top of page

23-Çocukta Krizi Sayma, Çocuğu Oku

28 Şub
13 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 17 Eyl

Bazen gördüğümüz kriz bugünün değildir.



Akşamdır.

Kapı açılır.

Çocuk içeri girer.

Okulda sorun yoktur.

Öğretmen “gayet iyiydi” demiştir.


Evde ise küçük bir şey olur.

Bardak yanlış gelir.

Ses biraz yüksek çıkar.

Kardeş yaklaşır.


Ve bir anda her şey büyür.

Ağlama.

Bağırma.

Kaçma.

Kapanma.


Aile şaşırır:

Bütün gün iyiydin…


İşte en şaşırtan yer burasıdır:

Sorun çoğu zaman

o anda olan şey değildir.


Çocuk açıklayamaz.

Çünkü bu akşam başlamamıştır.


Bazı günler çocuk gün içinde tutar,

evde bırakır.


Biz akşamı görürüz.

Bardağı.

Sesi.

Kardeşin yaklaşmasını.

Kapının çarpmasını.


Ve nedeni de orada ararız.

Çünkü yetişkin gözü çoğu zaman patlamayı görür.

Ama patlamaya kadar taşınanı görmez.

Sonra bardağı kaldırırız.

Sesi azaltırız.

Kardeşi uzaklaştırırız.


Ve bazen:

“Sorunu çözdük.”

sanırız.


Oysa belki yalnızca son damlayı kaldırmışızdır.

Bardağı gördük. Bardağı taşıran günü görmedik.


Oysa davranışın göründüğü an,

yükün başladığı an olmak zorunda değildir.


Belki bardak yalnızca son damlaydı.

Belki hikâye sabah başladı.

Belki okulda.

Belki serviste.

Belki bütün gün:

“Sorun çıkarmamaya” çalışırken.


Bu yüzden bazen:

“Ne oldu?”

sorusundan önce başka bir soru gerekir:

“Bundan önce ne oldu?”


Çünkü sorun bazı günlerin zor geçmesi değildir. Sorun zor günlerin anlaşılmamasıdır.

En Büyük Yanılgı

Çoğu aile bir noktada şu soruyu sorar:

“Bugün iyi miydi, kötü müydü?”


Çünkü biz hayatı günlere böleriz.

Sabah başlar.

Akşam biter.

Sonra yeni bir gün gelir.


Ama çocuğun taşıdığı yük,

takvim yaprağı değişince sıfırlanmak zorunda değildir.


Bir çocuk bugün zorlanıyorsa,

neden mutlaka bugün olmak zorunda?


Belki dün çok fazlaydı.

Belki okulda kendisini tuttu.

Belki eve kadar dayandı.

Belki gün boyunca kimsenin fark etmediği şey,

akşam görünür oldu.


Bu yüzden bazı akşamlar yalnızca

o akşamın hikâyesi değildir.

Birikenin görünür olduğu yerdir.


Gün bitmiş olabilir.

Ama çocuğun taşıdığı şey bitmemiş olabilir.


Bedensel Borç

Bazı günler çocuk dışarıdan çok sakin görünür.


Aile bile şaşırır:

“Ama bugün hiçbir şey yapmadı ki…”


Belki de mesele tam burada.

Çünkü yorulmak yalnızca koşmaktan,

oynamaktan,

çalışmaktan gelmez.


Bazen en büyük yorgunluk,

bütün gün kendini tutmaktan gelir.


Dışarıdan sakin görünen bir gün,

çocuk için kolay geçmiş olmak zorunda değildir.


Bazen sakinlik rahatlıktır.

Bazen de büyük bir çabadır.


İşte bu yazıda buna:

bedensel borç

diyeceğiz.


Bir tanı değil.

Bir klinik ölçü değil.

Görünmeyen maliyeti fark etmek için

kullandığımız bir isim.


Bir çocuk bazen koşarken değil, kendini tutarken çok daha fazla yorulur.

Sınıfta otururken

sırada beklerken

yanlış yapmamaya çalışırken

seslere katlanırken

anlamadığı şeyi anlamış gibi yaparken

çocuk görünürde hiçbir şey yapmaz.


Bazen çocuk gün boyu tek bir şey yapar:

yanlış yapmamaya çalışır.


Ve işte yetişkin dünyasının en kolay yanıldığı yerlerden biri burasıdır:

Görünürde hiçbir şey yapmayan çocuk, içeride çok şey taşıyor olabilir.

Biz yapılanı ölçeriz.

Oturdu mu?

Bekledi mi?

Dinledi mi?

Kurala uydu mu?


Ama çok daha az sorduğumuz şey şudur:

Bütün bunları yapabilmek için kendinden ne kadar harcadı?


Çünkü performans görünürdür.

Maliyeti değildir.


Bu yüzden bazı çocuklar okuldan gelir ve

hiçbir şey yapmak istemez.

Bu tembellik olmak zorunda değildir.


Belki bütün gün

görünmeyen bir şey için enerji harcamıştır:

Kendini tutmak için.


Bu noktada çoğu ebeveyn davranışı düzeltmeye çalışır.

Oysa bazen çocuk o anı değil,

bütün günü taşıyordur.


Bazen çocuk patlamaz bile.

Sadece susar.


Ve tam burada yetişkin rahatlayabilir:

“Bugün iyi.”


Belki gerçekten iyidir.

Ama sessizlik,

tek başına iyilik kanıtı değildir.


Çünkü bazı çocukların zorlanması ses çıkarır.

Bazılarınınki çıkarmaz.


Borç o gün alınır ama o gün ödenmez.

Akşam, gece, ertesi gün

hatta hafta sonu da ödenebilir.


Ve bazen faturayı çıkaran yerle, borcun oluştuğu yer aynı değildir.


Bazı aileler bunu özellikle hafta sonlarında görür.

Çocuk okulda tutar.

Eve gelir.

Bir süre daha taşır.


Sonra herkesin:

“Bugün ne oldu?”

diye baktığı yerde zorlanır.


Oysa belki soru bugün değildir.

Belki bütün haftadır.


Ev bazı çocuklar için kendini daha az tutabildiği,

daha fazla kendisi olabildiği bir yer olabilir.


Ama bunu tek açıklama olarak kabul edemeyiz.

Yorgunluk, biriken okul talepleri,

duyusal ve sosyal yük, geçişler, değişen rutinler,

uyku ve başka etkenler de tabloya katılabilir.


Bu yüzden davranışın yalnızca

hangi gün olduğuna değil,

neyin ardından geldiğine de bakmak gerekir.


Zamanda İzi Görmek

Burada saat tutmuyoruz.


Bir çocuğun:

“Okuldan üç saat sonra zorlanması şu anlama gelir.”

gibi bilimsel bir formül yok.


Aradığımız şey süre değil,

örüntü.


Davranış neyin ardından geliyor?

Hangi günler dışarıdan sakin ama çocuk için ağır?

Hangi ortamların ardından toparlanmak daha zor?


Bu yüzden bazı çocuklarda yalnızca o ana değil,

sonraki 24–72 saate de bakmak değerli olabilir.


Bu, bilimsel olarak doğrulanmış bir “24–72 saat kuralı” değildir.

Bir gözlem penceresidir.


Çocuk ertesi gün nasıl?

Uykusu nasıl?

İsteği nasıl?

Merakı nasıl?

Duyusal toleransı nasıl?

İlişkiye yaklaşması nasıl?

Günlük işlevlerine ne kadar dönebildi?


Çünkü bazen yükün izi, olayın olduğu saatte değil, sonrasında görünür.

Ve yalnızca kriz anını kaydediyorsak, bedelin devamını kayıttan siliyor olabiliriz.


Aynı şeyler tekrar tekrar birbirini izliyor mu?


Çünkü bazen nedeni, davranışın olduğu yerde değil, öncesinde aramak gerekir.

Taşan ve Silikleşen Çocuk

Bazı evlerde akşam bağırarak biter.

Bazılarında kapı kapanarak.

Biri zor görünür.

Diğeri uslu.


Dışarıdan bakıldığında biri fazla,

diğeri eksik görünür.


Taşan çocuk dikkat çeker.

Silikleşen çocuk çoğu zaman

daha az dikkat çeker.


Çünkü yetişkin için ses,

sessizlikten daha zor taşınır.


Ama burada önemli bir hata yapabiliriz:

Gürültüyü zorlanma, sessizliği iyileşme sanmak.


Oysa sessizlik tek başına bize

çocuğun nasıl olduğunu söylemez.


Belki gerçekten rahatlamıştır.

Belki yorulmuştur.

Belki geri çekilmiştir.

Belki başka bir şey vardır.


Bu yüzden:

Taşan çocuğu yalnızca susturmaya,

sessiz çocuğu da yalnızca rahat bırakmaya bakamayız.


İkisinde de soru aynıdır:

“Bu çocuk şu anda ne yaşıyor?”


Çünkü krizi görmek kolaydır.

Sessizliğin içindeki çocuğu görmek daha zordur.


Taşan çocuk korkutur ama görünürdür.

Silikleşen çocuk rahatlatabilir

Ve tam da bu yüzden gözden kaçabilir.


Taşma alarmı görünür kılar.

Silikleşme ise bazen alarmın görünmez hâle geldiği yerdir.

Ve alarm görünmez olduğunda, tehlikeli bir yanılgı başlayabilir:

Sorun çözüldü sanılır.

Oysa bazen çözülen sorun değildir.

Yalnızca yetişkini rahatsız eden işaret ortadan kalkmıştır.

Çocuk daha sessizdir.

Sistem daha rahattır.

Ama çocuk gerçekten daha iyi midir?


Çünkü yetişkin dünyası çoğu zaman kendisini zorlayan çocuğa bakar.

Kendisini zorlamayı bırakan çocuğa değil.


Biri bağırdığında yardım çağırırız.

Diğeri sessizleştiğinde:

“Nihayet.”

diyebiliriz.


Ve bazen en ağır yanılgı tam burada başlar:

Yetişkin rahatladığı için, çocuğun da rahatladığını sanır.


Bir çocuk anlaşılınca hemen değişmez.

Ama yalnız kalmaz.


Ve çoğu zaman değişim davranışta değil,

akşamların tonunda başlar.


Davranış Azaldığında

Burada en kolay yanıldığımız yerlerden biri başlar.


Dün bağırıyordu.

Bugün bağırmıyor.

Dün itiraz ediyordu.

Bugün etmiyor.

Dün kaçıyordu.

Bugün oturuyor.


Ve yetişkin doğal olarak rahatlar:

“Düzeliyor.”


Belki gerçekten düzeliyordur.

Ama yalnızca davranışın azalmasına bakarak bunu bilemeyiz.


Çünkü her azalan davranış,

gelişim değildir.


Bazen çocuk gerçekten daha rahattır.

Bazen yalnızca daha az görünürdür.


Aradaki farkı krizlerin sayısı söylemez.

Çocuğa bakmak gerekir.


Çünkü yetişkinin ilerleme dediği her değişim,

çocuğun ilerlediğini göstermeyebilir.

Daha az itiraz.

Daha az kaçma.

Daha az ses.

Daha fazla uyum.


Bunların bazıları gerçekten gelişimin parçası olabilir.

Ama bazen başka bir ihtimali de sormak gerekir:

Çocuk öğrendi mi? Yoksa vaz mı geçti?

Uyum mu arttı? Yoksa çocuk kendisinden daha mı az göstermeye başladı?


Çünkü bazen kayıtlar çok güzel görünür.

Kriz sayısı düşmüştür.

İtiraz azalmıştır.

Kaçma azalmıştır.

Seans daha kolay geçmektedir.

Sınıf daha sakindir.

Sistem başarılı görünür.


Ama hâlâ sorulmamış bir soru olabilir:

Çocuk nasıl?


Çünkü bir sistem davranışı azaltırken çocuğu da azaltabilir.

Ve bunu yalnızca kriz sayısına bakarak göremeyiz.



Ek Mühür

Davranış bize çocuğun ne yaptığını gösterir.

Zaman, hikâyenin nereden geldiğini.



Çocuğu Okumak Ne Demektir?

Krizi saymak kolaydır.


Bugün kaç kez bağırdı?

Kaç kez ağladı?

Kaç kez vurdu?

Kaç kez itiraz etti?

Bunların hepsi sayılabilir.


Ve sistem sayılabileni sever.

Çünkü sayı temizdir.


8 kriz → 4 kriz.4 kriz → 2 kriz.


Grafik aşağı iner.


Dosyada buna:

“İlerleme.”

yazılabilir.


Ama grafik bize şunu söylemez:

Çocuk daha mı güvende?

Daha mı meraklı?

Daha mı canlı?

Daha mı kendisi?

Yoksa yalnızca daha az mı görünür?


Çünkü bazen grafik düzelirken çocuk kaybolabilir.


Ama çocuğu okumak başka sorular ister:

Neyin ardından zorlandı?

Ne kadar süre kendisini tuttu?

Sonrasında ne kadar toparlanabildi?

İsteği değişti mi?

Merakı nasıl?

Oyuna hâlâ kendiliğinden gidiyor mu?

İletişiminde belirgin bir değişiklik var mı?


Bunların hiçbiri tek başına

“iyileşme ölçütü” değildir.


Ama bize yalnızca davranışı değil,

çocuğun bütününü hatırlatır.


Çünkü bazen kriz azalır.

Ve herkes rahatlar.


Ama sorulması gereken bir soru daha vardır:

Kriz azalırken çocuk da azalıyor mu?


Daha az mı istiyor?

Daha az mı çağırıyor?

Daha az mı merak ediyor?

Daha az mı itiraz ediyor?

Daha az mı yaklaşıyor?

Yoksa gerçekten daha mı iyi?


Çünkü bazen yetişkinin “iyileşme” dediği şey,

çocuğun hayatımızda daha az yer kaplamaya başlaması olabilir.


Sessizliği İyileşme Sanmak

Bazen ev gerçekten sakinleşir.


İtiraz azalır.

Kavga azalır.

Öğretmen memnundur.

Ev sessizdir.


Ve yetişkin içinden geçirir:

“Nihayet düzeldi.”

Belki gerçekten daha iyidir.


Ama bunu yalnızca sessizlikten anlayamayız.

Çocuk daha az konuşuyorsa,

daha az istiyorsa,

daha çok geri çekiliyorsa,

daha önce ilgilendiği şeylerden uzaklaşıyorsa,

günlük işlevlerinde belirgin bir değişiklik varsa,

yalnızca:

“Artık sorun çıkarmıyor.”

demek yetmez.


Çünkü bazen yetişkinin rahatladığı yerde,

çocuk giderek daha az yer kaplıyor olabilir.


Ve belki ölçmemiz gereken şeylerden biri tam da budur:

Çocuk daha mı iyi?

Yoksa yalnızca bizim için daha mı kolay?


Çünkü çocuk daha kolay hâle gelirken daha az kendisi oluyorsa,

yetişkinin rahatlamasını çocuğun iyileşmesi diye kayda geçemeyiz.


Ve işte o zaman soru:

“Davranış azaldı mı?”

değildir.


Ve belki sormamız gereken daha karanlık bir soru vardır:

Çocuk gerçekten sakinleşti mi?


Yoksa istemenin, itiraz etmenin, çağırmanın

bir şeyi değiştireceğine dair beklentisi mi azaldı?

Çünkü bazen sessizlik huzurun işareti olabilir.

Ama bazen başka bir ihtimali de düşünmek gerekir:


Çocuk sonunda duyulduğu için değil, artık duyulmayı beklemediği için sessizleşiyor olabilir mi?


O zaman asıl soru şudur:

“Çocuk hâlâ burada mı?”


Bu bir tanı sorusu değildir.

Bir insanı davranışından ibaret görmemek için sorulan sorudur.


Bu Bilgiyle Ne Yapacağız?

Soruyu değiştirmeden bakış değişmez.


Eski soru:

“Davranışı nasıl durdururum?”


Yeni soru:

“Bu davranış neyin ardından geldi?”


Saat tutmak için değil.

Tanı koymak için değil.


Bir örüntü var mı diye görmek için.

Neyin ardından zorlanıyor?

Ne kadar sürüyor?

Ne kadar sürede günlük işlevlerine yaklaşabiliyor?

Aynı ortamların ardından tekrar ediyor mu?

Uyku, ağrı, açlık, gastrointestinal sorunlar, duyusal yük, okul, sosyal talepler veya ilaç değişiklikleriyle birlikte değişiyor mu?


Çünkü yeni veya belirgin bir değişiklikte

yalnızca davranışın anlamını aramak yetmez.

Tıbbi ve psikiyatrik nedenleri de araştırmak gerekir.


“Bu kesin burnout.”

demek de,


“Bu sadece davranış.”

demek de

soruyu erken kapatabilir.


Bizim yapacağımız şey daha basit:

Soruyu açık tutmak.



Mühür

Krizin olduğu an,

yükün başladığı an olmak zorunda değildir.


Bu yüzden yalnızca:

“Ne yaptı?”

diye sorma.

“Neyin ardından oldu?”

diye de bak.

Çünkü krizi saymak,

anı gösterir.

Çocuğu okumak,

hikâyeyi.



Kapanış Sahnesi — Eve Dönüş

Bir süre sonra aynı akşam yeniden gelir.

Kapı açılır.

Çocuk içeri girer.

Bu kez ebeveyn şunu sormaz:

Bugün nasıldı?

Çantayı bırakma biçimine bakar.

Ayakkabıyı çıkarışına.

Çocuğu okur.


Çünkü artık bilir:

Eve gelen yalnızca çocuk değildir.


Onunla birlikte okul gelir.

Gürültü gelir.

Beklemek gelir.

Kendini tutmak gelir. Yanlış yapmama çabası gelir.


Bazen bütün gün, çocukla birlikte kapıdan içeri girer.


Ve ilk kez akşamı düzeltmeye çalışmaz.

Günü yavaşlatır.


Davranışın hikâyesi her zaman o anda başlamaz. Bazen biz onu yalnızca o anda fark ederiz.




Faydalanılan Kaynaklar & Okuma Notları

Bu yazının hazırlanmasında gelişimsel nörobilim, stres fizyolojisi, sinir sistemi regülasyonu, otizm ve camouflaging/masking araştırmaları, duyusal işlemleme, bağlanma, ilişkisel gelişim ve davranış bilimleri literatüründen yararlanılmıştır.

Bu metin bir akademik derleme değildir. Amaç, davranışı yalnızca ortaya çıktığı anda görülen bir sonuç olarak değil; öncesindeki deneyim, biriken yük, beden, ilişki, çevresel talepler, duyusal koşullar ve çocuğun mevcut regülasyon kapasitesiyle birlikte anlamaya çalışan bütüncül bir çerçevede bir araya getirmektir.

Aşağıdaki kaynakların tümü aynı türde veya aynı kanıt düzeyinde değildir. Hakemli bilimsel araştırmaların yanında klinik modeller, gelişimsel kuramlar ve alanı anlamaya yardımcı olan eserler de bulunmaktadır. Bu nedenle her kaynak taşıdığı kanıt düzeyine uygun biçimde kullanılmış; kuramsal veya tartışmalı yaklaşımlar kesinleşmiş bilimsel mekanizmalar olarak sunulmamıştır.

1. Gelişimsel nörobilim – deneyim – stres sistemleri

Bruce D. Perry

Çocuk psikiyatristi ve araştırmacıThe Boy Who Was Raised as a DogWhat Happened to You?

• Tekrarlayan deneyimleri, gelişimsel öyküyü, stres yanıtlarını ve çocuğun mevcut düzenlenme durumunu birlikte değerlendiren gelişimsel-klinik bir perspektif sunar.• Yazının davranışın yalnızca gerçekleştiği ana değil, ondan önce çocuğun ne yaşadığına ve ne taşıdığına bakma yönündeki ana düşünsel kaynaklarından biridir.

Bruce S. McEwen

Nöroendokrinolog ve stres araştırmacısıAllostasis / Allostatic Load araştırmaları

• Organizmanın tekrar eden taleplere uyum sağlama süreçlerinin zaman içinde fizyolojik bir maliyet oluşturabileceğini açıklayan temel bilimsel çerçevelerden birini geliştirmiştir.• Yazıdaki “bedensel borç” metaforunun doğrudan bilimsel karşılığı değildir; ancak tekrar eden taleplerin ve uyum çabasının biyolojik maliyetini düşünmek için güçlü bir bilimsel zemin sağlar.

Robert M. Sapolsky

Nöroendokrinolog ve araştırmacıWhy Zebras Don’t Get Ulcers

• Akut ve uzun süreli stres yanıtlarını; stresin süresi, tekrarı ve fizyolojik maliyeti üzerinden ele alır.• Yazıdaki tek bir kriz anı ile çocuğun daha uzun zamana yayılan stres ve yük deneyimini birbirinden ayırma yaklaşımının genel biyolojik arka planına katkı sağlar.

2. Dışarıdan görünmeyen yük – camouflaging / masking

Julia Cook, Laura Hull, Laura Crane & William Mandy

Camouflaging in Autism: A Systematic ReviewClinical Psychology Review, 2021; 89:102080.

• Çocukları ve yetişkinleri kapsayan 29 nicel çalışmayı inceleyen sistematik derleme, camouflaging'in kişinin otistik farklılıklarını veya yaşadığı güçlükleri gizleme, telafi etme ya da sosyal çevreye uyum sağlayabilmek için çeşitli stratejiler kullanması biçimlerinde görülebileceğini ortaya koymaktadır.• Yazıdaki “Dışarıdan sakin görünen bir gün, çocuk için kolay geçmiş olmak zorunda değildir” ve “Performans görünürdür. Maliyeti değildir.” ayrımlarının bilimsel zeminlerinden birini oluşturur.

Not: Dışarıda sakin görünen veya evde zorlanan her otistik çocuğun masking yaptığı varsayılamaz. Camouflaging araştırmalarının örneklem ve ölçüm açısından önemli sınırlılıkları bulunmaktadır.

Laura Hull ve çalışma arkadaşları

“Putting on My Best Normal”: Social Camouflaging in Adults with Autism Spectrum ConditionsJournal of Autism and Developmental Disorders, 2017; 47:2519–2534.

• Camouflaging'in sosyal çevreye uyum sağlama, otistik özellikleri gizleme veya telafi etme gibi süreçlerini ve bunlarla ilişkili olabilecek yorgunluk ve kendilik deneyimlerini inceleyen temel çalışmalardan biridir. Çalışma yetişkinlerle yapılmıştır.• Yazıdaki “Bütün bunları yapabilmek için kendinden ne kadar harcadı?” sorusuna araştırma temelli bir arka plan sağlar.

3. Duyusal yük – çevresel talepler

A. Jean Ayres

Ergoterapist ve araştırmacıSensory Integration and the Child

• Duyusal bilgilerin işlenmesi ile davranış, katılım ve günlük işlev arasındaki ilişkileri anlamaya yönelik temel klinik çerçevelerden birini geliştirmiştir.• Yazıdaki ses, kalabalık, dokunsal temas, geçişler ve başka duyusal taleplerin görünür bir kriz oluşmadan önce çocuğun taşıdığı toplam yüke katılabileceğini hesaba katma yaklaşımına zemin sağlar.

Lucy Jane Miller

Ergoterapist ve araştırmacıSensational Kids / Sensory Processing araştırmaları

• Duyusal işlemleme farklılıklarının günlük yaşam, katılım ve davranışla ilişkisini klinik ve araştırma perspektifinden ele alır.• Yazıdaki “hiçbir şey yapmadı” diye görülen bir günün çocuk açısından yine de yoğun bir duyusal yük içerebileceği düşüncesine yardımcı bir çerçeve sağlar.

4. Davranış – stres – regülasyon

Mona Delahooke

Klinik psikologBeyond Behaviors: Using Brain Science and Compassion to Understand and Solve Children’s Behavioral Challenges

• Davranışı yalnızca düzeltilmesi gereken dışsal bir problem olarak değil; fizyolojik durum, stres, ihtiyaçlar, gelişimsel kapasite ve bireysel farklılıklarla birlikte değerlendiren klinik bir yaklaşım sunar.• Yazının “Ne yaptı?” sorusundan “Neyin ardından oldu?” sorusuna geçme yönündeki temel yaklaşımıyla yakından ilişkilidir.

Stuart Shanker

Araştırmacı ve Self-Reg yaklaşımının geliştiricisi

• Çocuk davranışını yalnızca irade veya özdenetim üzerinden değil, stres yükü ve regülasyon kapasitesi üzerinden değerlendiren bir yaklaşım sunar.• Yazıdaki görünür davranıştan önce birikebilecek biyolojik, duyusal, sosyal, bilişsel ve ilişkisel talepleri araştırma yaklaşımına klinik bir çerçeve sağlar.

Ross W. Greene

Klinik psikologThe Explosive ChildRaising Human Beings

• Zorlayıcı davranışları yalnızca isteksizlik veya itaatsizlik üzerinden değil, gelişmekte olan beceriler ve çözülmemiş problemler üzerinden değerlendiren Collaborative & Proactive Solutions (CPS) yaklaşımını geliştirmiştir.• Yazıdaki “Çocuk öğrendi mi? Yoksa vaz mı geçti?” ve davranışı otomatik olarak niyet veya karakter sorunu olarak okumama yaklaşımına katkı sağlar.

Barry M. Prizant

Konuşma-dil patoloğu ve otizm araştırmacısıUniquely Human: A Different Way of Seeing Autism

• Otistik davranışların yalnızca ortadan kaldırılması gereken belirtiler olarak değil, iletişim, regülasyon ve kişinin çevresiyle başa çıkma biçimleri bağlamında anlaşılması gerektiğini savunan klinik-gelişimsel bir perspektif sunar.• Yazının krizi saymak yerine davranışın çocuk açısından ne anlattığını araştırma yönündeki düşünsel çizgisine katkı sağlar.

5. Güven – otonom durum – ilişkisel bağlam

Stephen W. Porges

Psikolog ve sinirbilim araştırmacısıThe Polyvagal TheoryThe Pocket Guide to the Polyvagal Theory

• Polyvagal Teori ve nörosepsiyon kavramı üzerinden güven ve tehlike ipuçları, sosyal etkileşim ve otonom durumlar arasındaki ilişkileri açıklamaya çalışan kuramsal bir perspektif sunar.• Yazıdaki taşma, geri çekilme ve görünür davranışın altında farklı fizyolojik durumların bulunabileceğini düşünme yaklaşımına yardımcı bir kuramsal çerçeve sağlar.

Not: Polyvagal Teori'nin bazı anatomik, evrimsel ve fizyolojik iddiaları bilimsel literatürde tartışılmaktadır. Bu nedenle burada “taşan” veya “silikleşen” çocuğun durumunu açıklayan kanıtlanmış bir biyolojik mekanizma olarak değil, yardımcı bir kuramsal perspektif olarak kullanılmaktadır.

6. İlişki – bağlanma – birlikte düzenlenme

John Bowlby & Mary Ainsworth

Psikiyatrist / gelişim psikoloğuAttachment Theory

• Güven, yakınlık arayışı, keşif ve stres karşısındaki davranış örüntülerini erken bakım ilişkileri bağlamında ele alan temel gelişimsel çerçeveyi oluşturmuşlardır.• Yazıdaki çocuğun evde farklı görünmesini tek bir nedene bağlamadan, davranışın ilişki ve bağlamla birlikte değerlendirilmesi yaklaşımına gelişimsel bir zemin sağlar.

Daniel N. Stern

Psikiyatrist ve gelişim araştırmacısıThe Interpersonal World of the Infant

• Erken ilişkiler, kendilik deneyimi ve duygulanımsal uyumlanmayı gelişimsel bir perspektiften ele alır.• Yazının çocuğu yalnızca davranışlarıyla değil; canlılığı, merakı, ilişkiye yaklaşması ve kendiliğindenliğiyle de görebilme yönündeki ilişkisel hattına katkı sağlar.

Allan N. Schore

Klinik psikolog ve araştırmacıAffect Regulation and the Origin of the Self

• Erken ilişkisel deneyimler, duygusal gelişim ve düzenleme süreçleri arasındaki bağlantıları gelişimsel ve nörobiyolojik bir perspektiften ele alır.• Yazıdaki regülasyonun yalnızca bireyin iradesine indirgenemeyeceği ve ilişkisel bağlamın da hesaba katılması gerektiği düşüncesine kuramsal arka plan sağlar.

Not: Schore'un daha geniş nörobiyolojik yorumları burada kesinleşmiş bilimsel mekanizmalar olarak kullanılmamaktadır.

7. Kendilik – uyum – görünmezleşme

Donald W. Winnicott

Çocuk doktoru ve psikanalistTrue Self / False Self kavramsallaştırmaları

• Çevresel beklentilere aşırı uyum ile kişinin spontan ihtiyaç ve kendilik deneyimi arasındaki ilişkiye psikodinamik ve gelişimsel bir perspektif sunar.• Yazıdaki “Çocuk daha mı iyi, yoksa yalnızca bizim için daha mı kolay?”, “Çocuk öğrendi mi, yoksa vaz mı geçti?” ve “Çocuk hâlâ burada mı?” sorularının kendilik boyutuna kuramsal bir arka plan sağlar.

Winnicott'un çalışmaları burada otistik masking'in, sessizleşmenin veya geri çekilmenin nörobiyolojik açıklaması olarak kullanılmamaktadır.

8. “Bedensel borç” ve 24–72 saat gözlem penceresi

Bu yazıda kullanılan “bedensel borç”, tıp veya nörobilimde doğrulanmış bir tanı, fizyolojik mekanizma ya da ölçüm birimi değildir. Çocuğun görünür performansını sürdürebilmek için harcadığı fakat dışarıdan kolayca fark edilmeyen çabayı ve bunun sonrasında görülebilecek yorgunluk veya zorlanmayı anlatmak için kullanılan anlatısal bir kavramdır.

Benzer biçimde yazıdaki 24–72 saat, otistik çocuklarda bilimsel olarak doğrulanmış bir kriz süresi, biyolojik eşik veya “gecikmiş sinir sistemi yanıtı” değildir.

Burada yalnızca gözlem penceresi olarak kullanılmaktadır:

Davranıştan sonra çocuğa ne oluyor?

Uyku, istek, merak, duyusal tolerans, ilişkiye yaklaşma, günlük işlev ve toparlanma nasıl değişiyor?

Amaç davranışın nedenini 24–72 saat içinde bulmak değil; yalnızca kriz anına bakarak öncesindeki ve sonrasındaki örüntüyü kaçırmamaktır.

Aynı nedenle “Taşma alarmı görünür kılar; silikleşme bazen alarmın görünmez hâle geldiği yerdir” ifadesi de fizyolojik bir sınıflandırma değildir. Görünür davranışın azalmasının her zaman zorlanmanın sona erdiğini göstermeyebileceğini anlatan bir metafordur.

9. Bilimsel ve kurumsal kaynaklar

Harvard Center on the Developing Child — Gelişen beyin ve biyolojik sistemler, stres yanıtları, destekleyici ilişkiler ve gelişimsel çevrenin önemi üzerine araştırma temelli kaynaklar.

National Child Traumatic Stress Network (NCTSN) — Çocukluk çağı stres ve travmatik stres deneyimlerinin duygu, davranış, ilişki ve günlük işlevlerle ilişkisine dair araştırma temelli klinik kaynaklar.

Neurosequential Network / Neurosequential Model — Bruce Perry'nin çalışmalarından gelişen; gelişimsel öykü, mevcut regülasyon durumu ve çevresel/ilişkisel deneyimleri birlikte değerlendirmeye yönelik klinik ve eğitimsel çerçeve.

10. Seçilmiş hakemli çalışmalar

Cook, J., Hull, L., Crane, L., & Mandy, W. (2021). Camouflaging in autism: A systematic review. Clinical Psychology Review, 89, 102080. DOI: 10.1016/j.cpr.2021.102080.

Hull, L., Petrides, K. V., Allison, C., Smith, P., Baron-Cohen, S., Lai, M.-C., & Mandy, W. (2017). “Putting on My Best Normal”: Social Camouflaging in Adults with Autism Spectrum Conditions. Journal of Autism and Developmental Disorders, 47(8), 2519–2534. DOI: 10.1007/s10803-017-3166-5.

Okuma Notu

Bu yazı “Her kriz geçmişte biriken yükten kaynaklanır”, “Okulda sakin olan her çocuk masking yapmaktadır”, “Evde kriz yaşayan çocuk evde kendisini güvende hissettiği için çözülmektedir” veya “Sessizleşen her çocuk vazgeçmiştir” dememektedir.

Aynı şekilde yeni veya belirgin bir davranış, işlev ya da beceri değişikliği yalnızca stres, masking, “bedensel borç” veya regülasyon üzerinden açıklanmamalıdır. Uyku, ağrı, açlık, gastrointestinal sorunlar, nörolojik ve psikiyatrik durumlar, ilaç etkileri ve diğer tıbbi veya gelişimsel nedenler gerektiğinde değerlendirilmelidir.

Yazının iddiası daha sınırlı ama önemlidir:

Davranışın ortaya çıktığı an, ona giden hikâyenin başladığı an olmak zorunda değildir.

Bu nedenle yalnızca:

“Kaç kriz oldu?”

diye değil,

“Neyin ardından oldu, çocuk sonrasında nasıl kaldı ve ne kadar toparlanabildi?”

diye de bakmak gerekir.

Çünkü davranış bize çocuğun ne yaptığını gösterebilir.

Ama çocuğu anlamak için sayının arkasındaki hikâyeyi de görmek gerekir.

Yorumlar


Bu Alan Şu An Ne İçin Var?
 

Buradaki yazılar bir danışmanlık çağrısı değildir.
Şu an bu alan, düşünmek, durmak ve dili netleştirmek için var.

İleride bu bakış açısıyla daha yakından çalışılabilecek yollar açıldığında,
bunu burada açıkça paylaşacağım.
 

© 2035 by Train of Thoughts. Powered and secured by Wix

bottom of page