6-SİNİR SİSTEMİNİN OKUDUĞU DİL
- Recep Dalkılıç
- 20 saat önce
- 16 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 1 saat önce
Çocuk kelimeyi kaçırabilir; ama iklimi asla kaçırmaz.
Bazı cümleler vardır; kâğıt üzerinde masumdur.
Ama çocuğun bedeninde deprem gibi yankılanır.
Çünkü sinir sistemi kelimeleri tek tek tartışmaz;
tonu, mimiği, hızı, bakışı ve beklenip beklenmediğini okur.
Ve bu yazının başında bir kez daha vurgulayalım:
Niyet değil, maruziyet.
Bir cümleyi “iyiliği için” söylemiş olabilirsin. Ama aynı cümle; aynı hızla, aynı tekrar dozuyla, aynı “düzeltme iklimiyle” geliyorsa… çocuğun bedeni bunu “iyilik” diye kodlamayabilir. Tehdit diye kodlayabilir.
Bu yazıda şu soruyu netleştiriyoruz:
Hangi söz, hangi ton, hangi hız; sinir sisteminde neyi tetikler?
Ve en önemlisi: Aile ile terapist aynı dili nasıl kurar?
ÜÇ AÇILIŞ SAHNESİ
(Aynı hedef — iki farklı iklim — iki farklı sinir sistemi sonucu)
SAHNE A — Ev / Ayakkabı (mikro örnek)
İklim 1 (hız + keskinlik):
Yetişkin: “Hadi giy şu ayakkabıyı!”
Çocuk: beden sertleşir, kaçabilir / bağırabilir / donar.
İklim 2 (eşlik + bekleme):
Yetişkin: “Ayakkabı zamanı. Ben buradayım. Hazır olduğunda.
”Çocuk: birkaç saniye sonra yaklaşır, eline alır, küçük bir adım atar.
Burada fark cümlede değil. Fark iklimde.
Ve iklim, çocuğun zihninden önce bedenine gider.
SAHNE B — Kurum Kapısı (en kritik eşik)
Kapı… çoğu çocuk için sadece bir kapı değildir.
Kapı, sinir sistemi için şudur: Eşik.
İçerisi: ses, koku, beklenti, talep, hata, düzeltme…
Çocuk daha içeri girmeden beden “hatırlar”.
İklim 1 (çekiştirme + hızlı komut):
“Haydi gir! Bak herkes girdi.”
“Yapacaksın bunu!”
Beden mesajı: “Burada kontrol bende değil.”
Sonuç: kaçınma, itme, vurma, yere çökme, donma.
İklim 2 (eşik kabulü + doz):
“Kapıda zorlandığını görüyorum.”
“Burada durabiliriz.”
“İçeri 3 adım mı, 10 adım mı?”
Beden mesajı: “Beni zorlama yok; ben seçebilirim.”
Sonuç: küçük adım, gözle yoklama, kısa temas, ardından giriş.
Aile + terapist ortak notu:
“Şu an hedef ‘içeri girmek’ değil; hedef ‘eşiği güvenli yapmak’.”
SAHNE C — Seans İçi (en sık kırılan an)
Seansın ortası… öğretmek istediğin şey bir anda bozulur. Çocuk “yapmıyor” gibi görünür.
Aslında çoğu zaman olan şudur: yük doldu.
İklim 1 (performans baskısı + tekrar bombardımanı):
“Hayır böyle değil.”
“Bak yapacaksın.”
“Yine yanlış!”
Beden mesajı: “Hata tehlike.”
Sonuç: patlama (savaş) / kaçma / donma(göz var, beden yok)
İklim 2 (yükü görme + küçültme + onarım):
“Dur.”
“Bedenin doldu.”
“Şimdi küçültüyorum.”
“Sadece bakman yeter.”
Beden mesajı:
“Hata suç değil; birlikte toparlarız.”
Sonuç: yüz yumuşar, nefes açılır, tekrar deneme ihtimali doğar.
Terapiste not:
“Seansın kalitesi, çocuğu yaptırmakla değil; çocuğu regüle tutabilmekle ölçülür.”
KRİTİK GÖZLEM: YÜKSEK SES (BİREBİR SEANSLARDA DAHİ)
Sahada çok net bir gerçek var ve artık bunu görmezden gelemeyiz:
İstisnasız denecek kadar çok eğitimci, çocuklara yüksek sesle hitap ediyor. Sadece kalabalıkta değil. Birebir seanslarda dahi.
Bu çoğu zaman fark edilmez; çünkü niyet “öğretmek”, “net olmak”,
“kontrolü kaybetmemek”tir.
Ama sinir sistemi niyeti tartmaz.
Sinir sistemi şunu okur:
Sesin yüksekliği = bedensel baskı
Özellikle birebir seanslarda yüksek sesin etkisi daha da artar:
• Mesafe yakındır
• Kaçış yoktur
• Ses doğrudan bedene çarpar
• Ton, kelimeden önce ulaşır
Ve çocuk çoğu zaman şunu yaşamaz:
“Beni yönlendiriyorlar.”
Şunu yaşar:
“Üzerime geliyor.”
Bu yüzden bazı seanslarda şunları görürüz:
• Çocuk “yapmıyor” gibi görünür
• Göz kaçar
• Beden sertleşir
• Donma ya da patlama gelir
Sorun çoğu zaman beceri eksikliği değil, yüksek sesle kurulan ilişki iklimidir.
Bu bir ahlak meselesi değildir.
Bir niyet meselesi hiç değildir.
Bu bir sinir sistemi meselesidir.
Tek cümlelik klinik pusula:
Birebir seanslarda ses yükseliyorsa, öğretim değil alarm çalışıyordur.
EĞİTİMCİLER İÇİN MİNİ PROTOKOL
(Birebir ve Grup Seanslarında Ses–Ton–Tempo Ayarı)
1-Ses = Düzenleyici Araçtır (Komut Değil)
Kural: Ses yüksekliği, davranışı bastırmak için değil; bedeni regüle etmek için kullanılır.
• Ses yükseliyorsa → çocuk alarmdadır.
• Çocuk alarmdaysa → öğrenme kapalıdır
Uygulama:
• Birebir seanslarda konuşma sesi = normal sohbet sesi
• Dikkat çekmek için ses yükseltme yasak
• Dikkat çekmek gerekiyorsa:
sesi değil mesafeyi değiştir.
sesi değil ritmi yavaşlat
Klinik pusula: Ses yükseliyorsa, öğretim durur; regülasyon başlar.
2-Yükte Ses DÜŞER, Hız AZALIR
Çocuk “yapmıyor” gibi görünüyorsa, ilk varsayım şudur: Yük doldu.
Bu anda yapılan en yaygın hata:
• daha net olmak adına sesi yükseltmek
• tekrar sayısını artırmak
Bu, bedende şunu yaratır:
“Kaçış yok.”
Uygulama
Zorlanma işaretinde (bakış kaçışı, beden sertliği, hızlanma):o sesi bilinçli olarak düşür.
cümleyi tek kelimeye indir
Örnek dönüşüm:
❌“Hayır, bak böyle değil, tekrar yap!”
✅ “Dur.”
✅ “Şimdi küçültüyorum.”
Klinik pusula: Yük arttıkça ses düşer.
Bu zayıflık değil, profesyonelliktir.
3-Sessizlikten Korkma — Onarımı Sesle Değil, Varlıkla Yap
Birçok eğitimci yüksek sesi şunun için kullanır:
Sessizlikten korktuğu için.
Ama sessizlik her zaman kopuş değildir.
Bazen bedenin toparlanma alanıdır.
Uygulama:
• Çocuk durduysa → hemen konuşma
• 3–5 saniye bekle
• Gözle, bedenle, yönelimle eşlik et
• Konuşacaksan:
o kısao yavaş
o alçak sesle
Örnek:
❌ “Hadi hadi, bakıyorum sana!”
✅ (sessizlik)
✅ “Buradayım.”
Klinik pusula: Onarım yüksek sesle değil, güvenli varlıkla olur.
PROTOKOLÜN TEK CÜMLELİK ÖZETİ(Seans odasına asılacak kadar net)
“Ses yükseliyorsa alarm vardır;
ses düşüyorsa ilişki çalışıyordur.”
“Deneyim → Sinir Sistemi İzi → Davranış”
Burada küçük ama sarsıcı bir gerçekle yüzleşelim: Çocuk için “kurum–ev” diye bir ayrım yoktur.
Sinir sistemi kaynağa bakmaz.
Kimin söylediğine, nerede olduğuna ya da niyetin ne olduğuna değil; toplam maruziyete bakar.
Hıza, tona, tekrar sayısına, düzeltilme miktarına, beklenip beklenmediğine…
Çocuk için “ev” ve “kurum” farklı yerler gibi görünür; ama sinir sistemi için ikisi de aynı iklimin parçasıdır.
Aynı dil, aynı ton, aynı hız, aynı “düzeltme dozu” varsa…
çocuk yalnızca yetişkinleri değil, dünyayı bir “tehdit haritası” olarak kodlamaya başlar.
Ve bunu yapan çoğu zaman kötülük değildir.
Kaygıdır. Tükenmişliktir. Çaresizce çözüm arayışıdır.
İşte bu yüzden nesnelleştirme, sevginin olmadığı yerde değil;
sevginin kaygıya dönüştüğü yerde başlar.
Bazen en zor cümle şudur:
Çocuğu en çok seven insanlar olarak, onu farkında olmadan “düzeltilecek bir proje” gibi görmeye başlayabiliriz.
İyi niyetle. Endişeyle. “Geri kalmasın” diye…
Ama sinir sistemi için belirleyici olan şudur:
Niyet değil, maruziyet.
Bu yüzden bu yazı bir suçlama değildir.
Bir “hata listesi” de değildir.
Bu yazı bir pusuladır.
“OTİZMLİ ÇOCUK ANLAMIYOR” YANILGISI
Bu konuda bakış açısını kökten değiştiren yanlış inanış şudur:
“Otizmli çocuklar anlamaz.”
Bu cümle yaygınlaştığında, arkasından gelen ikinci cümle de çok tanıdıktır:
• “Nasılsa anlamıyor… yanında konuşabiliriz.”
• “Nasılsa anlamıyor… ‘yeter’ deriz.”
• “Nasılsa anlamıyor… yapamadıklarını sayarız.”
Ama sinir sistemi bilimi burada çok net konuşur:
Anlamak = kelimeyi çözmek değildir.
Anlamak = bedende yaşanan deneyimdir.
“Anlamıyor” denilen şey çoğu zaman “gösteremiyor”dur.
İnsan bazen anladığını gösterecek motor, dil, zamanlama veya regülasyon kapasitesine sahip olmayabilir.
Bu durum, anlamadıkları anlamına gelmez.
Yani:
• Çocuk cevap veremeyebilir.
• Göz kontağı kurmayabilir.
• Söyleneni tekrar edemeyebilir.
Ama bu, bedeninin ilişkisel iklimi kaydetmediği anlamına gelmez.
Otizmli bireylerin cümlesi:
“İçimiz dışımızla aynı değil.”
Dışarıdan “anlamıyor” sandığın şey, içeride bambaşka bir yoğunlukla yaşanıyor olabilir.
Ve “konuşmamak” çoğu zaman “düşünmemek” değildir.
Bu yüzden “anlamıyor” varsayımıyla kurulan her dil, çocuğun sinir sisteminde şöyle okunur:
• Ton sertleşiyor
• Tempo artıyor
• Yüz ifadesi keskinleşiyor
• İlişki geri çekiliyor
• Onay koşula bağlanıyor
Çocuk kelimeleri çözmese bile beden şunu yaşar:
“Burada güvende değilim.”
Kundaktaki bebek metaforu (klinik pusula)
İlk tanıştığım ailelere özellikle söylerim.
Çocuğunuza kundaktaki bir bebeğe yaklaşır gibi yaklaşın ve davranın.
Önce güveni inşa edin demek yerine.
Kundaktaki bebek kelimeyi anlamaz;
ama tonu, hızı, sertliği, beklenip beklenmediğini doğrudan sinir sistemiyle kaydeder.
Ve sahada şu gerçek sık görülür:
Takvim yaşı büyüktür ama sinir sistemi hâlâ “çıplaktır”.
Bu yüzden kelimeye değil iklime maruz kalır.
Tek cümlelik pusula:
“Çocuğunuz kelimelerinizi anlamıyor olabilir; ama bedeninizle ne yaşattığınızı asla kaçırmaz.”
Bu cümle romantik değil; nörofizyolojik bir cümledir.
1-Aynı cümle, iki farklı sonuç (ilke tekrarı / referans)
Bu yazının girişinde (Ev/Ayakkabı sahnesinde) gördüğümüz ilke şuydu:
Aynı hedef, iki farklı iklimde iki farklı sinir sistemi sonucu üretir.
Bu yüzden aşağıdaki başlıklarda “aynı hedef / iki dil” mantığını artık gerçek sahalara yayıyoruz:
Ev, sokak, market, misafir, kurum kapısı, seans içi…
Çünkü sinir sistemi için mesele “nerede” olduğumuz değil;
hangi iklimde olduğumuzdur.
2- Sinir sistemi neyi “okur”?
5 kanal (evde de, terapide de)
Özellikle otizmde çocuk çoğu zaman şu kanalları tarar
:• Ton: yumuşak mı, keskin mi, üstten mi?
• Hız: acele mi, bekleniyor muyum?
• Bakış: eşlik mi, denetim mi?
• Mesafe/temas: davetli mi, baskın mı?
• Hata sonrası yaklaşım: düzeltme mi, toparlama mı?
Bu yüzden 5. yazıdaki cümle burada kilit olur:
Çocuk bazen kelimeyi kaçırır.
Ama “üsttenlik”, “acele”, “sabırsızlık”
ve “yerine karar verilme” iklimini kaçırmaz.
3-Nesneleştiren mikro-dil
(İyi niyetli görünür; bedende alarm açar)
Bazı cümleler “düzen” ister ama bedende alarm üretir:
“Abartıyorsun.”
“Bir şey yok.”
“Hadi ama.”
“Bak o yapıyor.”
“Bunu yapman lazım.”
“Neden yine böyle yaptın?”
“Sus / kes / yeter.”
Bu cümlelerin ortak noktası şudur:
İç dünyayı geçersiz sayar.
İç dünyası geçersiz sayılan çocuk, özne olmaktan çıkar;
davranış “mesaj” olmaktan çıkar; “sorun” olur.
İşte nesneleştirme tam burada başlar:
“Zaten anlamıyor.”
“Farkında değil.”
“Ne olacak ki?”
Bu cümleler çoğu zaman çocuğa değil,
yetişkine hizmet eder:
hıza, sabırsızlığa, üstünlük konforuna.
ETİK ÇERÇEVE: “ÇOCUK İÇERİK DEĞİLDİR.”
Bu yazının arka planında güçlü bir etik hat var:
Çocuk bir vaka değil.
Bir içerik değil.
Bir performans malzemesi değil.
• Çocukla ilgili konuşurken, çocuk “orada”yken; onun onurunu ve mahremiyetini korumak zorundayız.
• Sosyal medyada paylaşılan görüntüler kalıcıdır. “Niyet iyiydi” cümlesi, bedeli temizlemez.
Pusula cümlesi: “Çocuğun onuru ve mahremiyeti,
yöntemin hızından daha üstündür.”
KIRMIZI BAYRAKLAR KUTUSU
KULLANIM NOTU (Tablolar ve listeler nasıl okunmalı?)
Bu tablolar “ne söyle / ne söyleme” diye bir hüküm listesi değildir.
Bir fikir haritasıdır: iklimi teşhis etmek ve dozu ayarlamak için.
Çünkü belirleyici olan tek tek cümleler değil;
söz + ton + hız iklimidir.
Kriz anında çoğu zaman tek bir şey yeter:
“Güvendesin. Ben buradayım.” Bu kadar.
Sonrası, ortam sakinleşince birlikte yeniden kurulur.
Bunlar “İyi niyetle söylenir… ama sinir sisteminde tehdit diye okunur.”
Bu liste suçlamak için değil; iklimi teşhis etmek için var.
Bunları duyuyorsan / kendinde yakalıyorsan:
DUR. Dozu düşür. İklimi değiştir.
• “Zaten anlamıyor.” → Özne silinir.
• “Ne olacak ki?” → İç dünya iptal edilir.
• “Millet bakıyor / rezil ediyorsun.” → Utanç = alarmı patlatır.
• “Abartıyorsun / bir şey yok.” → Duygu inkârı = kapanma.
• “Bak o yapıyor.” → Değer = performans olur.
• “Yine mi?!” → Hata = suç olur.
• “Sus / kes / yeter.” → İlişki kesilir, savunma açılır.
• “Bunu söndürelim / düzeltelim.” → Çocuk proje olur.
• “Oh ne güzel duruyor.” → Donma regülasyon sanılır.
• “Onun yanında konuşabiliriz.” → Mahremiyet biter; güven devresi kapanır.
“Tek satır kural”
DONMA ≠ İLERLEMESESSİZLİK ≠ REGÜLASYONİTAAT ≠ İYİLEŞME
Kural: Çocuk “sessiz” olabilir.
Ama soru şudur: Sessiz mi, regüle mi?
4-Özne tutan dil
(Net ama eşlik eden; sınır koyar ama ilişkiyi koparmaz)
Amaç “pembe dil” değil.
Amaç netliği korurken çocuğu özne olarak tutmak.
TABLO 1 — Aynı hedef, iki farklı dil
Nesneleştiren (tehdit üreten) | Özne tutan (güven üreten) |
“Abartıyorsun.” | “Bedenin zorlanıyor gibi. Gördüm.” |
“Bir şey yok.” | “Senin için fazla olabilir. Yanındayım.” |
“Hadi çabuk!” | “Acele etmeyeceğim. Hazır olmanı beklerim.” |
“Bak o yapıyor.” | “Senin hızın başka. Küçük bir adım yeter.” |
“Yanlış!” | “Dur. Birlikte tekrar bakalım.” |
“Yine mi?” | “Şu an zorlandın. Dozu azaltalım.” |
Buradaki gizli fark:
• Nesneleştiren dil: kontrol + hız + düzeltme
• Özne tutan dil: eşlik + bekleme + küçük adım
Ve 5. yazıdan taşıdığımız iki bilimsel pusula burada yerini bulur:
Güven, tedavinin kendisidir. Stephen Porges Tehdit altındaki çocuk gelişmez; hayatta kalmaya çalışır. Bruce Perry
Yani çocuk “inat” etmiyor olabilir; alarm yönetiyor olabilir.
5- Aile için EV PROTOKOLÜ
3 kural + 10 dakika testi + geçiş köprüsü
Kural 1 — YAVAŞLAT Çocuğun hızını değil; kendi hızını düşür.
Kural 2 — SEYRELT Aynı isteği üst üste bindirme.
Tek cümle → bekleme → gözlem.
Kural 3 — KOMUTU AZALT, İPUCUNU ARTIR
“Yap!”
yerine:
• “Ben buradayım.”
• “Hazır olduğunda.”
• “Birlikte bakabiliriz.”
10 Dakika Testi
10 dakikalık etkileşimden sonra çocuk:
• yaklaşıyor mu? → doz doğru
• uzaklaşıyor mu / hızlanıyor mu / donuyor mu? → doz fazla
Bu test “iyi niyet” tartışmasını bitirir.
Beden cevap verir.
Geçiş Köprüsü (Pratik)
2 dakika önce haber ver
Tek cümle kur
Küçük seçim ver
“Birazdan banyoya geçeceğiz. Önce su mu, havlu mu?”
6- Terapist/Kurum için SEANS PROTOKOLÜ
Doz – tempo – çıkış kriteri + 24 saat ölçümü
Terapist diliyle net kural:
Seansın başarısı yalnızca “seansta ne yaptığı” ile değil;
seans sonrası sinir sistemi izinin nasıl olduğuyla ölçülür.
24 saat göstergeleri
• Uyku
• İştah
• Taşma artışı/azalışı
• Yakınlık (temas isteği)
Eğer seans “başarılı” görünüp evde taşma artıyorsa:
hedef değil, doz konuşulur.
Ve burada “Too much, too fast, too soon” pusulası devreye girer:
Bazı günler tek hedef “beceri” değil; alarmı biraz kapatmak olabilir.
7- Günlük diyalog setleri
(Ev + market + banyo + kurum kapısı + seans içi)
Aşağıdaki diyaloglar kısa, doğaldır, uygulanabilir.
Diyalog 1 — Ev / Banyo geçişi
Nesneleştiren:
“Hadi banyo! Yeter artık!”
Özne tutan: “Banyo zamanı geliyor. 2 dakika sonra.”
“Önce suyu mu açalım, havluyu mu seçelim?”
Diyalog 2 — Market / istediği olmayınca
Nesneleştiren:
“Sus! Millet bakıyor!”
Özne tutan: “Şu an çok zorlandın. Anladım.”
“Ben buradayım. Çıkışa kadar birlikte nefes alalım.”
Diyalog 3 — Kurum kapısı / içeri girmek istemiyor
Nesneleştiren:
“Gireceksin! Bak herkes giriyor.”
Ortak dil (aile + terapist):
“Kapıda zorlanıyorsun. Burada bekleyebiliriz.”
“İçeri 10 adım mı, 3 adım mı?”
“Hazır olduğunda ben seninle gireceğim.”
Diyalog 4 — Seans içinde “yapmıyor”
Nesneleştiren:
“Yap şunu. Hayır böyle değil. Tekrar.”
Özne tutan:
“Dur. Bir dakika.”
“Bedenin doldu. Küçültüyorum.”
“Sadece bakman yeter. Sonra seçersin.”
Diyalog 5 — Evde taşma sonrası
Nesneleştiren:
“Gene başladı. Bu çocuk düzelmiyor.”
Özne tutan:
“Bugün çok fazla oldu. Sinir sistemi yoruldu.”
“Şimdi hedef yok. Sadece toparlanma var.”
8- Mikro dil → Sinir sistemi mesajı → görünen davranış
TABLO 2 — Dil ikliminin bedendeki karşılığı
Mikro iklim | Sinir sistemi mesajı | Dışarıdan görünen |
Acele + düzeltme | “Güvende değilim” | kaçınma / patlama / donma |
Bekleme + eşlik | “Burada yerim var” | deneme / temas / küçük adım |
Üsttenlik + kıyas | “Değerim koşullu” | silikleşme / direnç |
Onay + küçük seçim | “Özneyim” | işbirliği artışı |
Utanç + imaj tehdidi | “Varlığım tehlike” | panik / kaçış / saldırganlık |
“Anlamaz” rahatlığı | “Ben yok sayılabilirim” | kopuş / içe kapanma |
GÜNLÜK KONUŞMA TABLOLARI
1) Sokakta yürürken (hızlanma, kaçma, durma, elde çekiştirme)
Tek Cümle Pusula:
“Sokakta hedef yürümek değil; bedeni sakin tutarak birlikte ilerlemek.”
Yanlış (tehdit/nesneleştiren) | Doğru (özne tutan/regüle eden) |
“Yürü artık, rezil olacağız!” | “Şu an zorlanıyorsun. Yavaşlıyoruz.” |
“Bak millet bakıyor.” | “Kimseyi düşünmeyeceğim. Önce senin bedenin.” |
“Koşma! Dur dedim!” | “Dur. Elimi hissediyor musun? Birlikte yürüyoruz.” |
“Niye böyle yapıyorsun!” | “Bedenin alarm verdi. Anladım.” |
“Hemen toparlan!” | “Toparlanmak için sana zaman veriyorum.” |
“Seni taşıyamam, büyüdün!” | “Yoruldun. 20 adım birlikte, sonra duracağız.” |
“Söz dinle!” | “Güvendeyiz. Şimdi tek hedef: sakinleşmek.” |
“Hadi hızlı, geç kaldık!” | “Acele etmeyeceğim. 1 dakika durup devam edeceğiz.” |
2) Market (istemediğini alma, kasa sırası, ses/ışık yükü)
Tek Cümle Pusula:
“Az söz, net sınır, çıkış planı ve eşlik.”
Yanlış | Doğru |
“Sus! Bağırma!” | “Sesin yükseldi. Sana yardım edeceğim.” |
“Bir şey yok, abartıyorsun.” | “Senin için büyük. Işık/ses zor geldi.” |
“İstediğini alamazsın, kes!” | “Bunu alamayacağız. Üzgünsün. Yanındayım.” |
“Bak çocuklar nasıl duruyor.” | “Senin bedenin farklı. Küçük adım yeter.” |
“Herkesin içinde yapma!” | “Şu an burada zor. Biraz dışarı çıkalım.” |
“Ağlamayı kes, hemen!” | “Ağlayabilirsin. Ben sakin kalacağım.” |
“Yeter! Gidiyoruz!” (çekiştirerek) | “Çıkışa gidiyoruz. 10 adım birlikte.” |
“Böyle yaparsan bir daha getirmem.” | “Şu an zorlandın. Bir sonraki seferi daha kolay yapacağız.” |
3) Eve misafir gelince (çocuğu “sergileme”, uyarı, utandırma)
Tek Cümle Pusula:
“Misafir uyum bekler; çocuk güven bekler. Öncelik güvendir.”
Yanlış | Doğru |
“Misafir var, uslu dur!” | “Ev kalabalık oldu. Senin için zor olabilir.” |
“Hadi hadi, git öp elini.” | “İstersen uzaktan ‘merhaba’ yeter.” |
“Ayıp oluyor, yapma!” | “Bedenin dolduysa odana geçebilirsin.” |
“Bunları yapma, rezil ediyor bizi.” | “Seni koruyacağım. Kimseye açıklama yapmak zorunda değilsin.” |
“Bak amcan kızacak.” | “Kimse seni korkutmayacak. Ben buradayım.” |
“Onu boş verin, anlamıyor.” | “Şu an yanında konuşmayalım. O da hissediyor.” |
“Yeter, misafirin yanında olmaz!” | “Duruyoruz. Sesimi düşürüyorum. Sana alan açıyorum.” |
“Niye normal değilsin?” | “Sen normalsin. Sadece zorlanıyorsun.” |
4) Dışarıda yere atma / kriz anı (asıl kırılma sahnesi)
Tek Cümle Pusula:
“Krizde hedef davranışı durdurmak değil; alarmı düşürmektir.”
Yanlış | Doğru |
“Kalk! Yeter artık!” | “Yere yatmak istedin. Şu an güvenliğe bakıyorum.” |
“Bırak şu numarayı!” | “Bu numara değil. Alarm. Ben sakinim.” |
“Bak herkes bakıyor!” | “Kimse önemli değil. Önce regülasyon.” |
“Hemen kalkmazsan gidiyoruz!” | “Şimdi çıkışa gideceğiz. 3 nefes sonra.” |
“Utanmıyor musun!” | “Utanç yok. Yardım var.” |
“Benimle inatlaşıyor!” | “Bu inat değil. Yük fazla.” |
“Sana bir tane vururum!” | “Sana zarar yok. Sınır var: Güvendeyiz.” |
“Niye hep böyle!” | “Bugün fazla geldi. Yarın dozu azaltacağız.” |
Krizde tek cümle formatı (en işe yarayan): Zor anlarda cümleler gereksiz kalır.
“Güvendeyiz. Ben buradayım. Çıkışa gidiyoruz.”
5) Rutin bozulması (ziyaret, yol, saat kayması, plan değişikliği)
Tek Cümle Pusula:
“Rutin bozulduysa, önce hız düşer; sonra beklenti.”
Yanlış | Doğru |
“Ne var bunda, abartma.” | “Rutin değişti. Bu seni zorluyor.” |
“Hadi hemen alış!” | “Alışman için zaman var.” |
“Bugün böyle olacak, sus.” | “Bugün farklı. Sana bunu önceden söylemedik, haklısın.” |
“Bunu da mı sorun yapıyorsun?” | “Bedenin değişikliği tehdit gibi okuyor olabilir.” |
“Bozma ortamı!” | “Ortamı değil, seni toparlamayı önemsiyorum.” |
“Şimdi olmaz, sonra.” (belirsiz) | “Şimdi değil. 5 dakika sonra. Saat kuruyorum.” |
“Senin yüzünden plan bozuldu.” | “Planı ben ayarlayacağım. Suç sende değil.” |
“Yeter, bitsin!” | “Duruyoruz. Dozu düşürüyoruz. Sonra devam.” |
6) Ebeveynin “dertleşme dili” (çocuk yanındayken konuşulanlar)
Bu bölüm çok kritik: Çocuk “anlamıyor” sanılır ama iklimi kaydeder.
Burada hedef: çocuğu yük/dosya/utanç konusu yapmadan, destek istemek.
Tek Cümle Pusula:
“Çocuk yanındayken yük konuşulmaz; güven konuşulur.”
Yanlış (çocuk yanında) | Doğru (çocuk yanında / sonra özelde) |
“Bu çocuk bizi mahvetti.” | (Çocuk yanında) “Şu an zor bir gün. Sonra konuşalım.” |
“Hiç düzelmiyor.” | “Bugün zorlandı. Biz de öğreniyoruz.” |
“Bıktım artık.” | “Ben yoruldum. Yardıma ihtiyacım var.” (çocuk yokken ayrıntı) |
“Yine kriz çıkardı.” | “Bugün bedeni taştı. Sakinleştirmeye çalıştık.” |
“Normal değil işte.” | “Farklı bir sinir sistemi var. Desteğe ihtiyacı var.” |
“Herkesin çocuğu… bizimki…” | “Kıyas yapmayacağım. Kendi hızımız var.” |
“Bir yere gidemiyoruz.” | “Plan yapmak zorlaşıyor. Bir çözüm arıyoruz.” |
“Onun yüzünden…” | “Bu durum bizi zorluyor. Suç aramıyoruz.” |
Altın kural (çocuk yanındayken):
• “Yük” cümleleri yok.
• “Utanç/rezillik” yok.
• “Umutsuz hüküm” yok.
• Dertleşme kısa + “sonra konuşalım” + çocuğa güven.
7) Misafire/kalabalığa açıklama cümleleri (ebeveyni rahatlatır, çocuğu korur)
Tek Cümle Pusula:
“Açıklama çocuğu değil, ortamı düzenlemek içindir.”
Yanlış | Doğru |
“Kusura bakmayın, böyle işte…” (mahcup, küçültücü) | “Şu an kalabalık zor geldi. Biz kısa bir mola vereceğiz.” |
“Anlamıyor zaten.” | “O da hissediyor. Yanında daha yavaş konuşalım.” |
“Biraz huysuzdur.” | “Duyusal yüklenince zorlanıyor.” |
“Terbiyesizlik yapıyor.” | “Alarm verince beden böyle tepki veriyor.” |
ASIL SORU BURADA BAŞLAR
Aile + terapist için tek pusula
Bu yazının sonunda okurun cebinde tek bir gerçek kalmalı:
Çocuk kelimeyi kaçırabilir; ama iklimi asla kaçırmaz.
Ve iklim dediğimiz şey çoğu zaman şu üçlüdür:
Söz + Ton + Hız
Sinir sistemi kelimeleri tek tek tartışmaz.
Söylenene değil, nasıl yaşatıldığına bakar.
Toplam maruziyeti kaydeder.
Tekrarına, hızına, kaçınılmazlığına bakar.
Bu yüzden bir cümle “iyi niyetle” söylenmiş olabilir.
Ama aynı cümle;aynı tonla,aynı hızla,aynı düzeltme dozu ile tekrar ediyorsa…
çocuğun bedeni bunu “iyilik” diye değil, tehdit diye kodlayabilir.
Ve burada çok kritik bir ayrım vardır:
Çocuk, “anlamadığı” için değil; alarmda olduğu için kapanır.
Bu noktada sinir sistemi bir karar verir.
Bazı çocuklar bu iklimde taşar.
Bağırır, vurur, kaçar, reddeder.
Dışarıdan “problem” gibi görünen bu tablo, çoğu zaman fight / flight hattında çalışan bir alarmdır.
Bazı çocuklar ise silikleşir.
Sessizleşir, uyumlanır, geri çekilir, görünmez olur.
Dışarıdan “iyi gidiyor” sanılan bu hâl, çoğu zaman freeze / fawn / invisible hattında çalışan bir alarmdır.
Ama kritik nokta şudur: İkisi de aynı iklimde ortaya çıkar.
Ve şimdi asıl soruya geliyoruz:
Aynı tehdit ikliminde bazı çocuklar neden taşar (fight/flight),
bazıları neden silikleşir (freeze/fawn/invisible)?
Ve yetişkin bunu neden yanlış okur?
Neden taşanı daha çok düzeltir,
silikleşeni daha çok ödüllendiririz?
Oysa ikisi de aynı şeyi yapmaktadır: Hayatta kalmaya çalışmak.
Bu yüzden bu yazı bir yöntem yazısı değildir.
Bir “doğru cümleler listesi” hiç değildir.
Bu yazı bir pusuladır.
Belki de bu yazıdan sonra kendimize sormamız gereken soru şudur:
Ben çocuğa ne söylediğimle mi ilgileniyorum,
yoksa onun bedenine nasıl bir iklim yaşattığımla mı?
Çünkü çocuklar çoğu zaman şunu yapmaz:
“Beni yanlış anladılar” demezler.
Şunu yaparlar:
Ya taşarlar, ya silikleşirler.
Ve bu tepkiler, çoğu zaman çocuğun kimliğiyle değil;
içinde yaşamak zorunda kaldığı iklimle ilgilidir.
Bir sonraki yazı tam olarak burada başlıyor:
“Taşanlar ve Silikleşenler”
Sinir sisteminin iki hayatta kalma yolu.
Çünkü çocukların ihtiyacı
daha fazla kontrol değil,
daha yüksek ses hiç değil.
Çocukların ihtiyacı şudur:
Anlaşıldığını hissetmek.
Ve anlaşılmak, önce davranıştan değil,
bedenden başlar.
TÜM METNİN MÜHRÜ
“Çocuk kelimeyi kaçırabilir;
ama söz–ton–hız iklimini asla kaçırmaz.”
Faydalanılan Kaynaklar & Okuma Notları
Aşağıda yer alan isimler; sinir sistemi regülasyonu, ilişki temelli tehdit, ses–ton–tempo (prosodi) etkisi, eşik/kaçınılamazlık (maruziyet), bağlanma, travma, otizm deneyimi (birinci kişi tanıklıkları), nesneleştirme ve gelişimsel psikoloji alanlarında bu yazının kuramsal ve insani zeminini oluşturan temel çalışmaları temsil eder. Bu metin bir akademik derleme değildir. Farklı disiplinlerde üretilmiş bilgilerin; etikten sapmadan, çocuğu nesneleştirmeden, ilişki ve sinir sistemi merkezli bir bakışla bir araya getirilmesi çabasıdır.
Bruce D. Perry
Çocuk psikiyatristi, nörobilimci The Boy Who Was Raised as a Dog • What Happened to You? • ChildTrauma Academy içerikleri
“Niyet değil maruziyet” hattını klinik dile çeviren temel yaklaşım.
Tekrarlayan + kaçınılamaz ilişki tehdidi altında sinir sisteminin öğrenmeden çok hayatta kalmaya yöneldiğini açıklar.
“Too much, too fast, too soon” (fazla–hızlı–erken) ilkesi; bu yazıdaki doz/tempo pusulasının omurgasıdır.
“Compliance is not regulation” (itaat regülasyon değildir) ayrımı; “sessizlik iyiye işaret” yanılgısını kırar.
Stephen W. Porges
Sinirbilimci, psikologPolyvagal Theory • Polyvagal Institute çerçeveleri
Nörosepsiyon: Bedenin “güven/tehdit” taramasını çoğu zaman bilinçdışı yapması.
Sinir sisteminin kelimeden önce ses tonu, yüz, tempo, mesafe gibi güven ipuçlarını okuduğunu gösterir.
Bu yazıdaki “söz–ton–hız sinir sistemine giden komuttur” fikrinin biyolojik temelidir.
Deb Dana
Klinisyen, yazarThe Polyvagal Theory in Therapy • Anchored
Polyvagal yaklaşımı sahaya indirir: “regülasyon önce gelir” ve “ses/tempo bir müdahale aracıdır.”
Terapist/ebeveyn dilinin en güçlü kısmının “ne dediği” değil, nasıl tuttuğu olduğunu somutlaştırır.
Bessel van der Kolk
Psikiyatrist, travma araştırmacısıThe Body Keeps the Score
Çözümlenmeyen tehdidin yalnızca zihinde değil, bedende taşındığını ortaya koyar.
“Davranış, çoğu zaman bedenin taşıdığı yükün dışavurumudur” perspektifi, bu yazının alarm dili çerçevesini destekler.
Pat Ogden & Janina Fisher
Travma odaklı beden psikoterapisiSensorimotor Psychotherapy • Healing the Fragmented Selves of Trauma Survivors (Fisher)
Donma/kaçma/savaş tepkilerinin bedensel işaretlerini okumayı ve “yük doldu” anında doz küçültmeyi öğretir.
“Daha çok talep” yerine “daha iyi eşlik” yaklaşımını güçlendirir.
Allan N. Schore
Nöropsikanalist / gelişim araştırmacısı(Regülasyon, sağ beyin–sağ beyin iletişimi, anne-bebek etkileşimi literatürü)
Duygu düzenlemenin temelinin kelimeden çok ton, ritim, yüz ifadesi olduğunu vurgular.
Bu yazıdaki “onarım sesle değil, varlıkla olur” hattını nörobiyolojik zemine taşır.
Daniel J. Siegel
PsikiyatristThe Developing Mind
İlişkisel regülasyon ve “beynin ilişkide şekillenmesi” perspektifiyle, ev–kurum toplam iklimini anlamaya yardım eder.
“Bağ–güven–ritim” üçlüsünün gelişimsel etkisini sistemleştirir.
Donald W. Winnicott
Çocuk doktoru, psikanalistTrue Self / False Self • “Holding” kavramı
Çocuğun iç hâli görülmeyince; ya taşarak ya da uyumlanıp silikleşerek hayatta kalma çözümleri geliştirebileceğini açıklar.
“Tutulma (holding)” fikri, bu yazıdaki eşlik–bekleme dilinin psikodinamik karşılığıdır.
Daniel N. Stern
Gelişim araştırmacısı, çocuk psikiyatristiAffect Attunement (duygusal eşlik) literatürü
“Anlaşılmak” hissinin kelimeden önce duyguya eşlik ile kurulduğunu gösterir.
Bu yazıdaki “sözden önce iklim” omurgasını güçlendirir.
John Bowlby & Mary Ainsworth
Bağlanma kuramı
Güvenli bağın; stres yanıtı ve regülasyon kapasitesiyle ilişkisini açıklar.
“Eşik” anlarında (kapı, seans girişi, geçişler) çocuğun en çok güvenli üs aramasını anlamlandırır.
Peter Fonagy & Mary Target
Mentalization / Reflective Functioning
“Davranışın arkasında bir zihin var” ilkesini taşır: ‘anlamıyor’ ≠ ‘zihni yok’.
Yetişkinin “iç hâli okuma” kapasitesi arttıkça, ses–ton–tempo otomatik olarak daha regülatif hâle gelir.
Edward Deci & Richard Ryan
Self-Determination Theory
Özerklik–aidiyet–yeterlik ihtiyaçlarının desteklenmesinin, işbirliği ve içsel motivasyonu artırdığını gösterir.
Yazıdaki “küçük seçim / özne tutan dil” bölümünün gelişimsel dayanağıdır.
Martha C. Nussbaum
FelsefeciObjectification (Nesneleştirme)
İnsanı çıktı/işlev üzerinden görmenin nasıl bir etik kırılma yarattığını tanımlar.
“Çocuk içerik değildir” ve “performans malzemesi değildir” hattının kavramsal zeminidir.
Otizm Deneyimi – Birinci Kişi Tanıklıkları
(Bu yazıdaki “anlamıyor” yanılgısının kırılması ve “iç dünya” vurgusunun dayanağı)
Temple Grandin
Thinking in Pictures
Duyusal aşırı yüklenme ve çevresel ipuçlarının bedende nasıl yaşandığını içeriden görünür kılar.
Donna Williams
Nobody Nowhere
Sosyal dünyanın kelimelerden önce bedensel tehdit ipuçlarıyla algılanabileceğine dair güçlü tanıklıklar.
Naoki Higashida
The Reason I Jump
Taşma anlarının “inat” değil çoğu zaman yük doluluğu ile ilişkisini içeriden anlatır.
Tito Rajarshi Mukhopadhyay
The Mind Tree
Düşünce–beden senkronu, duyusal akışın hızı ve “dünya içime benden hızlı giriyor” deneyimini işler.
Lucy Blackman
Lucy’s Story
Sessizliğin boşluk değil; bazen yoğun iç yük / kopma olabileceğini anlatır.
Jim Sinclair
Don’t Mourn for Us
Otizmin asıl acısının çoğu zaman çevrenin tepkilerinden doğduğunu vurgular; “yanında konuşabiliriz” gibi pratiklerin etik yükünü görünür kılar.
Stephen Shore & Mel Baggs
“Dışarıdan sakin görünen içeride kaos olabilir” ve iletişimin sözcükle sınırlı olmadığı vurguları; “sessizlik ≠ regülasyon” ayrımını güçlendirir.
Kurumsal & Klinik Çerçeveler
ChildTrauma Academy: Tekrarlayan/kaçınılamaz tehdit altında gelişen sinir sistemi üzerine klinik modeller.
National Child Traumatic Stress Network (NCTSN): Çocukluk travmasının davranış ve regülasyona etkileri.
Polyvagal Institute: Güven–tehdit ipuçları, nörosepsiyon ve regülasyon çerçeveleri.
Zero to Three: Erken çocuklukta ilişki temelli düzenleme ve gelişim.
Harvard Center on the Developing Child: Erken deneyimlerin beyin mimarisi ve stres yanıt sistemleri üzerine çerçeve.







Yorumlar