3-DAVRANIŞ SORUNU DEĞİL, HAYATTA KALMA TEPKİSİ
- Recep Dalkılıç
- 1 gün önce
- 8 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 20 dakika önce
Savaşanlar ve silikleşenler — aynı tehdidin iki yüzü
Önceki yazılarda şunu netleştirdik:
Olumsuz davranış olarak görünen tepkiler, durup dururken ortaya çıkmaz. Çoğu zaman, görülmeyen bir içsel hâlin; denge kurmakta zorlanan bir sinir sisteminin dışa yansıyan ifadeleridir.
Olumsuz bir davranışı “düzeltmeye” çalışırken, onu doğuran deneyimi görmezden gelmenin; ilişkiyi ikinci plana atıp yalnızca çıktıya odaklanmanın çocuk için nasıl bir tehdit iklimi yarattığını konuştuk.
İlaveten şunu da gördük: Nesnelleştirmenin; bağırarak değil, hızlandırarak, karşılaştırarak, duyguyu yok sayarak sinir sistemine nasıl yerleştiğini;
Beynin niyete değil, deneyime göre şekillendiğini hatırladık.
Stephen Porges’un ortaya koyduğu Polyvagal çerçeve burada belirleyicidir: Sinir sistemi, söylenen sözleri değil; güven ya da tehlike ipuçlarını tarar. Ton, tempo, yüz ifadesi ve ilişki içindeki güç dengesi, beden için kelimelerden önce gelir.
Bu nedenle bir çocuk için asıl soru şudur:
“Benden ne istiyorlar?” değil,
“ Burada güvende miyim?”
Peki Tehdit Altında Kalan Çocuklar Ne Yapar?
Her çocuk bağırmaz. Her çocuk karşı koymaz. Sinir sistemi tehdit algıladığında tek bir davranış üretmez. Beden, hayatta kalmak için kendisi için en güvenli görünen yolu seçer.
Bazı çocuklar bu durumda savaşır yani Bağırır, vurur, karşı gelir, taşar. Bu çocuklar erken yaşta görünür olur; çoğu zaman “zor”, “problemli”, “kontrol edilmesi gereken” olarak tanımlanır.
Bazı çocuklar ise savaşmaz. Karşı koymaz, bağırmaz, taşmaz. Geri çekilir, sessizleşir, idare eder; daha az yer kaplar, daha az talep eder.
Ancak ne bağıranların ne de sessizleşenlerin tepkileri bir kişilik özelliği değildir.
Bruce Perry’nin altını çizdiği gibi, bunların tamamı tehdit altında organize olmuş bir sinir sisteminin hayatta kalma çözümleridir. Görünen davranışlar farklıdır; ama alttaki mekanizma aynıdır.
Temel Mekanizma
Bu çocuklarda sorun, görünen davranış değildir.
Savaşan çocukta bu öfke olarak görünür;
Silikleşen çocukta ise geri çekilme, donukluk ya da “uyum” olarak.
Asıl mesele şudur: Sinir sistemi uzun süre “tehdit var” hâlinde kalmıştır. Beyin, maruz kaldığı ilişki deneyimleriyle şekillenmiştir. Alarm kapanmamış, güven yeniden kurulmamıştır.
Bruce Perry bunu çok net ifade eder:
Sinir sistemi, güven deneyimi olmadan Kendiliğinden sakinleşmez; güven deneyimi olmadan yalnızca savunmasını artırır.
Bu noktadan sonra mesele artık sadece davranış değildir. Bu açık alarm hâli doğrudan şunları belirler:
• ilişkilerin nasıl kurulduğunu
• insanlara ne kadar yaklaşılabildiğini
• dünyanın güvenli mi yoksa tehlikeli mi algılandığını
Yani ortaya çıkan tablo bir karakter meselesi değildir. Bu; biyolojik olarak yüklenmiş, ilişkisel olarak şekillenmiş bir sinir sistemi durumudur.
Ergenlik: Görünürleşen Eşik
(Ortak Yük – Farklı Yönler)
Ergenlik, tehdit altında organize olmuş tüm çocuklar için belirgin bir eşiktir. Çünkü bu dönemde beden, uzun süredir taşıdığı yükü artık sessizce idare etmekte zorlanır.
Hormonal değişimler, artan bedensel farkındalık ve ilişkisel beklentilerle birlikte duygular keskinleşir, tepkiler büyür, ilişkiler daha çatışmalı hâle gelir. Bu eşikte aynı sinir sistemi yükü, çocukta iki farklı yönde görünür hâle gelebilir.
Savaşan Yönde Görünürleşenler
Bazı çocuklar bu dönemde yükü dışarı taşır:
• düşük dürtü kontrolü
• ani öfke patlamaları
• otoriteyle yoğun çatışma
• riskli davranışlara yönelim
• “Kimse bana ne yapacağımı söyleyemez” tutumu
Bu tablo çoğu zaman “isyankârlık” olarak okunur. Oysa savaş tepkisinde kalan bir sinir sistemi, ilişkiyi güvenli bir alan olarak algılayamaz.
Yakınlık → tehdit Sınır → saldırı
Çünkü sınır, “koruyucu yapı” gibi değil, “güç gösterisi” gibi okunur.
Bu yüzden:
• bağlar kopar
• iletişim sertleşir
• çatışmalar artar
• çocuk daha “zor” görünür
Ama olan biten şudur: Beden hâlâ tehlike algılamaktadır.
Silikleşen Yönde Görünürleşenler
Aynı tehdit ikliminde bazı çocuklar yükü dışarı taşımaz. Geri çekilir.
Bu çocuklarda ergenlikte sık görülenler
:• içine kapanma• sosyal geri çekilme
• dışarıdan sakin, içeride yoğun kaygı
• düşük enerji, donukluk
Bu yönelim, çoğu zaman ilişkiyi korumak için kendilikten vazgeçmenin bir uzantısıdır.
Bu çocuklar için “çözüm” şudur:
• duyguyu göstermemek
• ihtiyacı söylememek
• görünmez olmak
Duygular vardır; ama ifade edilemez. Yardım istemezler. Çünkü yardım istemek = görünür olmak ve görünür olmak, sinir sistemi için hâlâ tehdittir.
Ortak Gerçek
Savaşan da silikleşen de aynı yükü taşır. Farklı olan yalnızca yönüdür. Birinde yük dışarı taşar, diğerinde içeri kapanır.
Ama her iki durumda da olan şudur: Beden hâlâ tehlike algılamaktadır. Bu algı yalnızca davranışlara değil; insanlara, ilişkilere ve dünyaya bakışa da yansır.
Ve Tam Burada Bir Kırılma Yaşanır
Ergenlik, hem savaşan hem silikleşen çocuklar için belirgin bir kırılma noktasıdır.
Bu eşikte beden, uzun süredir taşıdığı yükü artık gizleyemez. Ve çoğu zaman bütün bu tablo tek bir kelimeyle açıklanır:
“Karakter.”
Oysa çocuğun içinde taşıdığı şey bir karakter özelliği değildir; kapanmamış bir alarm hâlidir.
Bu hal Fiziksel olan görünürse hastalık denir.
Ruhsal olan görünmezse; “inatçı”, “soğuk”, “zor”, “problemli”, “fazla hassas” gibi etiketler devreye girer.
Beden, güvenli olmayan ilişkilerin yükünü çoktan taşımaya başlamıştır.
Sorun, yükün olmaması değil; dilinin yanlış okunmasıdır. Çünkü buradan sonrası ya sinir sisteminin yeniden güvenle buluştuğu bir yola girer, ya da bu açık alarm hâli ilerleyen yıllarda başka biçimlerde konuşmaya başlar.
Neden Ruhsal Olanı Hâlâ “Karakter” Sanıyoruz?
Çünkü ruhsal olanın dili sessizdir; toplumsal dilimiz ise davranış merkezlidir. Görüneni adlandırmayı severiz. Görünmeyeni ise anlamaya çalışmak yerine etiketleriz.
Bir çocuk bağırıyorsa, vuruyorsa, taşıyorsa: “Davranış problemi” deriz.
Ama bir çocuk susuyorsa, geri çekiliyorsa, idare ediyorsa: “Karakterli”, “olgun”, “soğukkanlı” deriz.
Burada çok kritik bir hata yapılır: Denge kurmakta zorlanan bir sinir sistemi, kişilik özelliği sanılır. Beyin nedenleri değil, tehdit–güven dengesini kaydeder.
Biz hâlâ şunu sorarız: “Niye böyle davranıyor?”
Oysa sinir sisteminin sorduğu soru bambaşkadır:
“Burada güvende miyim?”
Bu soru uzun süre cevapsız kaldığında, ortaya çıkan tabloya biz “karakter” deriz.
• Sürekli tetikte olan → “kontrolcü”
• Geri çekilen → “soğuk”
• Patlayan → “agresif”
• Donuklaşan → “umursamaz”
Oysa bunların hiçbiri kişilik tanımı değildir. Bunlar; uzun süre güvene ulaşamamış, tehdide göre şekillenmiş sinir sistemi yanıtlarıdır.
İletişim Sorunları Neden Sinir Sistemiyle Doğrudan İlgilidir?
Buraya geçmeden önce, çok önemli bir hatırlatma yapmak gerekir:
Müdahalenin Biçimi de Bir “Tehdit” Olabilir.
Yani Bazen mesele “ne yapıldığı” değil, “nasıl yapıldığıdır.
Bazen çocuğu alarmda tutan şey tek bir olay değil; yetişkinin müdahale biçimidir.
• Sözlü aşağılanma / küçümseme / alay:
İğneleme, laf sokma, “şaka” diye küçültme, göz devirmek, herkesin içinde utandırma…
Çocuk bunu “terbiye” olarak değil, tehdit olarak kaydedebilir.
• Karşılaştırma:
“Bak başkaları nasıl yapıyor.”
Bu mesaj çocuğun bedeninde şuna dönebilir:
“Olduğum hâlim yetmiyor.”
• Tehdit diliyle disiplin:
“Bir daha yaparsan…”,
“bak neler olur…”
Davranış durabilir; ama beden güvene değil hayatta kalmaya geçer.
• Duyguyu geçersizleştirme:
“Abartıyorsun”,
“bunda ağlanacak ne var?”
Duygu görülmeyince ya taşar ya silinir; ikisi de alarmı besler.
• Duygu görülmeden sürekli düzeltme:
“Öyle yapma”,
“yanlış hissediyorsun.”
Çocuğun kaydı şuna döner: “Olduğum hâlim sorun.”
Bu müdahalelerin ortak noktası şudur: Tehdit bazen bağırarak değil; ilişki içinde tekrar eden küçük ayarsızlıklarla yerleşir.
Şimdi iletişime dönelim.
Çünkü iletişim, kelimelerle başlamaz. Sinir sistemleri arasında başlar.
Bir çocuk için iletişim şu sırayla işler:
ses tonu
yüz ifadesi
beden duruşu
zamanlama
ilişki içindeki güç dengesi
en son kelimeler
Eğer sinir sistemi “tehdit var” diyorsa:
• söylenen cümle anlaşılmaz
• niyet duyulmaz
• anlam kapanır
Ama çok kritik bir şey olur: Bu deneyim sinir sistemine yazılır ve beyni şekillendirmeye devam eder. İşte bu yüzden, tonu, mimikleri, ses şiddeti ve temposu sert bir iletişim; içerik doğru olsa bile anlaşılmayı engeller.
Beden savunmadayken beyin ilişki kuramaz.
Bu yüzden:
• savaşan çocuk sesi yükseltir
• silikleşen çocuk sessizleşir
Bu bir tercih değil; sinir sisteminin güvenli bulduğu tek yoldur.
Duygusal Eşlik Olmadığında Ne Olur?
Çocuk, anlaşıldığını kelimelerle değil; duygusunun karşılık bulmasıyla hisseder.
Duygusu eşlik edilmeyen çocuk:
• ya bağırarak görünür olmaya çalışır
• ya sessizleşerek kaybolur
Çünkü tehdit altındaki bir bedende iletişim sürdürülemez.
Çocuk, ilişki içinde kendisi olamıyorsa; ilişkiyi korumak için kendiliğinden vazgeçer.
Ruhsal olanı karakter sanıyoruz, çünkü bedeni dinlemiyoruz. İletişimi kelimelerde arıyoruz; ama ses tonumuza, mimiklerimize, ses şiddetimize ve ritmimize bakmıyoruz.
Böylece iyi niyetle söylediğimiz sözlerin bile anlaşılmasını biz engellemiş oluyoruz.
Oysa çocuk şunu söylüyor:
“Beni düzeltme. Önce güvende miyim, ona bak.”
Ve bu bakış değiştiğinde, iletişim de, davranış da, ilişki de kendiliğinden başka bir yere evrilir.
Bu çocukların sorunu öfke ya da pasiflik değil; güvene ulaşamamış bir sinir sisteminin hayatta kalmak için seçtiği tek yollardır.
Bu yazı boyunca özellikle bir tanıdan söz etmedik. Bunu bilinçli yaptık. Çünkü buraya kadar anlatılanlar; yalnızca “zor çocuklara” ya da tek bir gruba değil, insan olmanın sinir sistemi üzerinden yazılan hikâyesine aittir.
Savaşan ve silikleşen tepkiler; travma yaşayan, bağlanma kırılmaları olan, kronik stres altında büyüyen ya da uzun süre duyusal olarak zorlanan her bedende ortaya çıkabilir.
Burada altını özellikle çizmek gerekir:
Gereken şey; ne her şeyi çocuğun isteğine göre yapmak, ne de sert, bastırıcı, ilişkiyi koparan bir disiplin anlayışıdır.
Modern çocuk gelişimi yaklaşımlarının ortaklaştığı denge noktası şudur:
• sınır koyan ama cezalandırmayan
• yapı sunan ama baskı kurmayan
• yönlendiren ama kontrol etmeyen
• disiplinli ama ilişkiyi zedelemeyen
• çocuğu yönetmeye değil, eşlik etmeye odaklanan bir duruş
Mini referans: Bowlby/Ainsworth: Güvenli bağlanma = güvenli üs + erişilebilir yetişkin
Gottman/Otoritatif sınır: Duyguya eşlik + net sınır = ilişki korunur, davranış yön bulur
Bu yaklaşımda amaç, davranışı “düzeltmek” değildir.
Amaç, sinir sistemini alarma sokmadan gelişimi destekleyebilmektir. Yani çocuğu bir “çıktı”, bir “problem” ya da bir “proje” hâline getirmeden; onu nesne değil, özne olarak ilişkide tutabilmektir.
Çocuk özne kaldığında:
• sınır tehdit gibi algılanmaz
• disiplin ilişkiyi koparmaz
• yönlendirme saldırı gibi hissedilmez
• çocuk kendini savunmak zorunda kalmaz
• davranış, bedenin son çığlığı olmaktan çıkar
Ve işte tam bu noktada şunu söyleyebiliriz: Bu çerçeve, yalnızca zorlanan çocuklar için değil; tüm çocuklar için koruyucu ve onarıcıdır.
Peki ya otizm?
İşte şimdi…oraya geçmeden önce
burada durmamız gerekiyordu.
Bir sonraki yazıda,
bu çerçeveyi bozmadan,
etikten sapmadan,
Otizme bedeni ve sinir sistemini merkeze alarak bakmaya başlayacağız.
Faydalanılan Kaynaklar & Okuma Notları
Aşağıda yer alan isimler; sinir sistemi regülasyonu, ilişki temelli tehdit, davranışın biyolojik temeli, bağlanma, travma ve gelişimsel psikoloji alanlarında bu yazının kuramsal ve klinik zeminini oluşturan temel çalışmaları temsil etmektedir.
Bu metin bir akademik derleme değildir. Farklı disiplinlerde üretilmiş bilgilerin; etikten sapmadan, çocuğu nesneleştirmeden, ilişki ve sinir sistemi merkezli bir bakışla bir araya getirilmesi çabasıdır.
Bruce D. Perry
Çocuk psikiyatristi, nörobilimci The Boy Who Was Raised as a DogWhat Happened to You?
Sürekli, tekrarlayan ve kaçınılamayan ilişki tehditleri altında gelişen çocuk sinir sistemini
davranışı etiketlemeden, deneyim ve beden üzerinden okuyan temel klinik yaklaşım.
“Beyin olaylara değil, deneyime göre şekillenir” vurgusuyla bu yazının sinir sistemi omurgasını oluşturur.
“Compliance is not regulation” (İtaat, regülasyon değildir) ayrımı bu metnin temel referans noktalarından biridir.
Stephen W. Porges
Sinirbilimci, psikolog Polyvagal Theory
Güven ve tehdidin bilinçdışı olarak nasıl tarandığını açıklayan nörosepsiyon kavramı.
Sinir sisteminin niyete değil;
ses tonu, yüz ifadesi, tempo ve ilişki iklimi gibi güven–tehlike ipuçlarına yanıt verdiğini ortaya koyan biyolojik çerçeve.
Bu yazıda “iletişimin kelimelerden önce başlaması” vurgusunun temel kaynağıdır.
Bessel van der Kolk
Psikiyatrist, travma araştırmacısı The Body Keeps the Score
Çözümlenmeyen tehditlerin yalnızca zihinsel değil, bedensel olarak taşındığını gösteren travma perspektifi.
Davranışların çoğu zaman, sözle ifade edilemeyen bedensel yüklerin dışavurumu olduğunu ortaya koyar.
“Travma, ne olduğunu hatırlamak değil; bedenin hâlâ verdiği tepkidir” yaklaşımı bu yazının temel klinik dayanaklarındandır.
Donald W. Winnicott
Çocuk doktoru, psikanalistTrue Self / False Self
Görülmeyen, karşılanmayan ve eşlik edilmeyen duyguların; çocuğu uyumlanan, silikleşen ve görünmezleşen bir benlik geliştirmeye nasıl ittiğini açıklar.
“İyi çocuk” görünen ama bedeni alarmda kalan çocukların psikodinamik zeminini anlamak için temel referanstır.
Daniel N. Stern
Çocuk psikiyatristi, gelişim araştırmacısı
Duygusal eşlik (affect attunement) kavramı ile, çocuğun regülasyonu kelimelerle değil;
duygusunun karşılık bulmasıyla yaşadığını ortaya koyar.
Bu yazıda “duyguya eşlik edilmediğinde davranışın büyümesi ya da silikleşmesi” vurgusunun temel kaynağıdır.
John Bowlby & Mary Ainsworth
Psikiyatrist / Gelişim psikoloğu Bağlanma Kuramı
Güvenli bağlanmanın; sinir sistemi regülasyonu, stres yanıtı ve ilişki kapasitesiyle doğrudan ilişkisini ortaya koyar.
“Güvenli üs + erişilebilir yetişkin” kavramı, bu yazıda savunulan sınır–ilişki dengesinin temelini oluşturur.
Gabor Maté
Tıp doktoru, yazar
Davranışı patoloji olarak değil; karşılanmamış ihtiyaçların ve hayatta kalma uyumlarının sonucu olarak ele alan insani perspektif.
“Davranış, çocuğun başına gelenlerin dili olabilir” yaklaşımı bu yazının etik duruşunu destekler.
Kurumsal & Klinik Çerçeveler
ChildTrauma Academy
Sürekli tehdit altında gelişen çocuk sinir sistemi üzerine klinik ve eğitim temelli modeller.
National Child Traumatic Stress Network (NCTSN)
Çocukluk çağı travmalarının davranış, gelişim ve sinir sistemi üzerindeki etkilerine dair bütüncül yaklaşımlar.
Polyvagal Institute
Güven, tehdit ve sinir sistemi düzeni üzerine Polyvagal temelli çerçeveler.
Zero to Three
Erken çocuklukta ilişki temelli düzenleme ve bağlanma odaklı gelişim modelleri.
Harvard Center on the Developing Child
Erken deneyimlerin beyin mimarisi, stres yanıt sistemleri ve yaşam boyu etkileri üzerine bilimsel çerçeveler.







Yorumlar