Notları

Aşağıda yer alan isimler; sinir sistemi regülasyonu, ilişki temelli tehdit algısı, davranışın biyolojik temeli, bağlanma, travma, duyusal süreçleme ve gelişim psikolojisi alanlarında bu yazının kuramsal zeminini oluşturan temel çalışmaları temsil etmektedir. Bu metin bir akademik derleme değildir. Farklı disiplinlerde üretilmiş bilgilerin; etikten sapmadan, çocuğu nesneleştirmeden, aileyi suçlamadan, ilişki ve sinir sistemi merkezli bir bakışla bir araya getirilmesi çabasıdır.



Bruce D. Perry — Çocuk psikiyatristi, nörobilimci

The Boy Who Was Raised as a Dog / What Happened to You?

  • Sürekli, tekrarlayan ve kaçınılamayan yük altında kalan çocuk sinir sistemini; davranışı etiketlemeden deneyim–beden üzerinden okuyan klinik yaklaşım.

  • “Beyin olaylara değil, deneyime göre şekillenir” vurgusu, metindeki yük–ritim–eşik omurgasını taşır.

  • Regülasyon kurulmadan performansın sürdürülemeyeceği fikri, bu yazının “toparlanma ≠ regülasyon” ayrımına güçlü bir zemin sağlar.

Stephen W. Porges — Sinirbilimci, psikolog

Polyvagal Theory

  • Nörosepsiyon: güven/tehdidin bilinçdışı taranması; çocuğun “niyete” değil ses tonu–yüz ifadesi–tempo–iklime yanıt verdiğini açıklayan biyolojik çerçeve.

  • “Önce güvenlik (regülasyon) → sonra ilişki → sonra öğrenme” sıralamasını destekleyen ana referanslardan biridir.

Bessel van der Kolk — Psikiyatrist, travma araştırmacısı

The Body Keeps the Score

  • Çözümlenmeyen yüklerin yalnızca zihinsel değil, bedensel olarak taşındığını gösteren travma perspektifi.

  • Metindeki “alarm derine gömülebilir / beden eski bedeli hatırlar” çizgisiyle doğrudan örtüşür.

Allan N. Schore — Psikiyatrist, nörobilimci

  • Duygusal regülasyonun ilişki içinde biçimlendiğini gösteren ilişki-temelli nörobiyoloji yaklaşımı.

  • Uzun süreli eşlik yoksunluğu ve kronik alarmın, stres sistemlerinde “ayar değişikliği” oluşturabileceğine dair çerçeve; metindeki eşik kayması bölümünü güçlendirir.

Daniel J. Siegel — Psikiyatrist

Interpersonal Neurobiology

  • Regülasyonun “tek başına beceri” değil; ilişki içinde ortaklaşa kurulan bir sinir sistemi düzeni olduğunu vurgular.

  • Metindeki “aile iklimi / tempo” vurgusunun kuramsal zeminini besler.

Jaak Panksepp — Nörobilimci

Affective Neuroscience

  • Öfke/taşma, korku, donma ve arayış sistemlerinin biyolojik temellerini açıklar.

  • Metindeki “taşma ve donma aynı kökten doğar” fikrine nörobiyolojik arka plan sağlar.

Antonio Damasio — Nörolog, nörobilimci

The Feeling of What Happens / Self Comes to Mind

  • Duygu–beden–zihin bütünlüğünü; “his” dediğimiz şeyin bedensel haritalarla kurulduğunu anlatır.

  • Metindeki “beden inanır/beden kayıt tutar” tonunu bilimsel olarak destekler.

Bağlanma, eşlik ve “iklim” katmanı

John Bowlby — Psikiyatrist, psikanalist & Mary Ainsworth — Gelişim psikoloğu

Bağlanma Kuramı

  • Güvenli bağlanma, stres yanıtı ve regülasyon kapasitesi arasındaki ilişki.

  • Metindeki “güvenli üs + erişilebilir yetişkin” fikrinin temel çerçevesidir.

Donald W. Winnicott — Çocuk doktoru, psikanalist

True Self / False Self

  • Sürekli uyum baskısı altında gelişen “uyum benliği” ile kendilik alanı arasındaki gerilim.

  • Metindeki “sessizleşme bazen kapanmadır” çizgisini klinik olarak anlamlandırır.

Daniel N. Stern — Çocuk psikiyatristi, gelişim araştırmacısı

  • Affect attunement (duygusal eşlik): regülasyonun kelimelerden önce, ritim ve eşlik üzerinden kurulduğunu gösterir.

  • Metindeki “onarımdaki asıl dil içerik değil hızdır” vurgusunu destekler.

Peter Fonagy — Psikiyatrist, akademisyen

  • Mentalizasyon / yansıtıcı işlev: kronik alarm altında ebeveynin “doğru okuma” kapasitesinin daralması.

  • Metindeki “iyi niyetli yanlış okuma” ve suçluluk–sorumluluk ayrımını destekler.

Davranış, yük ve regülasyon odaklı klinik çerçeveler

Ross W. Greene — Klinik psikolog

The Explosive Child

  • “Children do well if they can” yaklaşımı: davranışı “inat” değil, beceri–yük–regülasyon bileşkesi olarak okur.

  • Metindeki “çocuk yapmıyor değil, yapamıyor” çizgisini güçlendirir.

Stuart Shanker — Klinik psikolog

Self-Reg

  • Davranışı disiplin diliyle değil, stres yükü ve regülasyon bütçesi ile okuyan çerçeve.

  • Metindeki “bedensel borç/enerji bütçesi” yaklaşımıyla uyumludur.

Mona Delahooke — Klinik psikolog

Beyond Behaviors

  • Davranışın altında yatan nörofizyolojik durumu merkeze alır: “Davranış sinir sisteminin dili olabilir.”

  • Metindeki “semptom değil, sistem” pusulasıyla örtüşür.

Pat Ogden — Klinik psikolog

  • Bedensel tepkiler, tetiklenme ve düzenleyici deneyimlerin somatik boyutu.

  • Metindeki “beden tepkiyi bugüne değil, ödenmiş bedellere verebilir” çizgisini destekler.

Duyusal süreçleme ve eşik katmanı

A. Jean Ayres — Ergoterapist

Duyusal Bütünleme Kuramı

  • Duyusal eşik, yüklenme ve regülasyon ilişkisini klinik olarak temellendirir.

  • Metindeki taşma/donma/sessizleşmenin “bedensel iklim” boyutunu anlamada ana referanstır.

Lucy Jane Miller — Klinik araştırmacı

  • Duyusal işlemleme ve günlük yaşam işlevselliği arasındaki ilişkiler; eşik dalgalanması fikrini besler.

Otizmli birey deneyimi, nöroçeşitlilik ve etik zemin

Nick Walker — Akademisyen

  • Autistic burnout kavramını; bireysel yetersizlik değil, uzun süreli çevresel maruziyet ve uyum baskısının bedensel sonucu olarak ele alır.

  • Metindeki “otizm ağırlaşması” yanılgısını ayırmada referans çerçevelerden biridir.

Judy Singer — Sosyolog

  • Nöroçeşitlilik yaklaşımının kavramsal zemini; “düzeltme” yerine uyum/etik perspektif.

Michelle Dawson — Otizmli araştırmacı

  • Otizmli bireylerin bilişsel profilleri ve klinik yorumların sınırları; “nesneleştirmeden okuma” çizgisine katkı sağlar.

Stephen Shore — Akademisyen (otizmli)

  • Deneyim bilgisi ve destek yaklaşımlarında etik ton: “önce insan, sonra hedef”.

Simon Baron-Cohen — Klinik psikolog; Uta Frith — Bilişsel nörobilimci; Helen Tager-Flusberg — Psikolog; Margaret Bauman — Nörolog; Ami Klin — Klinik psikolog; Catherine Lord — Klinik psikolog

  • Otizmli bireylerde gelişim, iletişim, değerlendirme ve klinik profiller; “gerileme” ile “yük/erişim kaybı” ayrımını konuşurken başvurulan temel literatür hattını temsil eder.

İnsani/varoluşsal katman (metnin “yas ve anlam” tonu)

Viktor Frankl — Psikiyatrist, yazar

  • Kriz, anlam ve dayanma gücü üzerine varoluşsal çerçeve; metindeki “eskiye dönmek değil, yaşanabilir hayat ritmi” fikrinin insani zeminini destekler.

Carl Rogers — Hümanistik psikolog; Irvin Yalom — Psikiyatrist; Alice Miller — Psikanalist

  • Suçlama dilinden uzak, insanı merkeze alan yaklaşım; ebeveynin suçluluk yüküyle çalışırken etik tonun korunmasına katkı sağlar.

Martha Nussbaum — Felsefeci

  • Nesneleştirme kavramının etik çerçevesi; metindeki “çocuğu davranışa indirgememe” pusulasını güçlendirir.

Gabor Maté — Tıp doktoru, yazar

  • Davranışı patoloji değil; karşılanmamış ihtiyaçlar ve hayatta kalma uyumları üzerinden okuyan insani yaklaşım.

  • Metnin “kimseyi suçlamadan” kurduğu etik zemine uyumludur.

Kurumsal & Akademik Çerçeveler (genel referans hattı)

  • Harvard Center on the Developing Child — Erken deneyimlerin beyin, stres sistemleri ve gelişimsel kapasite üzerindeki etkileri

  • National Institute of Mental Health (NIMH) — Çocuk gelişimi, stres ve ruh sağlığı çerçeveleri

  • Centers for Disease Control and Prevention (CDC) — Gelişimsel izlem, otizmli bireylerle ilgili halk sağlığı çerçevesi

  • World Health Organization (WHO) — Sağlık ve gelişim alanında genel rehber çerçeveler

  • American Academy of Pediatrics (AAP) — Çocuk gelişimi ve destek yaklaşımı için temel klinik çerçeveler

  • ChildTrauma Academy / NCTSN — Çocuklukta kronik stres, regülasyon ve aile sistemi perspektifleri

  • Polyvagal Institute — Güven, nörosepsiyon ve sinir sistemi düzeni

  • Neurosequential Model Network (NMN) — Perry çizgisinde nörosekuans bakışa ilişkin uygulama çerçevesi

  • Autism Research Institute — Otizmli bireyler alanında tarihsel kurumsal kaynak hattı



Kısa Not

Bu yazı “neden böyle hissediyoruz?” sorusunu açıklamaya çalışan bir psikolojik yorum değildir. Bu yazı, bedenin ve sinir sisteminin uzun süreli yük altında nasıl ayar değiştirdiğini; aileyi suçlamadan, çocuğu nesneleştirmeden, ilişkiyi merkeze alarak görünür kılma çabasıdır.

 

 
 
 

Yorumlar


Bu Alan Şu An Ne İçin Var?
 

Buradaki yazılar bir danışmanlık çağrısı değildir.
Şu an bu alan, düşünmek, durmak ve dili netleştirmek için var.

İleride bu bakış açısıyla daha yakından çalışılabilecek yollar açıldığında,
bunu burada açıkça paylaşacağım.
 

© 2035 by Train of Thoughts. Powered and secured by Wix

bottom of page