25) Görünen Davranış, Görünmeyen Gün
Güncelleme tarihi: 7 gün önce
Evde gördüğün şey günün raporudur
Bazı aileler şu cümleyi kurar:
“Okulda hiçbir şey yokmuş. Ama eve gelince bambaşka oluyor.”
Öğretmen şaşkındır.
Aile yorgundur.
Çocuk ise çoğu zaman anlatamaz.
Ve çoğu evde aynı sonuç çıkar:
“Demek ki sorun evde.”
Bu yorum anlaşılırdır.
Ama çoğu zaman doğru değildir.
Mesele akşam değil; gün boyu tutulan şeydir.
Çünkü bazı çocuklar günün farklı ortamlarında çok farklı düzenlenme yükleri taşıyabilir.
Dışarıda başka bir tempo.Evde başka bir tempo.
Ve bazen bu iki ortam arasındaki fark, aynı çocuğu bize iki farklı çocukmuş gibi gösterebilir.
Bazen akşam değişen çocuk değildir.
Gün boyu tutulan çocuktur.
Ve belki ilk yanılgımız burada başlar.
Davranış eve gelir.
Ama hikâyesi eve ait olmayabilir.
Biz akşamı görürüz.
Bardağın fırlatıldığı anı. Bağırmayı. Ağlamayı. Vurmayı. Kapanmayı.
Sonra o birkaç dakikaya bakıp bütün çocuk hakkında karar veririz.
Oysa görmediğimiz saatler vardır.
Beklediği. Dayandığı. Kendini tuttuğu. Anlamaya çalıştığı. Gürültüyü taşıdığı. Yanlış yapmamaya çalıştığı.
Biz davranışın birkaç dakikasını görürüz.
Çocuk bazen o davranışa gelene kadar bütün günü taşımıştır.
Aynı Çocuk, İki Ayrı Profil
Sabah evden çıkan çocuk ile akşam eve gelen çocuk,
nörolojik olarak aynı durumda olmak zorunda değildir.
Gün boyunca çocuk yalnızca davranış üretmez.
Bedeni sürekli ayar yapar.
Sandalyede otururken yalnızca oturmaz;
bazen kendini de tutar.
Gürültüyü yalnızca duymaz;
ona dayanmak için de enerji harcar.
Yanlış yapmamaya çalışırken yalnızca düşünmez;
çevreyi,
insanları
ve kendi tepkisini de sürekli ayarlıyor olabilir.
Gün boyunca bekler.
Geçiş yapar.
İnsanları okur.
Ne zaman konuşacağını ayarlar.
Bazen hareket etme ihtiyacını bastırır.
Bazen anlamadığı yerde belli etmemeye çalışır.
Bunların ne kadarının yaşandığını dışarıdan her zaman göremeyiz.
Çünkü çaba görünmeyebilir.
Bedeli daha sonra görünür.
Bu yüzden bazı çocuklar okuldan çıktığında yorgun görünmez.
Ama eve geldiklerinde artık aynı kapasiteye sahip olmayabilirler.
Bazı akşamlar mesele davranış değil, kalan kapasitedir.
Çocuk akşam kontrolünü kaybetmiş olabilir.
Ama yalnızca kaybettiği kontrolü görürsek, onu saatlerce sürdürebilmek için ödediği bedeli kaçırırız.
Ve bazı akşamlar çocuk değil, gün çöker.
Çünkü bazen soru:
“Neden bunu yaptı?”
değildir.
Daha önce sorulması gereken soru şudur:
“Bunu yapmamak için gün boyunca ne kadar şey yaptı?”
Ve bazen akşam çöken çocuk değildir.
Gün boyunca sürdürülen şeydir.
Okulda:
• daha az hareket eder
• kurallara daha çok uyar
• daha sessizdir
• öğretmeni zorlamaz
• hatta bazen “çok uyumlu” görünür
Evde:
• taşar
• sinirlenir
• ağlar
• vurur
• kapanır
• hiçbir şey yapmak istemez
Bu tablo çoğu zaman şöyle yorumlanır:
“Demek ki kendini tutabiliyor. O zaman evde yapmamayı seçiyor.”
Oysa bu fark bize başka bir soru sordurmalıdır:
“Bu çocuk okulda iyi olduğu için mi böyle görünüyor,
yoksa iyi görünmek için çok fazla şey mi harcıyor?”
Çünkü sistem çoğu zaman çocuğun ne kadar zorlandığını değil,
ne kadar az zorladığını kaydeder.
Derste oturdu mu? Evet.
Görevi yaptı mı? Evet.
Kurala uydu mu? Evet.
Kriz çıktı mı? Hayır.
Dosyada gün başarılı görünür.
Ama çocuğun o başarı için kendinden ne kadar harcadığına ayrılmış bir kutu yoktur.
Ve bazen günün en ağır kısmı tam da budur:
Çocuk iyi görünmeyi başarır. Biz de iyi olduğunu sanırız.
Akşam gördüğümüz şey bazen kontrol kaybı değil, gün boyu sürdürülen kontrolün artık sürdürülememesidir.
Okulda İyi Görünmenin Bedeli
Okul birçok çocuk için öğrenme alanından önce bir hesaplama alanıdır.
Çocuk sürekli şunları hesaplar:
• Ne zaman konuşacağım?
• Çok mu baktım?
• Sıra bana gelir mi?
• Ses çok mu yüksek?
• Doğru mu yaptım?
• Öğretmen kızdı mı?
• Yanlış mı anladım?
Bu hesaplama dışarıdan görünmez.
Ama sinir sistemi için çok pahalı olabilir.
Çünkü çocuk yalnızca dersi takip etmiyor olabilir.
Aynı anda ortamı,
insanları,
sesleri,
kuralları,
kendi bedenini
ve vereceği cevabı da takip ediyor olabilir.
Dışarıdan yalnızca:
“Ne kadar sakin.”
görünür.
İçeride ise bütün gün:
“Bir hata yapmadan nasıl devam ederim?”
hesabı dönüyor olabilir.
Bu yüzden bazı çocuklar okulda çok az zorlanma gösterir.
Ama görünür zorlanmanın azlığı, içeride taşınan yükün de az olduğunu göstermez.
Bazıları regüle olmuş gibi görünürken,aslında bütün enerjisini organize kalmaya harcıyor olabilir.
Çünkü regülasyon içeride hissedilir,
organizasyon dışarıda görünür.
Bu yüzden öğretmen sakinliği, ebeveyn bedeli görür.
Aynı davranış iki yerde farklı anlam taşır.
Okulda sakin görünen çocuk
her zaman rahat değildir.
Bazen yalnızca kontrollüdür.
Kurala uyuyor olabilir.
Sırasında oturuyor olabilir.
Görevini yapıyor olabilir.
Ama bunların hiçbiri bize içeride
ne kadar zorlandığını tek başına söylemez.
Rahatlayan çocuk öğrenmeye daha kolay erişebilir.
İdare etmeye çalışan çocuk ise bazen
yalnızca günü tamamlamaya çalışır.
Ve dışarıdan ikisi aynı görünebilir.
Öğretmen çoğu zaman uyumu görür, bedeli akşam görürüz.
Uyumlu görünmek, regüle olmakla aynı şey değildir.
Eve Dönüş: Gecikmiş Boşalma
Bazı çocuklar eve girer girmez değişir.
Bazılarıysa bir süre daha dayanır.
Çünkü okulda tutulan şey,
evde artık tutulamayabilir.
Bu yüzden aile:
“Okulda yapmıyor, evde yapıyor.”
der.
Ama bazen daha doğru cümle şudur:
“Okulda tutuyor, evde bırakıyor.”
Bu her zaman “seçim” değildir.
Bazı çocuklarda gün boyu sürdürülen kontrol,
evde artık sürdürülemeyebilir.
Ve evde gördüğümüz zorlanma,
her zaman evde başlamış olmak zorunda değildir.
Ama bu tek açıklama da değildir.
Yorgunluk.
Açlık.
Duyusal yük.
Sosyal talepler.
Geçişler.
Uyku.
Ağrı.
Günün toplam yükü.
Hepsi tabloya katılabilir.
Bu yüzden soru yalnızca:
“Evde neden böyle?”
değildir.
Bazen:
“Bugün buraya gelene kadar ne taşıdı?”
Maskeleme: Uyum Değil, Yönetim Stratejisi
Bazı çocuklar okulda zorlanmaz gibi görünür.
Ama bu, zorlanmadıkları anlamına gelmez.
Bazıları zamanla zorlanmayı göstermemeyi öğrenir.
Buna maskeleme denir.
Maskeleme yalnızca taklit etmek değildir.
Otistik özellikleri gizleme, bastırma ya da sosyal çevrenin beklentilerine uyum sağlamak için kullanılan farklı stratejileri kapsayabilir.
Ve bazı çocuklarda bunu uzun süre sürdürebilmek,önemli bir bilişsel, duygusal ve bedensel yükle ilişkili olabilir.
Çocuk şunları yapar:
• hareket etme ihtiyacını bastırır
• anlamadığı halde anlamış gibi yapar
• yorulduğunu fark etmezden gelir
• gürültüyü yok saymaya çalışır
• duygusunu ertelemeyi öğrenir
• soru sormamayı tercih eder
• yanlış yapmamaya odaklanır
Dışarıdan bakıldığında bu çocuk “uyumlu” görünür.
Ama bazı çocuklarda bu görünümün arkasında sürekli kendini izlemek, bastırmak ve ayarlamak vardır.
Dışarıdan uyum görünür.
İçeride ise sürekli fren yapmak gerekebilir.
“Demek ki isterse yapabiliyor.”
Belki yapabiliyor.
Ama asıl soru bu değildir.
Bunu yapabilmek ona neye mal oluyor?
Çünkü dışarıdan yalnızca ilerlemeyi görürüz.
Çocuk oturmuştur. Yapmıştır. Dayanmıştır. Tamamlamıştır.
Ama ilerliyor görünmek, zorlanmadan ilerlemek değildir.
Bazen çocuk aynı anda hem ilerlemeye hem de kendisini tutmaya çalışır.
Biz gidilen mesafeyi ölçeriz.
Çocuk o mesafenin maliyetini taşır.
Bu yüzden şu cümle yanıltıcıdır:
“Demek ki isterse yapabiliyor.”
Aynı davranışın farklı ortamlarda farklı bir maliyeti olabilir.
Çocuk okulda kendisini daha fazla izliyor, bastırıyor ya da çevrenin beklentilerine daha yoğun biçimde uyum sağlamaya çalışıyor olabilir.
Bunu yapabiliyor olması, bunu aynı bedelle sürdürebileceği anlamına gelmez.
Ve bir çocuk yalnızca belirli bir ortamdan sonra yoğun biçimde zorlanıyorsa, yalnızca davranışına değil, o ortamda ne kadar yük taşıdığına da bakmak gerekir.
Uyum her zaman beceri değildir. Bazen maliyettir.
Bazen dayanabilmenin son yoludur.
Ve burada çok rahatsız edici bir ihtimal vardır.
Bazen çocuğun en başarılı günü,kendisinden en fazla uzaklaştığı gün olabilir.
Dışarıdan:
“Harikaydı.”
“Hiç sorun çıkarmadı.”
“Bütün gün çok uyumluydu.”
denir.
Ama akşam aynı çocuk konuşmak istemez, kimseye tahammül edemez, kapanır ya da taşar.
O zaman başarıyı yeniden tanımlamak gerekir:
Bir çocuk bütün gün bekleneni yaptıysa ama akşam kendisine ulaşamayacak kadar tükendiyse, o gün kimin için başarılıydı?
Nörolojik Borç: Gün Boyu Biriken Yük
Burada “nörolojik borç” derken klinik bir tanıdan söz etmiyorum.
Gün içinde harcanan ama toparlanmaya fırsat bulunamayan yükü anlatıyorum.
Okulda geçen saatler yalnızca zaman değildir; birikimdir.
Gün içinde bastırılan hareketler, ertelenen tepkiler, sürekli anlamaya çalışma çabası ve çevreye uyum sağlama gereksinimi,
bazı çocuklarda gün boyunca biriken bir yükün parçaları olabilir.
Çocuk okuldayken bu yükü azaltacak kadar dinlenme, hareket, geri çekilme ya da düzenlenme fırsatı bulamayabilir.
Bu nedenle burada “nörolojik borç” derken,biyolojik olarak ölçülmüş bir borçtan değil;toparlanma fırsatı bulamadan taşınmaya devam eden yükten söz ediyorum.
Ve bazen akşam gördüğümüz şey, gün içinde taşınmış bu yükün artık sürdürülememesidir.
İki Hız, Tek Çocuk
Dışarıdan görünen:
Okul sakin → ev sorunlu
Ama bazen altta olan:
Okulda yüksek kontrol → evde kontrolün sürdürülememesi
Yani çocuk iki farklı yerde,
aynı miktarda yük taşımıyor olabilir.
Okulda kendini daha fazla tutabilir.
Evde bunu sürdürmek zorlaşabilir.
Bu yüzden bir ortamda gördüğümüz çocuk,
diğer ortamda gördüğümüz çocuğu geçersiz kılmaz.
İkisi de aynı çocuğun gerçeğidir.
Neden En Çok Anne-Babaya Olur?
Bu soru ebeveynleri en çok yaralayan sorudur:
“Neden sadece bana yapıyor?”
Birçok ebeveynin içinde sessiz bir soru vardır:
“Beni mi zorluyor?”
Oysa çoğu ebeveyn burada yalnız yorulmaz; kırılır.
O an çocukla değil, kendisiyle kalır.
Bazı çocuklar,
kendilerini daha az tutmak zorunda hissettikleri yerde
daha fazla çözülür.
Bu yer bazen evdir.
Bazen anne.
Bazen baba.
Bazen başka bir güvenilen yetişkin.
Ama bunu romantikleştirmemek gerekir.
“Bana yapıyor çünkü bana güveniyor.”
her çocuk için doğru bir açıklama değildir.
Yorgunluk,
geçiş,
duyusal yük,
okul talepleri,
evdeki ilişki
ve başka etkenler de tabloya katılabilir.
Yine de ebeveynin yaşadığı kırılma gerçektir.
Çünkü gün boyu herkese yeten çocuk,
akşam yalnızca ona tükenebilir.
Ve bunu taşımak kolay değildir.
Çünkü ebeveyn yalnızca davranışla karşılaşmaz.
Görmediği günün faturasıyla da karşılaşır.
Ama faturanın üzerinde gün boyunca ne yaşandığı yazmaz.
Yalnızca akşam vardır.
Bu yüzden anne-baba bazen kendisini suçlar:
“Ben neyi yanlış yaptım?”
Oysa bazı akşamlarda daha doğru soru şudur:
“Bu çocuk bana gelene kadar ne kadar şey taşıdı?”
Çünkü davranışın gerçekleştiği kişi, davranışın bütün nedenlerinin bulunduğu kişi değildir.
Ama burada ebeveyn yalnızca yorulmaz.
Bazen içten içe incinir.
Gün boyu herkese yeten çocuk akşam yalnızca ona tükenir.
Bunu anlamlandırmak kolay değildir.
Fakat önemli bir uyarı:
Evde boşalma uzun süre çok şiddetliyse bu güven göstergesi değil yük fazlası göstergesidir.
Kritik Ayrım
Her akşam patlayan çocuk “nazlı” değildir
Her akşam çöken çocuk “tembel” değildir
Bazı çocuklar gün boyunca ihtiyaçlarını, tepkilerini ya da zorlanmalarını ertelemek zorunda kalabilir.
Ve ertelenmiş olmak, yükün ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Bazen sorun davranışın ortaya çıkması değildir.
Davranışın gün boyu ortaya çıkamamasıdır.
Akşam gördüğünüz şey sorunun başladığı yer değil, saklandığı yerin sonudur.
Çünkü bazen sistem çocuğun iyi olduğu zamanı değil,
zorlanmasını görünür kılmadığı zamanı ödüllendirir.
Sessiz kaldı. Dayandı. İtiraz etmedi. Görevi tamamladı.
Gün başarılı.
Ve böylece çok tuhaf bir şey olur:
Çocuğun zorlanmasını en iyi saklayabildiği gün, yetişkinlerin gözünde en iyi günü olabilir.
Belki de bazı çocukların “en iyi günleri”, yetişkinlerin onların zorlandığını en az fark ettiği günlerdir.
Ve biz buna:
“İlerleme.”
demiş olabiliriz.
Ve işte burada yetişkin dünyasının en kolay yanıldığı yer başlar.
Çocuk okulda bağırmadıysa: iyi gün.
Kaçmadıysa: iyi gün.
İtiraz etmediyse :iyi gün.
Kendini tuttuysa: iyi gün.
Sonra eve gelir ve dağılır.
Biz de:
“Akşama kadar hiçbir şeyi yoktu.”
deriz.
Belki vardı.
Yalnızca bize görünmüyordu.
Ve görünmeyen şeyi yok saydığımızda, çocuğun dayanabildiği zamanı iyi olduğu zaman sanmaya başlarız.
Ev Nasıl Sadece Boşalma Alanı Olmaz?
Çocuk eve geldiğinde günün yükü farklı biçimlerde görünür olabilir.
Bazı çocuklar taşar.
Bazıları geri çekilir.
Bazıları hareket arar.
Bazıları hiçbir şey yapmak istemez.
Bazılarıysa dışarıdan hâlâ sakin görünür.
Çünkü yükün görünme biçimi her çocukta aynı değildir.
Aile çoğu zaman bunu “akşam huysuzluğu” sanır.
Oysa bazı çocuklarda bu saatler, sinir sisteminin vardiya değişimi gibi yaşanabilir.
Gün boyunca sürdürülen kontrol azalır.
Bastırılmış ya da ertelenmiş ihtiyaçlar daha görünür hâle gelir.
Ve yetişkinin “davranış arttı” dediği yerde, bazen bedenin taşıdığı yük görünmeye başlar.
Bağırma
ağlama
vurmak
koşmak
hiçbir şey yapmak istememek
yapışmak
Bunların bazıları,çocuğun yükü azaltmaya ya da yeniden düzenlenmeye çalışmasının yolları olabilir.
Ama davranışın ardından sakinleşmek, toparlanmanın tamamlandığını göstermez.
Çocuk sakinleşmiş olabilir.
Yorgunluk, duyusal yük ya da günün toplam maliyeti ise hâlâ sürüyor olabilir.
Bu yüzden akşam yalnızca:
“Kriz geçti mi?”
diye bakmak yetmez.
Daha önemli soru bazen şudur:
“Çocuk gerçekten toparlandı mı?”
Akşam Patlaması Neden Geçişte Görünür Olabilir?
En zor zaman genelde okuldan hemen sonra değildir.
Biraz sonradır.
Çünkü sinir sistemi eve gelir gelmez bırakmaz.
Önce dayanmayı sürdürür.
Sonra küçük bir şey olur:
yanlış bir cümle
küçük bir istek
basit bir soru
ve çocuk aniden değişir.
Bu ani değişim aslında ani değildir.
Gün boyu beklemiştir.
Bu yüzden birçok ebeveyn şu cümleyi kurar:
“Hiçbir şey yoktu, birden oldu.”
Birden olmaz.
Sadece görünür olur.
Bazı çocuklar zorlayıcı bir ortamdaykenkendilerini tutmayı bir süre daha sürdürebilir.
Daha az talep hissettikleri,daha tanıdık ya da daha güvenli algıladıkları bir ortama geçtiklerinde isegün boyunca bastırılmış ihtiyaçlar ve zorlanmalar daha görünür hâle gelebilir.
Bu yüzden evdeki yoğunluk bazen güvenle ilişkili olabilir.
Ama evdeki her yoğun davranışı “güven göstergesi” diye açıklayamayız.
Ve akşam gördüğümüz şey çoğu zaman günün sorunu değil, günün çözülmesidir.
Patlama anlık değildir; gün boyu tutulanın görünür hâlidir.
Evde Yapılan En Büyük İyi Niyetli Hata
Çocuk okuldan sonra normale dönsün diye günü konuşarak kapatmaya çalışmak.
“Bugün ne yaptın?”
“Niye böyle davrandın?”
“Bir şey mi oldu?”
“Arkadaşınla mı kavga ettin?”
Bu sorular mantıklıdır.
Ama zamanlaması yanlıştır.
Çünkü çocuk o anda düşünemez.
Sadece hisseder.
Ve düşünmeye zorlandığında sistem tekrar baskı hisseder.
Sonuç: ikinci patlama
Çünkü çocuk anlatamadığı için değil,
henüz yaşayamadığı için zorlanır.
Düzenleme Nerede Başlar?
Düzenleme konuşmayla değil
bedenle başlar.
Çocuk eve geldiğinde ilk ihtiyacı:
anlatmak değil
boşaltmak değil
yeniden hissetmektir
Bu yüzden bazı çocuklar:
yere uzanır
yastıklara gömülür
duvara bastırır
sarılmak ister
yalnız kalmak ister
aynı şeyleri tekrarlar
Belki bazı akşamlarda eve ilk gelen çocuk değildir.
Önce beden gelir.
Çanta bırakılır.Ayakkabı çıkar.Beden yere uzanır.Bir köşeye çekilir.Sessizlik ister.Hareket ister.Yakınlık ister.Mesafe ister.
Yetişkin konuşmak ister.
Beden ise henüz yalnızca:
“Gün bitti mi?”
diye yokluyor olabilir.
Bunların bazıları, çocuğun yükü azaltmaya, bedenini yeniden düzenlemeye ya da kendisi için daha taşınabilir bir duruma dönmeye çalışmasının yolları olabilir.
Ve bazen ancak biraz sonra,
çocuk da eve gelir.
İki Hayatı Tek Hayata Yaklaştırmak
Amaç çocuğu okulda rahatlatmak değil sadece evde patlatmamak da değil
Amaç iki hız arasındaki farkı küçültmektir.
Çünkü fark ne kadar büyürse akşam o kadar sert olur.
Bu yüzden değişim çoğu zaman akşamdan değil ertesi sabahın eşiğinden başlar.
• çıkış hızı düşürülür
• geçiş ritüeli eklenir
• ilk temas beklentisiz olur
• soru geciktirilir
• beden önce gelir
Çocuk kendini toparladıktan sonra konuşma gelir.
Çocuk anlatabildiğinde değil, hissedebildiğinde düzenlenir.
Sonuç
Bazı çocuklar iki ayrı hayat yaşamaz.
İki ayrı tempo yaşar.
Bazen asıl sorun evde görünen davranış değildir.
Gün boyunca taşınmış görünmez yüktür.
Ve bazı çocuklarda akşam gördüğümüz değişim, yalnızca o akşam başlamış bir “bozulma” olmayabilir.
Gün boyunca taşınmış yükün görünür hâle gelmesi olabilir.
Bazı çocuklar dışarıda kendilerini daha fazla tutar, daha fazla uyum sağlar ya da zorlanmalarını daha az gösterir.
Eve geldiklerinde ise bunu sürdürmek zorlaşabilir.
Bu yüzden mesele yalnızca:
“Çocuk neden evde değişiyor?”
değildir.
Bazen daha ağır soru şudur:
“Dışarıda aynı görünebilmek ona neye mal oluyor?”
Ve belki asıl güven, çocuğun yalnızca sakinleşebildiği yerde değil;
kendisini sürekli saklamak zorunda kalmadığı yerde başlar.
◉ Ebeveyn Pusulası — Akşam Gördüğün Şeyi Nasıl Okuyacaksın?
Akşam davranışı her zaman yalnızca o ana ait değildir.
Bazen gün boyu taşınanın görünür hâle geldiği yerdir.
Bu yüzden davranışı düzeltmeden önce,
zamanını ve öncesini anlamaya çalış.
1) Patlama gördüğünde
İlk düşünce:
“Kontrol etmeyi reddediyor.”
Yerine şunu da sor:
“Kontrol etmeyi artık sürdüremiyor olabilir mi?”
Çünkü bazen mesele çocuğun yapmamayı seçmesi değildir.
Artık yapabilecek kapasitenin kalmamasıdır.
2) Kapanma gördüğünde
İlk düşünce:
“Hiçbir şey yapmak istemiyor.”
Yerine şunu da sor:
“Başlatacak enerjisi kalmamış olabilir mi?”
Çünkü geri çekilme her zaman isteksizlik değildir.
Bazen yorgunluk, duyusal yük, stres, ağrı ya da gün boyunca taşınan başka yükler de çocuğun erişebildiği kapasiteyi daraltabilir.
Sessizlik bize nedeni söylemez.
Bu yüzden sessizliği yorumlamak yerine, öncesine bak.
3) Sana yöneldiğinde
İlk düşünce:
“Herkese iyi, bana zor.”
Yerine şunu da sor:
“Buraya gelene kadar ne kadar şey taşımış olabilir?”
Belki burada kendisini daha az tutmak zorunda hissediyordur.
Belki günün yükü tam burada görün
Küçük Ama Kritik Değişiklik
Akşam çocuğu değiştirmeye çalışma.
Akşam çocuğu çözmeye de çalışma.
Akşam yalnızca şunu yap: günün bittiğini bedene anlat
ışığı yumuşat
sesi azalt
soruyu geciktir
teması sadeleştir
beklentiyi düşür
Konuşma daha sonra gelir.
Davranış çoğu zaman o zaman değişir.
Akşam çözüm zamanı değil, çözülme zamanıdır.
Son Cümle
Bazı çocuklar eve geldiklerinde bozulmaz.
Rolü bırakırlar.
Bu yalnızca konuşabilen çocuklar için geçerli değildir.
Konuşamayan çocuklarda sinir sistemi davranışla, bedenle ve ritimle daha açık konuşur.
◦
“The body keeps the score.”
“Beden kayıt tutar”
— Bessel van der Kolk
Çocuk her zaman anlatamaz.
Bazen beden ve davranış anlatır.
Bu yüzden bazı akşamlar çözülmez.
Sadece görülür.
Bazen cevap değil, tanıklık gerekir.
Belki de yıllardır yanlış yere bakıyoruz.
Davranışın başladığı saate bakıyoruz.
Ama yükün başladığı saate değil.
Davranışın olduğu kişiye bakıyoruz.
Ama çocuğun o kişiye gelene kadar yaşadığı güne değil.
Patlamanın büyüklüğüne bakıyoruz.
Ama onu taşımak için harcanan saatlere değil.
Sonra birkaç dakikalık davranışı kayda geçiriyoruz.
Günün geri kalanı kayboluyor.
Ve belki çocuğa yaptığımız en büyük haksızlıklardan biri tam burada:
Görünür olduğu birkaç dakikayla,görünmez kaldığı bütün günü açıklamaya çalışıyoruz.
Sonra çocuğa bir isim veriyoruz:
Huysuz.İnatçı.Davranış problemi.Kontrolsüz.
Oysa kayda aldığımız çocuk olmayabilir. Günün sonunda kalan şey olabilir.
Bazen akşam yaşanan şey yalnızca bir problem değildir.
Günün raporudur.
Ve çoğu zaman ebeveynin gördüğü şey problem değil,
çocuğun kendisine geri dönüşüdür.
⬛ Yazının Mührü
Akşam gördüğün şey çocuğun davranışı değil, günün bıraktığı izdir. Çocuk değil, gün konuşur.
◦
Safety is the treatment.
Güven, tedavinin kendisidir.
— Stephen W. Porges
Faydalanılan Kaynaklar & Okuma Notları
Bu yazının hazırlanmasında gelişimsel nörobilim, stres fizyolojisi, sinir sistemi regülasyonu, otistik maskeleme, duyusal işlemleme, duygu düzenleme, birlikte düzenlenme, bağlanma ve davranış bilimleri literatüründen yararlanılmıştır.
Bu metin bir akademik derleme değildir. Amaç, farklı disiplinlerde üretilmiş bilgileri; davranışı yalnızca dışarıdan görünen bir sonuç olarak değil, gün boyunca taşınan yük, deneyim, beden, çevre, ilişki ve çocuğun o anda erişebildiği kapasiteyle birlikte anlamaya çalışan bütüncül bir çerçevede bir araya getirmektir.
Aşağıdaki kaynakların tümü aynı türde veya aynı kanıt düzeyinde değildir. Hakemli bilimsel araştırmalar ve kurumsal bilim kaynaklarının yanında klinik modeller, gelişimsel kuramlar ve alanı anlamaya yardımcı olan eserler de bulunmaktadır. Bu nedenle her kaynak, taşıdığı kanıt düzeyine uygun biçimde kullanılmış; kuramsal veya tartışmalı yaklaşımlar kesinleşmiş bilimsel açıklamalar olarak sunulmamıştır.
1. Gelişimsel nörobilim – deneyim – stres yükü
Bruce D. Perry
Çocuk psikiyatristi ve araştırmacıThe Boy Who Was Raised as a Dog / What Happened to You? / Neurosequential Model
• Davranışı yalnızca görünen anda değil; çocuğun gelişimsel öyküsü, deneyimleri ve mevcut düzenlenme durumu içinde değerlendiren gelişimsel-klinik bir perspektif sunar.• Yazının “Davranışın başladığı saate değil, yükün başladığı saate de bakmak gerekir” yönündeki ana düşünsel çizgisinin önemli kaynaklarından biridir.
Bruce S. McEwen
Nöroendokrinolog ve stres araştırmacısıAllostasis / Allostatic Load araştırmaları
• Tekrarlayan talepler ve stres karşısında organizmanın uyum sağlama süreçlerini ve zaman içinde birikebilen fizyolojik maliyeti açıklayan temel bilimsel çerçevelerden birini geliştirmiştir.• Yazıdaki “nörolojik borç” ifadesi bilimsel bir terim olarak değil, toparlanma fırsatı bulamadan taşınan yükü anlatan bir metafor olarak kullanılmaktadır; McEwen’in allostatik yük çalışmaları bu düşüncenin genel fizyolojik arka planına katkı sağlar.
Robert M. Sapolsky
Nöroendokrinolog ve araştırmacıWhy Zebras Don’t Get Ulcers
• Akut ve kronik stres yanıtlarının fizyolojisini ve stresin süre, tekrar ve bağlama göre değişebilen maliyetlerini ele alır.• Yazıdaki tek bir davranış anı yerine günün toplam yükünü dikkate alma yaklaşımına biyolojik bir arka plan sağlar.
2. Otizm – maskeleme – görünmeyen maliyet
Laura Hull, K. V. Petrides, Carrie Allison ve arkadaşları
“Putting on My Best Normal”: Social Camouflaging in Adults with Autism Spectrum Conditions
• Otistik bireylerin sosyal çevrenin beklentilerine uyum sağlamak amacıyla kullandıkları gizleme, telafi ve uyum stratejilerini görünür kılan temel çalışmalardan biridir.• Yazıdaki “dışarıdan uyumlu görünmek, içeride zorlanma olmadığı anlamına gelmez” ayrımına bilimsel arka plan sağlar.



Yorumlar