top of page

9-BEDENE YAZILAN KAYITLAR: BEDENDE KALAN İZLER

  • Admin
  • 17 saat önce
  • 21 dakikada okunur

Bu yazı suç aramaz; yaşananların bedende nasıl kaldığını anlatır.


Bir önceki yazıda şunu gördük: Yanlış okunan davranışlar tekrarlandıkça çocuklara bir kader yazar.


Bu yazı, o kaderin bedende neye dönüştüğünü görünür kılmak için var.

Çünkü bazı çocuklar bağırarak kaybolur. Bazıları susarak.

Ve çoğu zaman en ağır bedel, “iyi gidiyor” sanısıyla okunan sessiz bedenlere yazılır.

Sessizlik her zaman iyilik hâli değildir. Bazen yalnızca tükenmenin en sessiz biçimidir.


En baştan netleştirelim: Bu yazı anne-baba hatası aramaz.

Birçok aile yetersiz olduğu için değil; doğruyu yapmaya çalıştığı, uzmanlara güvendiği ve elindeki bilgi bu olduğu için uzun süre tek başına taşır.

Burada anlatılan niyetin yanlışlığı değil; o niyetin içinde çocuğun bedenine düşen iklimdir.


I. BEDENİN HAFIZASI

1) Davranış Değil, Beden Hatırlar

Davranış geçer.

Beden kalır.

Bu yazının omurgasını tek bir gerçek taşır:

Beden yaşananları kaydeder.


Bir çocuk defalarca hızlandırıldığında, düzeltildiğinde, susturulduğunda, “alışması gerekir” denildiğinde, beden bunları tek tek olaylar olarak değil, zamanla üst üste binen bir tehdit iklimi olarak kaydeder.


Ve bu kayıt: kelimelerle silinmez.


“Artık sorun yok” denilerek çözülmez.

“Ne kadar uyumlu” denilerek iyileşmez.


Bu kayıt ancak bedenin, yeniden ve yeniden güvende kalabildiği bir deneyim yaşamasıyla çözülmeye başlar.


2) Yanlış Okuma Beden İçin Ne Demektir?

Kronik Stres ve Kapanmayan Alarm

Yanlış okuma, beden için şudur:

Alarmın kapanmaması.


Beden bir kez değil, tekrar tekrar yanlış okunduğunda sinir sistemi şu hâlde kalır:

teyakkuzda.


Bir çocuğun sinir sistemi için okul bir bina değildir.

Bir atmosferdir.


Bir kurum, hizmet değildir.

Bir iklimdir.


Çocuklar çoğu zaman hangi gün ne oldu hatırlamaz;

ama beden kapıdan girince göğsün sıkışmasını hatırlar.


Stephen Porges’un çerçevesiyle: Sinir sistemi güven algılamıyorsa,

sosyal bağ devreye giremez.


Bu durumda çocuk:

• öğrenemez,

• ilişkiye açılmaz,

• esneyemez.


Çünkü beden hâlâ tek bir sorunun içindedir:

“Burada güvende miyim?”


Bu soru yanıtlanmadan

gelişim ilerlemez.

Planlama açılmaz.

Merak doğmaz.

Çocuk büyümez.

İlerleme kaydetmez.

Sadece hayatta kalır.


II. HAYATTA KALMA STRATEJİLERİ (DERİN KAZI)


A. TAŞMA HATTI — MELTDOWN

3) Hayatın Akışını Zorlayan Meltdown

Meltdown çoğu zaman tek bir ana sıkıştırılır.

“Bir anda oldu”

neden oldu anlayamadık denir.


Oysa bedende yaşanan şey, tek bir ana değil;

Zamana yayılmış bir birikime aittir.


Bu “bir an” diye tarif edilen sahne, çoğu zaman uzun süredir taşınan bir yükün bedende artık tutulamaz hâle gelmesidir.


Meltdown, anı değil;

o ana gelene kadar taşınanları anlatır.


4) Meltdown Nedir? (Net ve Klinik Tanım)

Meltdown; çocuğun sinir sisteminin taşıma kapasitesi aşıldığında, kapanmayan alarmı boşaltmak için bedenin verdiği

istemsiz kriz tepkisidir.


Bu bir tercih değildir.

Bu bir inat değildir.

Bu bir “kontrolsüzlük” etiketiyle açıklanacak bir durum hiç değildir.


Meltdown şudur: Regülasyonun çökmesi.


Bedenin “artık taşıyamıyorum” dediği yerde, kendini zorlayarak açtığı bir acil çıkıştır.


Meltdown, “istediğini yaptırma” hamlesi değildir. Kapasite çöktüğünde ortaya çıkan bir

sinir sistemi krizidir.


5) Meltdown Ne Değildir?

Meltdown;

inat değildir.

şımarıklık değildir.

kasıtlı bir davranış değildir.

sınır test etme değildir.

“terbiye eksikliği” hiç değildir.


Meltdown,“çocuk yapıyor” hâli değil;

çocuk artık yapamıyor hâlidir.


6) Günlük Hayatta Karşılaşılan Meltdown Örnekleri

Aşağıdaki örnekler, “bir anda” denilen anların aslında nasıl yavaş yavaş yazıldığını gösterir.


Örnek 1 — “Hiçbir Şey Yoktu, Bir Anda Oldu”

Çocuk sabah evden çıktı. Okula geldi. Kapıya kadar sorun yoktu. Ama içeri girmesi gerektiği anda durdu. Girmek istemedi. Gerildi. Bağırdı. Yere yattı. Vurdu.


Dışarıdan görünen şuydu:“Bir anda kontrolden çıktı.”


Oysa bedenin hikâyesi başkadır. Bu, bir anda olmadı.


Beden, o mekânı daha kapıdayken tanıyordu. Daha önce yaşanmış hızlanmaları, taşmaları, yalnız bırakılmaları hatırlıyordu.


Meltdown, kapının ardında biriken yükün son çıkışıydı.


Bazı çocuklar içeri girmek istemez.

Bazı mekânlarda bedenleri daha kapıda donar.

Bu, inat değildir.

Bu, “alışmak istememe” hiç değildir.

Beden, o mekânda daha önce güvende kalamadığını öğrenmiştir.


Kapı, beden için artık bir eşiktir.

Ve eşikler, en çok kayıt tutan yerlerdir.


Bazı çocuklar belirli insanları görünce de gerilir.

Özellikle acıyarak bakanlarda.

Bu bir hassasiyet değildir.

Bu, bir ayırt etme becerisidir.

Beden, bakıştaki niyeti okur.


Acıma bakışı, beden için çoğu zaman tehdit ten çok güçsüzleştirme sinyalidir.

“Burada eşit değilim.”

“Burada korunmam gerekecek.”

“Burada kendimi tutmalıyım.”


Bu sinyaller biriktiğinde, meltdown tek bir kişiye değil;

o bakışın temsil ettiği iklime patlar.


Örnek 2 — “Evde Yapmıyor, Burada Yapıyor”

Aynı çocuk evde sakindir.

Aynı çocuk parkta sakindir.

Ama kuruma her girdiğinde taşma yaşar.


Yorumlar hemen gelir:

“Evde şımartılıyor.”

“Burada sınır var, o yüzden.”


Gerçekte olan şudur:

Evde tempo yavaştır.

Parkta beden serbesttir.

Kurumda ise beden,

taşınması gereken bir nesneye dönüşür.


Meltdown burada kurala karşı çıkış değildir;

bedenin sıkıştırılmaya verdiği fizyolojik yanıttır.


Ve bu örnek bizi Nick Walker’ın o tok cümlesine götürür:

The problem is not in the child; it’s in the design.” “Sorun çocukta değil, tasarımda.” — Nick Walker

Bazen çocuğu düzeltmek değil, çocuğun içinde tutulduğu iklimi

yeniden tasarlamak gerekir.


Örnek 3 — “Sakinleşti Sanıldı, Akşam Patladı”

Çocuk seans boyunca sessizdi. Uyumluydu.

“Hiç sorun çıkarmadı.”


Akşam eve gelindiğinde ise:

çığlık, ağlama, vurma, uyuyamama.


Aile sorar:

“Neden hep akşamları?”

Çünkü meltdown bazen ertelenir.

Beden, yükünü ancak

güvenli alana gelince boşaltır.


Bu bir kötüleşme değildir.

Bu, gün boyu tutulan yükün

bedenden çıkışıdır.


Örnek 4 — “Ceza Sonrası Daha da Arttı”

Meltdown sırasında

ses yükseltildi,

tehdit edildi,

ortamdan çıkarıldı.


Sonraki haftalarda fark edilen şudur:

Meltdown daha erken gelir.

Daha sert yaşanır.

Daha kontrolsüz olur.

Neden?

Çünkü beden şunu öğrenmiştir:

“Taştığımda yalnız kalıyorum.”

“Yükümü boşaltınca ilişki kesiliyor.”


Bu noktadan sonra meltdown yalnızca regülasyon değil;

bağ kopuşunun da ifadesi hâline gelir.


John Bowlby’nin cümlesi burada nettir:


“The Attachment doesn’t prevent the storm, but it provides a safe haven.” “Bağlanma, fırtınayı önlemez; ama sığınak sağlar.” — John Bowlby

Sığınak yoksa,

fırtına büyür.


Örnek 5 — “Artık Daha Dayanıksız” Denilen Çocuk

Eskiden haftada bir olan taşmalar,

şimdi neredeyse her gün yaşanır.


Yorumlar hazırdır:

“Artık daha kötü.”

“Eşiği düştü.”


Doğru okuma şudur:

Eşik düşmedi.

Yük arttı.


Meltdown sayısı artıyorsa,

sorun çocukta değil;

taşıma kapasitesini aşan iklimdedir.


7) Sinir Sisteminde ve Beyinde Ne Olur?

Beden, bilinçten önce tek bir soru sorar:

“Burada güvende miyim?”


Bu soruya “hayır” cevabı geldiğinde:

• sosyal bağ hattı kapanır,

• savunma devreleri (kaç–savaş–don) devreye girer.


Ve bu noktada çok kritik bir gerçek vardır:


Bu durumda çocuk:

• “neden” sorusunu duyamaz,

• komutu işleyemez,

• kendini tutamaz.


Çünkü sistem artık öğrenmede değildir;

hayatta kalmadadır.


Bruce Perry bu anı çok net tarif eder:


During a meltdown, a child is operating from the lower brain” “Meltdown sırasında çocuk alt beyinle çalışır; üst kortikal esneklik belirgin biçimde düşer.” Bruce Perry

Bruce Perry’nin alt beyin vurgusu burada anahtardır: Kriz anında çocuk “öğrenme”de değildir; “hayatta kalma”dadır.

Bu yüzden kriz anı eğitim anı değildir.

O anda uzun açıklama, ikna, ders verme; deprem sırasında binaya boya yapmaya benzer.

Çocuk “anlamıyor” değildir. Beden, alarmdan çıkmaya çalışıyordur.


Sahada “Çelişki” Sanılan Gerçek

Tam da bu noktada sahada sık görülen ama yanlış okunan bir tablo ortaya çıkar:


Seans “iyi geçti” diye görünen şey, her zaman regülasyon değildir.


Bazen seans, çocuğun yüklenme alanıdır.

Çocuk orada taşmayı göze alamaz;

donar ya da maskeler.


Ve bedel, çoğu zaman ilk güvenli alanda (evde, annesiyle, odasında) meltdown olarak boşalır.


Bu yüzden: “Seans iyi → sonra patladı” tablosu bir tutarsızlık değil;

sinir sisteminin muhasebesidir.


Çocuğun seansta iyi olması ve ardından ebeveyne patlaması,

ebeveynin yetersiz ya da suçlu olduğunu göstermez.

Tam tersine şunu gösterir:

Çocuğun güvenli alanı o ebeveyndir.


Çocuk yükünü her zaman

en güvendiği kişinin yanında boşaltır.


Burada yapılması gereken şey,

ebeveyni “boşaltma alanı” olmaktan kurtarmak için

çocuğu bastırmak değil;

çocuğun regülasyon kapasitesini,

ilişki içinde genişletmektir.


8) Sinir Sistemi Düzeyinde Ne Oluyor?

Tehdit Algısı (Neuroception)

Stephen Porges’un tarif ettiği gibi:

Beden bilinçten önce şu soruyu sorar:

“Burada güvende miyim?”


Eğer otorite + yüksek ses, bu çocuk için “güven” değil de “tehdit” sinyali taşıyorsa:

sosyal bağ hattı kapanır.

Savunma devreleri devreye girer.


Ve o an artık mesele “talimat” değildir.

Mesele, bedenin alarmdan çıkıp çıkamayacağıdır.


Alarm Neden Daha da Yükselir?

Sinir sistemi tehdidi algıladığında, sonraki her müdahale

ya alarmı düşürür ya da büyütür.


Burada kritik olan niyet değildir.

Sinir sistemi niyeti değil;

bedene gelen sinyali okur.


Örneğin:

Yüksek ses. Sesi yükseltmek, çoğu yetişkin için “ciddiyet”tir.

Ama alarmdaki bir beden için bu şudur:

“Tehdit büyüdü.”


Komut. Komut, düzen sağlar sanılır.

Oysa kapasitesi dolmuş bir bedende komut şu anlama gelir:

“Kaçış yok.”


Hız. Hız, verim gibi görünür.

Ama regülasyon arayan bir beden için hız şudur:

“Yakalanıyorum.”


Ceza, tehdit, utandırma, keskin düzeltme. Bunlar dışarıdan “davranışı söndürmek” gibi görünür. Ama çoğu zaman bedene şu kayıtları yazar:


“Ben yanlışım.”

“Görünürsem bedel öderim.”

“En güvenlisi, kaybolmak.”


Bu noktada beden artık “ne yapmalıyım?” sorusunda değildir. Beden şu soruya kilitlenir:

“Nasıl daha az zarar görürüm?”


Ve sinir sistemi bu soruya, çoğu zaman küçülerek, yavaşlayarak, donarak yanıt verir.


İşte bu yüzden, yanlış müdahale bedeni “daha uyumlu” yapmaz.

Bedeni daha erken kilitlenen bir hâle sokar.


9) Motor Sistem Neden Yavaşlar/Robotikleşir?

Bu noktada Allan Schore ve Bruce Perry’nin ortak hattı görünür:

• sağ beyin (duygu–beden–ilişki) alarmdadır,

• üst kortikal esneklik düşer,

• motor akış serbest değil, kısıtlı hâle gelir.


Bu yüzden:

• hareketler mekanik görünür,

• hız düşer,

• başlatma gecikir,

• bazen “emir almış robot” gibi bir tablo çıkar.


Bu tablo sahada en sık yüksek ses, hızlı tempo ve ardışık komut içeren seanslarda belirginleşir. Ses tonu yükseldikçe ve tempo hızlandıkça sinir sistemi öğrenmeden çıkar; hayatta kalma moduna girer. Bu yüzden hareket akmaz; başlatma gecikir; beden “itaat ediyor” gibi görünürken aslında kilitlenmiş olabilir.


Bu tablo Hangi Hatta Girer?

Birincil hat: Shutdown / Freeze

• enerji geri çekilir,

• hareket ağırlaşır,

• yüz ifadesi kapanır,

• beden görünmez olmayı dener.


İkincil eşlik: Masking

Bazı çocuklar bu donmayı;

baş sallayarak,

minimal uyumla,

“yapıyormuş gibi” yaparak maskeleyebilir.


Ama çekirdekte hâlâ şu cümle vardır:

“Kaçamıyorum. O yüzden küçülüyorum.”


Çok Kritik Bir Yanılgı

Bu tablo dışarıdan sık sık şöyle okunur:

“Bak korkuyor ama yine de yapıyor.”

“Demek ki yapabiliyor.”

“Demek ki sorun yok.”


Bu, tehlikeli bir yanlış okumadır.



Çünkü Bessel van der Kolk’un söylediği gibi:

“The body keeps the score.” “Beden, olan bitenin kaydını tutar.”— Bessel van der Kolk

Yani çocuğun bedeni bunu “öğrendim” diye değil,

“hayatta kaldım” diye kaydeder.


Bu süreç bu şekilde devam ederse bu süreç şu şekilde devam eder:

1-bu kayıt, zamanla çocuğu

“uyumlu” yapmaz.

Yorgun yapar.

Silik yapar.

Kapanan bir bedene dönüştürür.


Ayırt Ettiren İpuçları

Korku temelli shutdown / motor donma işaretleri:

• yüksek sesle daha da yavaşlama,

• otorite yaklaşınca bedenin sertleşmesi,

• hareket başlatmada gecikme,

• göz temasının kopması,

• yüz ifadesinin silinmesi,

• “yapıyor ama orada değil” hissi.


Bunlar: inat değil, isteksizlik değil, tembellik hiç değil.


Bunlar: tehdit altında kilitlenen bir sinir sistemidir.



10) Neden Uyaran Listesiyle Açıklanamaz?

Meltdown’u yalnızca “ışık – ses – kalabalık” listeleriyle açıklamak yetersizdir.


Çünkü kapılar,

insanlar,

bakışlar,

ses tonları

çoğu zaman tetikleyici değil;

hatırlatıcıdır.


Beden şuna yanıt verir:

“Bu daha önce de güvenli değildi.”


Bu yüzden meltdown, çoğu zaman şimdiye değil;

önceye verilen bir tepkidir.


Bazen sorun uyaranın kendisi değildir. Sorun, çocuğun o gün taşıma penceresinin zaten daralmış olmasıdır.


Meltdown bir davranış sorunu değildir.

Meltdown, bedenin tuttuğu yükle birlikte hafızaya verdiği bir yanıttır.


11) “Yapamıyor mu, Yapmak mı İstemiyor?” — Kritik Ayrım

Ama Sahada bu ayrım her zaman net değildir.


Bazen çocuk okula girer, sınıfta durmaz; kendine vurur. Ve o an yetişkinin zihninde tek bir soru büyür: “Yapamıyor mu… yoksa yapmak mı istemiyor?”


Bu soruyu tek bir cümleyle çözmeye çalışmak çoğu zaman yanıltır.


Bu yüzden aşağıdaki hızlı ayrım tablosunu “suç aramak” için değil, dozu doğru ayarlamak için ekleyelim:



Mantık:

“Yapamıyor” = beden kilitli

“Yapmak istemiyor” = beden müsait ama karar ‘hayır’


TABLO-1 | Meltdown Anında “Yapamıyor mu, Yapmak mı İstemiyor?” Hızlı Ayrım Tablosu

Gözlenen Alan

Yapamıyor (Kapasite Çöktü)

Yapmak İstemiyor (Tercih / Direnç)

Beden

Vücut kasılıdır; omuzlar serttir. Nefes düzensizleşir. Yüz rengi değişebilir.

Göz teması kaçar.

Vücut daha gevşektir. Nefes daha düzenlidir.

Göz teması korunabilir.

Hareket

Hareketler yavaş, donuk veya robotik görünür. Başlatmakta zorlanır.

Hareketler akıcıdır.

Hızını ve yönünü kontrol edebilir.

Dil / İletişim

Konuşma azalır ya da tamamen donar. Tek kelime ya da ses çıkarabilir.

Konuşabilir. Pazarlık yapabilir, alternatif önerebilir.

Zamanlama

Tepki “bir anda” çöker. Geri dönüş zor ve zaman alır.

Daha yavaş başlar.

Durum yönetilebilir kalır.

Duruma Bağımlılık

Aynı çocuk, başka bir gün yapabildiğini o an yapamaz.

Farklı ortamlarda da benzer şekilde “hayır” der.

Duyusal Yükle İlişki

Uyaran arttıkça hızla kötüleşir.

Duyusal yükle ilişki zayıf ya da tutarsız olabilir.

Yetişkin Yaklaşımı

Yetişkin yaklaştıkça daha da kilitlenebilir.

Yetişkin yaklaşımı ilişkiyi bozmayabilir.

Regülasyon Sonrası

Sakinleşince işbirliği hızla geri gelir.

Sakinleşse bile “hayır” tutarlı kalır.


Not (kritik): Otizm ve duyusal hassasiyette “istemiyor” gibi görünen tabloların altında çoğu zaman korunma/kaçınma vardır.


Bu tablo suçlamak için değil, dozu doğru ayarlamak içindir.



TABLO-2:| Meltdown Anında Doğru–Yanlış Müdahale Tablosu (Saha Pusulası)

Alan

Doğru Müdahale (Regülasyon Odaklı)

Yanlış Müdahale (Alarmı Artırır)

Hedef

Güveni geri almak,

alarmı düşürmek

İtaat sağlamak, davranışı bastırmak

Dil

Kısa, yavaş, tek cümle

Uzun açıklama, öğüt, ikna

Örnek Cümle

“Güvendesin. Buradayım.”

“Niye böyle yapıyorsun?”

Ses Tonu

Alçak, ritmik, yumuşak

Yüksek, sert, aceleci

Beden Dili

Yan duruş, yavaş hareket, açık eller

Üzerine gitme, ani hareket

Mesafe

Çocuğun toleransına göre ayarlanır

Zorla yakınlaşma

Çevre

Kalabalık azaltılır, uyaran düşürülür

Seyirci toplanmasına izin

Sınır

Sadece güvenlik için

Kontrol savaşı

Zamanlama

Kriz geçince konuşma

Kriz anında “ders verme”

Sonrası

Onarım + mini plan

Ceza, tehdit, suçlama


12) Meltdown’un Söylediği Şey

Meltdown,

bedenin bağırarak söylediğidir.


Masking ve shutdown ise, bedenin artık bağıramadığında başvurduğu yollardır.

Bu yüzden meltdown tek başına bir olay değildir.

Meltdown, bedenin taşıdığı tarihtir.


Davranışla okunmaz.

Bedenle okunur.

Ve sahaya indiğinde her şeyi değiştiren bir kural vardır:


Altın Kural

Meltdown anında

hedef itaat değil;

regülasyondur.

Çünkü regülasyon yoksa,

“seçme” kapasitesi de yoktur.


Bunu pratikte şefkatli ve net bir cümleyle tutarız:

“Şu an zor. Bedenin alarmda. Önce sakinleşelim, sonra konuşuruz.”


Ya da sadece

"güvendesin buradayım"

bu kadar.



Tek Cümlelik Nihai Mühür

Meltdown bir sorun değil; bedeni artık taşıyamayan bir çocuğun acil çıkışıdır.


Altın Hatırlatma

Kriz anı eğitim anı değildir.

Önce regülasyon gelir.

Sonra ilişki kurulur.

Öğrenme, en son mümkün olur.

Sıra değiştiğinde,

beden kapanır.

İlişki kopar.

Öğrenme gerçekleşmez.



13) Köprü (Meltdown’dan Sessiz Hatta)

Meltdown yükü dışarı taşır.

Ama her beden taşmaz.

Bazı çocuklar bağırarak değil,

sessizleşerek kaybolur.


Dışarıdan “sakin” görünen şeyin içeride bir bedeli olup olmadığını anlamazsak, iyileşmeyi değil, geri çekilmeyi alkışlamış oluruz.

Şimdi o sessiz hattı konuşacağız:



B. ÇEKİLME HATTI — SHUTDOWN

Sessiz Çöküş ve Enerjinin Geri Çekilmesi


14) Shutdown: Sessiz Çöküş ve Enerjinin Geri Çekilmesi

Bazı bedenler alarm yükseldiğinde bağırmaz. Kapanır.


Çünkü her sinir sistemi “yük” karşısında aynı yolu seçmez:

Kimi beden taşar,

kimi beden donar.

Kimi beden ses çıkarır,

kimi beden sesi içine gömer.


Shutdown, dışarıdan “sakinleşme” gibi görünür;

içeriden ise çoğu zaman enerjinin geri çekilmesidir.


Beden şunu yapar:

“Görünmez olursam daha az zarar görürüm.”


Shutdown şu işaretlerle gelir:

• konuşmanın varsa azalması,

• bakışın kopması,

• hareketin ağırlaşması,

• yüz ifadesinin silikleşmesi,

• bedenin sanki hayattan bir adım geri çekilmesi.


Bu bir alışma değildir.

Bu bir olgunlaşma değildir.

Bu bir uyum başarısı hiç değildir.

Bu, bedenin hayatta kalmak için kendini küçültmesidir.


Bazen çocuk “tamam” der, ama o “tamam”ın içinde hayat yoktur.


Bazen yapar, ama o yapışın içinde temas yoktur.


Bazen itaat eder gibi görünür; ama aslında kaçamadığı için donar.


Allan Schore’un hattında bu tablo netleşir:

Tehdit altında sağ beyin ilişkiyi kapatır.

Çünkü ilişki artık güvenli değildir.


Ve güven yoksa, bağ da yoktur.


Bağ yoksa, düzenlenme de yoktur.


O yüzden buradaki sessizlik rahatlama değil; çekilmedir.Kapanmayan alarmın,

görünmezleşerek taşınma biçimidir.


15) Shutdown Nasıl Yanlış Okunur?

Shutdown en sık şu cümlelerle okunur:

“Bak, artık alıştı.”

“Başta zorlandı ama şimdi sorun yok.”

“Sessizleşti, uyum sağladı.”


Oysa beden bambaşka bir şey anlatır:

“Artık kendimi geri çektim.”

“Görünürsem bedel öderim.”

“Enerjimi saklamazsam tükenirim.”


Bu yüzden shutdown,

en sık iyileşme sanılan çöküştür.


Çünkü dışarıdan “sakin” görünen şey, içeride bazen şudur:


Yük hâlâ vardır —sadece beden artık onu taşıyacak güçte değildir.


16) Hayatın Akışını Zorlayan Shutdown Örnekleri

Örnek 1 — “Başta Ağlıyordu, Şimdi Sessiz”

İlk haftalar çocuk ağladı.

Direndi.

Girmek istemedi.

Sonra…Sustu.

Bakmamaya başladı.

Çağrıldığında yavaşça içeri girdi.

Yorum hazırdı:

“Bak, alıştı.”


Oysa bedenin yaptığı şey başkaydı.

Alarm bitmedi.

Yalnızca yük,

dışarı taşmak yerine

içeri çekildi.


Beden bir karar vermedi. Beden bir hayatta kalma yolu seçti:

“Daha az görünür olayım.”

“Daha az enerji harcayayım.”

“Daha az temas edeyim.”


Bu bir ilerleme değildir.

Bu, geri çekilmedir.


Örnek 2 — “Sorun Çıkarmıyor, Ama Evde Dağılıyor”

Kurumda sessizdir. Seanslarda tepkisizdir. Talimatlara karşı gelmez.


Ama evde:

• çabuk yorulur,

• küçük bir şeyde kapanır,

• bazen anlamsız gibi görünen patlamalar yaşar.


Çünkü shutdown, bedeni orada tutar;

ama yükü çözmez.


Beden orada “idare eder.

”Ama bedensel borç büyür.


Ve bu borç,

güvenli alana gelince

kendine bir çıkış yolu arar:

bazı çocuklarda taşma,

bazılarında çökkünlük,

bazılarında uyku bozulması,

bazılarında bedensel yakınmalar…

Yük kaybolmaz.

Yalnızca yer değiştirir.


Örnek 3 — “Bakmıyor Ama Dinliyor” Denilen Çocuk

Çocuk başını çevirir.

Göz teması kurmaz.

Sorulara geç yanıt verir.

Yetişkin rahatlar:

“Sorun yok, alıştı.”


Oysa beden dili şunu söylüyordur:

• sosyal bağ devresi kapalıdır,

• enerji minimumdadır,

• ilişki askıya alınmıştır.


Bu hâl, öğrenmenin değil; hayatta kalmanın sessiz formudur.

Çünkü sosyal bağ devresi kapalıyken, çocuğun beyni

söz”e değil;

tehdite odaklanır.


Bir çocuk “dinliyor” gibi görünebilir; ama beyin hâlâ “Burada güvende miyim?” sorusunun içinde takılı kalmış olabilir.


Örnek 4 — “Sessizliği Bozmayalım” Yanılgısı

Çocuk sessizdir. Kıpırtı yoktur. Tepki yoktur.

Yetişkinler şöyle der:“ Aman, bozmayalım.”


Oysa shutdown'da sessizliği “korumak”,

bedeni yalnız bırakmak anlamına gelir.


Çünkü bu sessizlik; ilişkiyle tutulan bir sakinlik değil, ilişkiden vazgeçerek sağlanan bir korunma hâlidir.


Ve burada çok kritik bir ayrım vardır:

Gerçek sakinlikte

beden gevşer,

nefes açılır,

bakış canlanır.


Shutdown’ta ise beden“sakin” görünür;

ama içten içe kapanır:

enerji çekilir,

yüz silikleşir,

temas azalır,

dünya uzaklaşır.


17) “Yapamıyor mu, İstemiyor mu?” — Shutdown İçin Özel Not

Shutdown’da çocuk çoğu zaman şöyle görünür:

• cevap vermiyormuş gibi,

• ilgisiz,

• “umursamıyor” gibi.


Oysa burada mesele istek değildir.

Mesele, erişimdir.


Dan Siegel’in diliyle:


“Higher-order functions—thinking, responding, and relating—are accessible only when the nervous system is regulated.”  “Üst düzey işlevler — düşünme, yanıt verme, ilişki kurma — ancak regüle bir sinir sisteminde erişilebilir olur.” — Dan Siegel

Shutdown’da çocuk, çoğu zaman istemediği için değil; erişemediği için karşılık vermez.


Bu yüzden

“hadi cevap ver”,

“bak bana”,

“konuşsana” gibi çağrılar,

bazen çocuğu açmaz;

tam tersine

onu daha derine iter.


Çünkü bu çağrılar, zaten kapalı olan sisteme bir yük daha bindirir.


Mini Tablo — Shutdown’u Ayırt Etmek


Alan

Gözlenen / Yaşanan Durum

Genel görünüm

Sessiz, sakin gibi

İç durum

Yüksek yük, düşük enerji

Göz teması

Azalmış / kopuk

Hareket

Ağır, yavaş

Duygulanım

Silikleşmiş

Öğrenme

Yüzeysel / askıda

İlişki

Kapalı



Altın Kural

Shutdown yaşayan bir bedene yapılacak en büyük hata,

“sorun yok” varsayımıdır.


Bu bedene lazım olan:

• hız değil,

• talimat değil,

• performans hiç değil.


Bu bedene lazım olan şey;

yavaş, güvenli, ilişki kuran bir temastır.


Ve bazen küçük bir cümle çok şeyi değiştirir:

“Ben buradayım.”

“Acele yok.”

“Şu an zor.”

“Yavaşlayabiliriz.”


Çünkü bu cümleler bir ikna değildir.


Bir sinir sistemi mesajıdır:

Tehdit azaldı.

Yalnız değilsin.


Bir Sonraki Bölüme Geçiş

Meltdown, yükün dışarı taşmasıdır.

Shutdown, yükün içeri çekilmesi.

Ama bazı bedenler, bu iki uç arasında daha sessiz bir yol seçer.

Dışarıdan uyum gibi görünür.

İçeride ise bedeli ağırdır.

Bir sonraki bölümde, tam da bu hatta bakacağız:

 

 

C. UYUM HATTI — MASKING

“İdare Ediyorum”un Görünmeyen Bedeli


18) Masking: “İdare Ediyorum”un Görünmeyen Bedeli

Masking; çocuğun “iyi görünmek” için kendi ihtiyaçlarını bastırmasıdır.


Ama bunu bir rol yapma gibi düşünmeyelim.

Bu çoğu zaman bilinçli bir tercih değildir.

Bu, “şimdi maske takayım” diye verilen bir karar hiç değildir.


Bu, ilişkiyi kaybetmemek için bedenin yaptığı sessiz bir fedakârlıktır.


Çocuk zamanla şunu öğrenir:

“Böyle olursam kabul ediliyorum.”

“Bunu yaparsam sorun çıkarmıyorum.”

“Kendimi tutarsam ilişki sürüyor.”


Ve bu cümleler bir alışkanlığa dönüşmez.

Bir hayatta kalma kuralına dönüşür.


Donald Winnicott’un tanımı bu yüzden çok nettir:


“The compliant self is not health; it is a defense.” “Uyumlanan benlik, sağlık değil; savunmadır.”— Donald Winnicott

Masking bir regülasyon değildir.

Bu, ertelenmiş bir bedeldir.


Şu an “idare ediyor” gibi görünen şey, çoğu zaman şudur:

Beden, günü kurtarmak için

kendinden borç alıyordur.


Ve o borcun

FAİZİ VARDIR.


19) Masking Neden Tehlikelidir?

Çünkü dışarıdan bakıldığında:

• çocuk uyumludur,

• sorun çıkarmıyordur,

• “idare ediyordur.”


Ama içeride olan bambaşkadır:

• duyusal yük hâlâ vardır,

• alarm hâlâ açıktır,

• beden hâlâ tehdit altındadır.


Sadece ifade kanalları kapatılmıştır. Yani çocuğun içinde olan bitmiyordur;

yalnızca görünmez hâle gelmiştir.


Bu yüzden masking, en sık “başarı” diye ödüllendirilen hayatta kalma stratejisidir.


Çünkü sistem şunu sever:

Sessiz çocuk.

Uyumlu çocuk.

Sorun çıkarmayan çocuk.

Bakın oluyor gördünüz mü hallettik...


Ama beden burada şunu yaşar:

“Ben kaybolursam, ilişki devam ediyor.”


20) Hayatın Akışını Zorlayan Masking Örnekleri

Örnek 1 — “Çok Akıllı, Hiç Sorun Çıkarmıyor”

Çocuk sınıfta sessizdir.

Talimatları yerine getirir.

Kimseyle çatışmaz.

Öğretmen şöyle der:

“Ne kadar uyumlu.”


Ama okuldan sonra tablo değişir:

• baş ağrıları,

• mide bulantıları,

• ani ağlama nöbetleri,

• yalnız kalma ihtiyacı.


Çünkü çocuk gün boyu bedenini değil, maskesini taşımıştır.


Ve maske taşımak, “davranış” taşımak değildir.


Maske taşımak şudur:

nefesi tutmak,

kasları sıkmak,

duyguyu yutmak,

bedeni susturmak.


Bu yüzden akşam olduğunda çocuk

“bozulmaz”.

Beden, bedelini ister.



Örnek 2 — “Evde Patlıyor, Dışarıda Melek”

Aile şaşkındır:

“Herkes çok iyi diyor ama biz evde zorlanıyoruz.”


Dışarıda:

• gülümseme,

• baş sallama,

• “tamam” deme.


Evde:

• çökme,

• taşma,

• hiçbir şey yapmak istememe.


Bu bir çelişki değildir.

Bu, maskenin evde düşmesidir.


Çünkü çocuk evde “kötüleşmiyordur.

”Ev, çoğu zaman bedene şunu der:

“Burada artık tutmak zorunda değilsin.”


Beden de bırakır.

Bazen bir anda.

Bazen uzun bir sessizlikle.

Bazen bir fırtınayla.


Örnek 3 — “Kendi Kendine Yetiyor Sanılan Çocuk”

Çocuk yardım istemez.

Zorlandığını söylemez.

Ağlamaz.


Yetişkin rahatlar:

“Ne kadar güçlü.”


Ama beden şunu kaydeder:

“İhtiyaç göstermek riskli.”

“Taşırsam sevilirim.”


Ve burada çok acı bir kırılma olur:

Çocuk ihtiyaç göstermemeyi

“güç” sanmaz.


Çocuk ihtiyaç göstermemeyi

“güvenlik” sanır.


Bu çocuklar büyüdüklerinde en sık şunu söyler:

“Kimse beni gerçekten görmedi.”


Çünkü görülmek için bir şey yapmak gerekmez. Ama maske takan çocuk,

görülmemeyi öğrenmiştir.


Görülmemek, bir süre zarar görmemek gibi gelir.

Ta ki bedel birikene kadar.


Örnek 4 — “Başarıyla Gelen Tükeniş”

Uzun süre masking yapan çocuk:

• akademik olarak ilerler,

• sosyal olarak uyum sağlar,

• beklentileri karşılar.


Ama yıllar içinde:

• enerji düşer,

• motivasyon kaybolur,

• kimlik bulanıklaşır.


Bu tablo çoğu zaman şöyle okunur:

“Aniden oldu.”


Oysa olan şudur:

Bedelin vadesi gelmiştir.


Masking’in en sinsi yanı tam da budur:

Dışarıdan “yükseliş” gibi görünür.

İçeride ise biriken şey çoğu zaman şudur:

kendinden uzaklaşma.


21) Masking ve Burnout Arasındaki Bağ

Masking sürdürülebilir değildir.

Çünkü beden, uzun süre rol taşıyamaz.


Gabor Maté’nin sık vurguladığı gibi:


“The body will eventually collect the bill for suppressed needs.” “Beden, bastırılan ihtiyaçların faturasını er ya da geç keser.” — Gabor Maté

Uzun süreli masking’in sık görülen çıktıları şunlardır:

autistic burnout,

• depresif çekilme,

• somatik şikâyetler,

• “Ben kimim?” sorusunun sessizce büyümesi.


Burnout bir çöküş değildir.

Bir İflastır.


Ama bu iflas, zayıflığın değil;

fazla uzun süre uyum sağlamanın sonucudur.


Yani “dayanamadı” diye okunmaz.

Aslında olan şudur:

Fazla uzun süre dayandı.


22) “Yapamıyor mu, İstemiyor mu?” — Masking İçin Kritik Ayrım

Masking yapan çocuk, çoğu zaman yapabiliyor gibi görünür.

Ama bu, bedelin olmadığı anlamına gelmez.


Buradaki kritik soru şudur:

“Gerçekten yapabiliyor mu, yoksa kendini mi feda ediyor?”


Peter Fonagy’nin ilişkisel güven perspektifiyle:


“True capacity emerges when body, emotion, and relationship are integrated.” “Gerçek kapasite, beden–duygu–ilişki birlikteyken ortaya çıkar.” — Peter Fonagy

Masking’de ise çocuk:

• duyguyu kapatır,

• bedeni susturur,

• ilişkiyi kaybetmemek için kendinden vazgeçer.


Bu yüzden dışarıdan görünen “başarı”,

içeride bazen şudur:

bir kayıp.



Mini Tablo — Masking’i Ayırt Etmek

Alan

Gözlenen / Yaşanan Durum

Dış görünüm

Uyumlu, sorunsuz

İç durum

Yüksek yük, bastırılmış ihtiyaç

Duygular

Görünmez / bastırılmış

Enerji

Gün sonunda çöküş

İlişki

Koşullu kabul

Öğrenme

Performans var, esneklik yok

Uzun vadede

Tükeniş (burnout) riski




Altın Kural

Masking’i hedef almak gerekmez.


Maskeye ihtiyaç duyulmayan bir iklim kurmak gerekir. Çünkü çocuklar maske takmak istemez. Maske, güvende hissetmeyen bedenlerin çözümüdür. Ve burada çok net bir gerçek vardır:


Çocuk maskeyi “iyi olmak” için takmaz.


Çocuk maskeyi

kaybetmemek için takar.


İlişkiyi kaybetmemek.

Kabulü kaybetmemek.

Yük olmamayı kaybetmemek.


 

23) Köprü — Sessizlikten Eğişe

Meltdown bağırır.

Shutdown susar.

Masking uyum sağlar.


Ama beden dili değişse de, bedenin söylediği şey aynıdır:

“Burada güvende değilim.”


Meltdown tehdidi dışarı boşaltır.

Shutdown tehdidi içeri çeker.

Masking tehdidi görünmez kılar.

Üçü de farklı yollarla aynı yükü taşır.


Ve bu yük uzun süre taşındığında, beden artık anlık tepkilerle yetinmez.

Bir eşik aşılır.


Bu artık tek tek krizlerin meselesi değildir.

Bu, uzun süreli hayatta kalmanın

bedende bıraktığı maliyettir.


Bir sonraki bölümün adı bu yüzden sadece bir tanım değil;

bir sonuç cümlesidir:


Autistic Burnout —Uzun Süreli Hayatta Kalmanın Çöküşü


Ama burnout’tan önce, bedenin içine yerleşen bir ara evre vardır: Regülasyonun öğrenilemediği, reaktivitenin “normal” hâline geldiği evre.

Oraya geçiyoruz.


III. BEDENE KALAN MALİYET

24) Regülasyon Yerine Reaktivite

Uzun süre alarmda kalan bir beden, regülasyonu öğrenemez.


Çünkü regülasyon bir “teknik” değildir.

Regülasyon bir “terbiye” hiç değildir.


Regülasyon, sinir sisteminin şuna inanmasıdır:

“Bir şey olduğunda toparlanabilirim.”

“Birisi beni tutar.”

“Bu geçecek.”


Bu inanç kelimeyle kurulmaz.

Bu inanç, bedenin tekrar tekrar yaşadığı

güven deneyimiyle kurulur.


Ama alarm hâlinde yaşayan bedenin öğrendiği bambaşkadır:

“Hazırlıklı ol.”

“Hep tetikte kal.”

“Geçmeyecek.”

“Gevşersen zarar gelir.”


Burada çocuk “huysuz” olmaz.

Burada çocuk “şımarık” olmaz.


Burada çocuk, sanki nörolojik bir nöbetleşe hâl yaşar:

Sakinlik değil, tetikte kalma.

Dinlenme değil, kollama.

Esneme değil, hazır bekleme.


Beden bilinçten önce güveni arar.

Güven algılanmıyorsa sosyal bağ hattı açılmaz.

Sosyal bağ açılmıyorsa regülasyon öğrenilmez.


Çünkü regülasyonun hammaddesi, ilişki içinde yaşanan güven duygusudur.

Alarmda kalan beyin “ders” almaz.

Önce hayatta kalır.


Sonra ancak, eğer fırsat bulursa, öğrenir.


Bu yüzden sürekli tetikte olan bir çocuktan

“kendini kontrol etmesini” beklemek,

bedeni hâlâ yangındayken

“duman çıkarmamasını” istemek gibidir.


Tehdit altında beden ve duygu yönetimi “üst kata” çıkamaz.

Bu yüzden çocuk sakinleşmeyi bilmez değil;

sakinleşmeye erişemez.


Regülasyon, beynin “pencere içinde” kalabilmesidir.

Ama pencere daraldığında çocuk: ya taşar ya kapanır.


Bu yüzden bazı çocuklar:

• çok küçük uyaranlara çok büyük tepkiler verir,

• aniden kopar,

• bir anda taşar ya da tamamen kapanır,

• sakinleşmesi uzun sürer.


Dışarıdan buna çoğu zaman

“aşırı hassasiyet” denir.


Ama burada hassasiyet yoktur.

Burada birikmiş yük vardır.


Bu çocuk “ince” değildir.

Bu çocuk yük taşımaktadır.


Regülasyon, iniş–çıkışlara dayanabilme kapasitesidir.

Reaktivite ise yalnızca tehdit anına cevap verme hâlidir.

Regülasyon “geri dönebilmek”tir.

Reaktivite “hiç çıkamamış olmak”.


Alarmda yaşayan beden sakin olmayı öğrenmez.

Alarmda yaşayan beden şunu öğrenir:

“Dikkatini bırakma.”

“Gevşersen zarar gelir.”

“Kontrol bende değil.”


Ve bir süre sonra bu,

çocuğun karakteri sanılır.


Oysa bu bir karakter değildir. Bu,

bir sinir sistemi pozisyonudur.


Beden yaşananları kaydeder.


Ama bununla da kalmaz.

Beden kaydın üstüne şunu ekler:

“Bir daha olursa hazır olmalıyım.”


Bu yüzden bu çocuklar

“sakin” değil;

hazırlıklı görünür.


“Uyumlu” değil;

tetikte” durur.


Ve bazen en ağır gerçek şudur:

Bu çocuklar sakin olmayı değil,

hayatta kalmayı öğrenmiştir.


25) Bastırılan Taşma Bedende Nereye Gider?

Taşma her zaman dışarı akmaz.

Bazen durdurulur.

Bazen “ayıp” denir.

Bazen “uygunsuz” bulunur.

Bazen “tehlikeli” olduğu öğretilir.


Ve bazen çocuk, daha taşmayı bile öğrenemeden şunu öğrenir:

“Bunu yapmamalıyım.”


Ama bedende bir kural vardır:

Çıkamayan yük yok olmaz.

Sadece yön değiştirir.


Beden bastırılanı unutmaz.

Beden bastırılanı taşır.


Dışarı çıkamayan taşma, bedende başka kanallara yönelir.

Çünkü sinir sistemi için mesele “davranış” değildir.

Mesele, yükün bir yere gitmek zorunda olmasıdır.


Bu yüzden bastırılan taşma çoğu zaman bedende şuralara yerleşir:

• sürekli kas gerginliği,

• omuzlarda, çenede, karında sertlik,

• diş sıkma, çene kilitlenmesi,

• mide ve bağırsak sorunları,

• iştah düzensizlikleri,

• uykuya dalma güçlüğü ya da sık uyanma,

• tik benzeri, ritmik ya da tekrar eden hareketler,

• “nedensiz” gibi görünen huzursuzluk,

• “içimde bir şey var ama adını koyamıyorum” hâli.


Dışarıdan bakıldığında tablo aldatıcıdır:

“Artık yapmıyor.”

“Sakinleşti.”

“Kontrol altına alındı.”


Ama beden hâlâ konuşur.

Sadece dili değişmiştir.

Davranış bastırılabilir.

Ama sinir sistemi kandırılamaz.


Yük boşalamadığında, sinir sistemi onu içeride tutar ve içeride tutulan her yük, zamanla bedensel maliyete dönüşür.


Bastırılan duygusal taşma,

bedende sürekli bir mikro-alarm hâli yaratır.

Bu alarm yüksek sesle çalmaz.

Ama hiç susmaz.

Bu çocuklar çoğu zaman sessizdir.

Ama gevşek değildir.

Sakin görünürler.

Ama regüle değildirler.


Sessizlik burada rahatlama değildir.

Sessizlik, yükü içeri kilitleme stratejisidir.


Ve burada en büyük yanılgı ortaya çıkar:

Davranışın susmasını iyileşme sanmak.


Oysa burada olan iyileşme değildir.

Burada olan, bedensel bedel ödemektir.


Çocuk artık taşmıyordur;

çünkü taşmanın bedeli ağır gelmiştir.

Ama beden bu bedeli sessizce öder:

kasla, mideyle, uykusuzlukla, tükenmeyle, adı konmamış bir huzursuzlukla.


Bu yüzden bu çocuklar büyüdüklerinde sık sık şunu söyler:

“Bir sorun yoktu… ama hep yorgundum.”

“Her şey yolundaydı… ama içimde bir şey hiç rahat değildi.”

“Kimse fark etmedi… ama ben hep bir şey taşıyordum.”


Çünkü kimse onlara şunu öğretmemiştir:

Yük, güvenli bir ilişkide boşaltılabilir.


Bu bölümün omurgası nettir:

Taşma bastırıldığında çözülmez.

Taşma susturulduğunda iyileşmez.

Taşma, bedende yer değiştirir.

Ve bedende yer değiştiren her yük,

zamanla daha pahalıya mal olur.


Bu yüzden bu bir özet değil, bir uyarıdır:

Davranış sustuğunda rahatlayan sistem,

bedeni yalnız bırakır.

Taşmayı susturmak çocuğu sakinleştirmez;

bedeni yalnızlaştırır.


26) Sessizleşen Ama Rahatlamayan Çocuk

Akatizi ve İçsel Huzursuzluk

Bazı çocuklar sessizdir. Kurallara uyar. Taşmaz. Bağırmaz. Karşı gelmez. Ama bedenleri rahat değildir. Bu çocuklar çoğu zaman “iyi” diye etiketlenir:

“Ne kadar sakin.”

“Hiç sorun çıkarmıyor.”

“Keşke herkes böyle olsa.”


Oysa bu sessizliğin içinde, bedende bambaşka bir şey yaşanır.


Bu çocukların içinde sıklıkla şunlar vardır:

• yerinde duramama hissi,

• içeriden gelen ama dışarı çıkamayan kaçma dürtüsü,

• sürekli çalışan bir “gitmeliyim” alarmı,

• bedeni terk etmek ister gibi olma,

• kendine sığamama hissi.


Dışarıdan bakıldığında tablo sakindir.

İçeride olan ise bazen hareketsiz bir fırtınadır.


Bu hâl klinikte bazen “akatizi” diye adlandırılır:

dışarıdan durgun, içeriden kıpır kıpır.


Ama burada mesele bir tanı değildir.

Burada mesele, bir beden hâlidir.

Beden hareket etmek ister…

ama edemez.

Kaçmak ister… ama kalmak zorundadır.

Tepki vermek ister… ama bastırmıştır.

Beden hâlâ alarmdadır.

Ama alarmı boşaltacak güvenli bir çıkış yolu yoktur.


Bu sessizlik bir regülasyon değildir.

Bu sessizlik bir kilitlenmedir.

Beden “güvende miyim?” sorusuna hâlâ hayır demektedir.

Ama artık savaşamaz.

Kaçamaz.

Sadece içeride tutar.


Bu yüzden bu çocuklar:

• sessiz ama huzursuzdur,

• sakin ama gevşek değildir,

• uyumlu ama rahat değildir.


Alarmdan çıkamayan beden, zamanla alarmı içselleştirir.

Tehdit artık dışarıdan gelmez.

Tehdit, bedenin içinde dolaşır.


Ve bu hâl uzun süre sürdüğünde

,beden yavaş yavaş şunu söyler:

“Artık dayanamıyorum.”


Bu noktada mesele tek tek krizler değildir.

Mesele tek bir ortam da değildir.

Bu, uzun süreli hayatta kalmanın bedende biriktirdiği yorgunluktur.


Ve tam burada, burnout derinleşir.


Çünkü burnout çoğu zaman bağırarak gelmez.


Burnout çoğu zaman sessizlikten büyür.


Dışarıdan “iyi” görünen,

içeriden sürekli tetikte olan bedenlerin

en ağır bedeli işte burada yazılır.

 

IV. KAPANIŞ

27) Kapanış — Sessizliği İyileşme Sanmamak

Bu yazı boyunca şunu netleştirdik:

Meltdown bir “sorun davranış” değildir.

Shutdown bir “alışma” değildir.

Masking bir “uyum” değildir.

Üçü de aynı gerçeğin farklı dilleridir:

Beden yük altındadır.

Alarm açıktır.

Güven yoktur.


Ve travma dediğimiz şey, çoğu zaman tek bir büyük olayla değil;

tekrar eden küçük maruziyetlerle yazılır.


Bazen bir çocuğu en çok yoran şey,

yaşadıkları değildir.


Yaşadıkları olurken

kimsenin onunla birlikte kalmamasıdır.


Çocuk tek tek anları unutabilir.

Ama beden, o anların toplamını taşır.


Bugün “iyi gidiyor” diye okunan sessizlik,

yarın “neden böyle oldu?” diye sorulan tükenişin

sessiz başlangıcı olabilir.


Bu yüzden davranış sustuğunda rahatlayan her sistem,

farkında olmadan bedeni yalnız bırakma riski taşır.

Çünkü iyileşme, gürültünün bitmesi değildir.

İyileşme, alarmın kapanabilmesidir.


Ve alarmı kapatan şey;

yüksek sesli talimat,

daha çok komut,

daha çok teknik,

daha çok baskı değildir.


Alarmı kapatan şey,

bedenin tekrar tekrar şunu yaşayabilmesidir:

“Burada biri var.”

“Burada acele yok.”

“Burada ben, olduğum hâlimle de kabul ediliyorum.”


Tek cümlelik duygusal mühür:

Bazı çocuklar zor değildir; bedenleri uzun süredir yalnızdır.



Bir Sonraki Yazıya Geçiş

Bu yazıda, bedenin nasıl kayıt tuttuğunu ve bu kaydın üç hayatta kalma yolunu gördük:

Bir sonraki yazıda ise şuraya bakacağız:

Kayıt tutulduğunda değil,

kayıt çözülemediğinde ne olur?


Yani artık “çocuk neden böyle?” sorusundan

“bu bedene ne oldu?” sorusuna geçeceğiz.


Travmalar, ilaçlar, autistic burnout ve

otizmin sıkça birbirine karıştırılan iki yüzünü;

davranıştan değil, bedenden ve ilişkiden okuyacağız.



Bir sonraki yazı: Bedene Yazılan Kayıtlar: Bedende kalan izler (Travmatik kayıtlar, ilaçlar konusu, burnout ve bedende kalan izlerin ikinci katmanı)




Faydalanılan Kaynaklar & Okuma Notları

Aşağıda yer alan isimler; sinir sistemi regülasyonu, ilişki temelli tehdit algısı, davranışın biyolojik temeli, bağlanma, travmave gelişimsel psikoloji alanlarında bu yazının kuramsal ve klinik zeminini oluşturan temel çalışmaları temsil etmektedir.

Bu metin bir akademik derleme değildir. Farklı disiplinlerde üretilmiş bilgilerin;

etikten sapmadan, çocuğu nesneleştirmeden, ilişki ve sinir sistemi merkezli bir bakışla

bir araya getirilmesi çabasıdır.

Bruce D. Perry

Çocuk psikiyatristi, nörobilimci The Boy Who Was Raised as a DogWhat Happened to You?

  • Sürekli, tekrarlayan ve kaçınılamayan ilişki tehditleri altında gelişen çocuk sinir sistemini,

    davranışı etiketlemeden; deneyim ve beden üzerinden okuyan temel klinik yaklaşım.

  • “Beyin olaylara değil, deneyime göre şekillenir” vurgusu bu yazının sinir sistemi omurgasını oluşturur.

  • “Compliance is not regulation” (İtaat, regülasyon değildir) ayrımı bu metnin temel referans noktalarındandır.

Stephen W. Porges

Sinirbilimci, psikolog Polyvagal Theory

  • Güven ve tehdidin bilinçdışı olarak nasıl tarandığını açıklayan nörosepsiyon kavramı.

  • Sinir sisteminin niyete değil; ses tonu, yüz ifadesi, tempo ve ilişki iklimine yanıt verdiğini gösteren biyolojik çerçeve.

  • Bu yazıda iletişimin kelimelerden önce başlaması vurgusunun temel kaynağıdır.

Bessel van der Kolk

Psikiyatrist, travma araştırmacısı The Body Keeps the Score

  • Çözümlenmeyen tehditlerin yalnızca zihinsel değil, bedensel olarak taşındığını gösteren travma perspektifi.

  • Davranışların çoğu zaman sözle ifade edilemeyen bedensel yüklerin dışavurumu olduğunu ortaya koyar.

  • “Travma, ne olduğunu hatırlamak değil; bedenin hâlâ verdiği tepkidir” yaklaşımı bu yazının ana dayanaklarındandır.

Allan N. Schore

Psikiyatrist, nörobilimci

  • Duygusal regülasyonun ilişki içinde şekillendiğini gösteren ilişki-temelli nörobiyoloji yaklaşımı.

  • Tekrarlanan eşlik yoksunluğunun, bedende uzun vadeli regülasyon kırılmalarına yol açtığını ortaya koyar.

Donald W. Winnicott

Çocuk doktoru, psikanalistTrue Self / False Self

  • Karşılanmayan duyguların çocuğu uyumlanan, silikleşen ve görünmezleşen bir benlik geliştirmeye nasıl ittiğini açıklar.

  • “İyi çocuk” görünen ama bedeni alarmda kalan çocukların psikodinamik zeminini anlamak için temel referanstır.

Daniel N. Stern

Çocuk psikiyatristi, gelişim araştırmacısı

  • Affect attunement (duygusal eşlik) kavramıyla,

    çocuğun regülasyonu kelimelerle değil;

    duygusunun karşılık bulmasıyla yaşadığını ortaya koyar.

John Bowlby & Mary Ainsworth

Psikiyatrist / Gelişim psikoloğuBağlanma Kuramı

  • Güvenli bağlanmanın; stres yanıtı, regülasyon ve ilişki kapasitesiyle doğrudan ilişkisini ortaya koyar.

  • “Güvenli üs + erişilebilir yetişkin” bu yazının sınır–ilişki dengesinin temelidir.

Gabor Maté

Tıp doktoru, yazar

  • Davranışı patoloji değil; karşılanmamış ihtiyaçların ve hayatta kalma uyumlarının sonucu olarak ele alan insani yaklaşım.

  • “Davranış, çocuğun başına gelenlerin dili olabilir” bakışı bu yazının etik duruşunu besler.

A. Jean Ayres

ErgoterapistSensory Integration Theory

  • Duyusal yüklenme, eşik ve regülasyon kavramlarının klinik temelini oluşturur.

  • Sessizlik ve taşmanın bedensel zeminini anlamada önemli bir referanstır.

Nick Walker

Akademisyen

  • Autistic burnout kavramını; bireysel yetersizlik değil, uzun süreli çevresel maruziyet sonucu oluşan bedensel çöküş olarak tanımlar.

Kurumsal & Akademik Çerçeveler

  • ChildTrauma Academy — Sürekli tehdit altında gelişen çocuk sinir sistemi modelleri

  • National Child Traumatic Stress Network (NCTSN) — Çocukluk travması ve regülasyon

  • Polyvagal Institute — Güven ve sinir sistemi düzeni

  • Zero to Three — Erken çocuklukta ilişki temelli gelişim

  • Harvard Center on the Developing Child — Erken deneyimlerin beyin ve stres sistemleri üzerindeki etkileri

 

 

 

 

 

 

 

 



 

 
 
 

Yorumlar


Bu bakış açısıyla daha yakından çalışmak isteyenler için iletişim alanı.

© 2035 by Train of Thoughts. Powered and secured by Wix

bottom of page