top of page

1-DAVRANIŞ BİR SEÇİM DEĞİL, BİR İZDİR

  • Yazarın fotoğrafı: Recep Dalkılıç
    Recep Dalkılıç
  • 1 gün önce
  • 7 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 22 dakika önce


Sinir sistemi, deneyim ve insan davranışını yeniden düşünmek

 

Bir insanın yaptığı herhangi bir davranış durup dururken ortaya çıkmaz; önce bir olay veya durum yaşanır, bir söz işitilir, ardından da kişi bunu kendi geçmişine, inançlarına ve o anki ruh hâline göre yorumlar. Bu yorum bir duygu doğurur, duygu bedende bir karşılık bulur ve en sonunda davranış ortaya çıkar.


Bu yüzden davranış çoğu zaman bilinçli bir tercih değil, o an yaşadığımız içsel durumla baş etme biçimidir. Aynı olayın farklı insanlarda farklı tepkiler doğurmasının nedeni de budur; çünkü belirleyici olan olayın kendisi değil, kişinin ona yüklediği anlamdır.


İnsan davranışlara anlamı; çocukluktan itibaren yaşadıklarına, kendisiyle ilgili geliştirdiği inançlarına, daha önce benzer durumlarda neyin işe yarayıp neyin yaramadığına, içinde bulunduğu ilişkiye ve o anki duygusal hâline göre yükler.


Bu nedenle bir davranış bir kişide sakinlik yaratırken, aynı davranış başka bir kişide öfke, utanç ya da geri çekilme doğurabilir. Yani anlam, dış dünyadan değil, insanın kendi iç dünyasından gelir.


Buna rağmen insanlar çoğu zaman bizi niyetlerimizle, iç dünyamızla ya da koşullarımızla değil; dışarıdan görünen davranışlarımızla değerlendirir. Ne hissettiğimiz, neden böyle davrandığımız ya da o davranışa bizi neyin getirdiği çoğu zaman sorulmaz; davranış görülür, etiketlenir ve kişi buna göre tanımlanır.


Bu yüzden “sessiz” olan soğuk, “tepkisel” olan problemli, “uyumlu” olan iyi, “itiraz eden” olan zor olarak algılanır. Davranış, insanı anlamanın bir kapısı olmak yerine, çoğu zaman insanı daraltan bir etikete dönüşür.


Oysa bir insanın davranışını belirleyen şey; yaşadıklarıyla şekillenen geçmişi, çevresinden öğrendikleri, kendisiyle ilgili geliştirdiği inançları ve daha önce benzer durumlarda hangi davranışın işe yaradığına dair deneyimleridir. İnsan çoğu zaman yeni bir durumda sıfırdan karar vermez; geçmişte onu koruyan, rahatlatan ya da görünür kılan davranışı otomatik olarak tekrar eder.


Çünkü bu deneyimler yalnızca zihinsel izler olarak kalmaz; beynin bağlantılarını ve sinir sisteminin tepki biçimini de zamanla şekillendirir. Bu yüzden davranış, rastgele bir tepki değil; kişinin kendi hayatı içinde, bedeni ve zihni tarafından öğrenilmiş anlamlı bir uyum ve baş etme biçimidir.


İnsan beyni, yaşanan deneyimlerle şekillenen bir yapıya sahiptir. Bu yüzden her insanın deneyim haritası farklıdır ve aynı olay, farklı insanlarda bambaşka tepkiler doğurabilir.


Deneyim, yaşanan olayın insanda bıraktığı izdir.


İnsan beyni tehdit içeren bir durumla karşılaştığında otomatik savunma tepkileri geliştirir; kimi insanlar karşılık verir, kimileri uzaklaşır, kimileri ise susar ve tepkisizleşir. Bu tepkiler çoğu zaman bilinçli seçimler değil, geçmiş deneyimlerin sinir sisteminde bıraktığı izlerin sonucudur.


Yaşanan deneyimler beynin ve sinir sisteminin nasıl çalışacağını belirler. Sürekli tehdit içeren, zorlayıcı olaylara maruz kalan bir insanın beyni bu durumu bir alarm hâli olarak kodlar. Bu noktadan sonra sinir sistemi dünyayı “tehlike var” filtresiyle okumaya başlar ve davranışlar bu sürekli tetikte olma hâlinin sonucu olarak ortaya çıkar.


Kötü bir olay yaşadığımızı düşünelim. Bu, bizim için olumsuz bir deneyimdir. Böyle bir anda beynin amigdala olarak adlandırılan alarm sistemi devreye girer ve sinir sistemi tehdit varmış gibi çalışmaya başlar. Kalp atışı hızlanır, beden tetikte olur, dikkat daralır. Olay yaşanıp bittikten ve tehdit ortadan kalktıktan sonra, çoğu insanda sinir sistemi bir süre sonra yeniden dengelenir; beden sakinleşir, zihin normale döner. Yani alarm kapanır ve kişi tekrar güvende hissetmeye başlar.


Sorun, bu alarm hâlinin kapanmaması ya da çok sık tekrar etmesi durumunda başlar.


Bu tür kötü deneyimler tekrar tekrar yaşanırsa, sinir sistemi için durum değişir.


Beyin artık her olaydan sonra kolayca “tehlike geçti” diyemez ve amigdala daha çabuk devreye girer, alarm daha uzun süre açık kalır ve sinir sistemi sakin hâle dönmekte zorlanır.


Zamanla kişi gerçek bir tehdit olmasa bile bedeninde sürekli bir tetikte olma, huzursuzluk ya da gerginlik hissi taşımaya başlar.


Bu noktadan sonra değişen şey davranıştan çok, beynin dünyayı algılama biçimidir. 


Tehdit içeren deneyimler, sinir sistemine kalıcı bir alarm hâli bırakır ve beyin bu filtreyle çalışmaya başlar.


Tam bu noktada, çocuk psikiyatristi ve nörobilimci Bruce Perry’nin çocuk beynini anlamada ortaya koyduğu en net ve sarsıcı ilkelerden birine kulak vermek gerekir.


Bruce Perry, çocuk psikiyatristi ve nörobilimcidir.


ChildTrauma Academy’nin kurucusudur.  


Yıllarca ABD’de ağır istismar, savaş, ihmal ve kurum bakımında büyüme gibi yüksek travma deneyimleri olan çocuklarla çalışmıştır.


Onu farklı kılan şey, davranışları etiketler üzerinden değil; sinir sistemi üzerinden okuması ve çocuk beynini tehdit altında gelişen bir sistem olarak ele almasıdır.


Perry’nin temel ilkesi şudur:

“The brain is shaped by experience.” Beyin, maruz kaldığı deneyimlerle şekillenir.” Bruce Perry

Bu cümle bir teori değil, travma alanında en güçlü bilimsel gerçeklerden biridir.


Perry’ye göre bir çocuğun beynini asıl şekillendiren şey; ne öğretildiği ya da ne söylendiği değil, nasıl bir deneyimin içinde yaşadığıdır.


Bu ne demek?


Şu üç şey çocuğun beyin mimarisini doğrudan etkiler:

– Çocuğa ne yapıldığı

– Çocukla nasıl konuşulduğu

– Çocuğa hangi tonla yaklaşıldığı


Yani mesele sadece içerik değildir. Temasın niteliğidir.


Aynı cümle sert bir tonla söylendiğinde beyin tarafından tehdit olarak algılanabilir; sakin ve düzenleyici bir tonla söylendiğinde ise yatıştırıcı bir etki yaratabilir. Beyin bunu ayırt eder ve buna göre şekillenir.


“The nervous system does not respond to what we say, but to how safe it feels.” “Sinir sistemi söylenene değil, ne kadar güvende hissettiğine tepki verir.” Stephen Porges

Çocuk beyni tehdit altında gelişiyorsa, bu bir biyolojik kayıttır.


Bruce Perry’nin de altını çizdiği nokta tam olarak burasıdır: Bir çocuk bağırılmasa, vurulmasa ya da açıkça cezalandırılmasa bile; sürekli baskı, hız, beklenti ve kontrol altında büyüyorsa, beyin bu deneyimi tehdit olarak kaydeder. Sinir sistemi alarmda kalır. Amigdala açık kalır ve hayatta kalmaya öncelik verir. Otomatik savunma tepkileri gelişir; karşılık verir, uzaklaşır ya da susup tepkisizleşir.


Toplumumuzun hiç konuşulmayan yarası olan nesnelleştirme — sürekli düzeltilme, performansla değerlendirilme, duygusu görülmeden yönlendirilme — bunların hepsi sinir sistemi tarafından tehdit olarak algılanan deneyimlerdir.


Perry’ye göre bu deneyimler beynin kendisini şekillendirir. Psikolojik şiddet, nesnelleştirme ve yok sayılma “soyut” şeyler değildir; Beyinde ve sinir sisteminde nörobiyolojik iz bırakırlar. 


Çocuğun beynini şekillendiren şey, ona yaptıklarımızdan çok, onunla nasıl bir dünyada yaşadığımızdır.


Perry bu konuda çok nettir:

“Verbal humiliation activates the same stress response as physical pain.” "Sözlü aşağılanma, bedende fiziksel acıyla aynı stres yanıtını üretir.” Bruce Perry

Bu bir duygu değil, biyolojik bir kayıttır.


Sözlü aşağılanma, beynin tehdit merkezini (amigdala) sürekli açık tutar ve çocuğun sinir sistemine şu mesajı yazar:


“Ben güvende değilim.”


Bu bir duygu değil, biyolojik bir kayıttır.


Perry’ye göre, bir çocuk tehdidi terk edemiyorsa, tehdit içselleşir.

“If a child cannot escape the threat, the threat will be internalized.” “Bir çocuk tehdidi terk edemiyorsa, tehdit içselleşir.” Bruce Perry

Bu şu anlama gelir:

– Dışarıdan gelen sertlik içe döner

– Aşağılanma kendine yönelir

– Baskı donmaya ya da kendini cezalandırmaya dönüşür.


Bu yüzden korktuğu için duran bir çocuk kendini dengelemiş ve sakinleşmiş (regüle olmuş) sayılmaz.


“Compliance is not regulation.”


Davranış durmuş gibi görünür; ama sinir sistemi alarmda kalır, hasar derinleşir.


Perry’nin altını çizdiği nokta şudur: İnsan davranışlarında “karakter” sandığımız pek çok şey, aslında tehdit altındaki beynin geliştirdiği çözümlerdir. Bu yüzden Perry’nin en net uyarısı şudur:


“Önce ilişki, sonra gelişim.”


Bruce Perry, ağır istismar, savaş, ihmal ve kurum bakımında büyüme gibi deneyimleri olan çocuklarla çalışırken, bu çocuklarda görülen davranışların arka planında benzer bir sinir sistemi mantığı olduğunu gözlemledi. Bu çocuklar çoğu zaman tekil bir travmadan değil, sürekli tehdit içeren bir ilişki ikliminden geliyordu.


Bu nedenle bazı çocuklar tehdit altında bağırarak değil, bedenleriyle tepki vererek hayatta kalmaya çalışıyordu.


Kimi kendi bedenine zarar veriyor (Kendini ısırma, kendini vurma kafasını duvara vurma), kimi başkasına saldırıyor; kimi donup kalıyor, kimi ise aşırı uyum göstererek görünmez olmaya çalışıyordu. Sallanma, tekrarlayan hareketler, ani patlamalar ya da donukluk gibi tepkilerin hiçbiri rastgele değildi.


Perry’ye göre bunlar “davranış bozukluğu” değil, tehdit altındaki bir sinir sisteminin verdiği sinyallerdi. Dışarıdan sorun gibi görünen bu davranışlar, çoğu zaman şunu söylüyordu:


“Ben güvende değilim.”


Yani bunlar davranış bozukluğu değil; kaygı ve stres boşaltımıdır.


Böyle bir sinir sistemi mantığı yalnızca çocuklukta kalmaz; yetişkinlikte farklı yüzlerle karşımıza çıkar. (Bu başlı başına ele alınması gereken ayrı bir konudur.)


Ancak bir başka önemli soru daha vardır: Sinir sistemi eşiği çok daha hassas olan çocuklarda — özellikle otizmle yaşayan çocuklarda — beyni şekillendiren deneyimlere ve sinir sistemi üzerinde bıraktığı izlere yakından baktığımızda, çoğu zaman “otizmin kendisi” diye kabul edilen ama nedenini tam olarak açıklayamadığımız o sisli alanları yeniden düşünmek mümkün mü?


“Trauma is not what happens to you, but what happens inside you.” Travma, başımıza gelen değil; içimizde olan şeydir.” Gabor Maté

Sis biraz dağıldığında, belki de “çok zor”, “çözümsüz” ya da “buraya kadarmış” denilen hâller için bile yeni bir hikâye başlatmak mümkündür.


Çünkü sinir sistemi deneyimle şekillendiyse, deneyim değiştiğinde verdiği yanıtlar da kaçınılmaz olarak değişir.




Faydalanılan Kaynaklar & Okuma Notları

Aşağıdaki isimler; davranış, sinir sistemi, travma, bağlanma ve nörogelişim alanlarında bu yazının bakış açısını besleyen temel kuramsal ve klinik çerçeveleri temsil etmektedir. Bu metin akademik bir derleme değil; farklı disiplinlerde üretilmiş bilgilerin insani ve bütüncül bir dille bir araya getirilmesi çabasıdır.

 

Bruce Perry

Çocuk psikiyatristi, nörobilimci The Boy Who Was Raised as a Dog– Travma ve sürekli tehdit altında gelişen çocuk beynini, davranışı etiketlemeden sinir sistemi üzerinden okuyan temel klinik eser.

 

Stephen Porges

Sinirbilimci, psikolog Polyvagal TheoryGüven–tehdit algısının sinir sistemi üzerindeki belirleyici rolünü ve otomatik savunma tepkilerinin biyolojik temelini açıklar.

 

Bessel van der Kolk

Psikiyatrist, travma araştırmacısı The Body Keeps the Score– Travmanın yalnızca zihinsel değil, bedensel olarak da taşındığını ve davranışla neden ortaya çıktığını gösterir.


Donald Winnicott

Çocuk doktoru, psikanalist– True Self / False Self kavramlarıyla, aşırı uyumun, görünmezleşmenin ve “iyi çocuk” kalıbının psikodinamik zeminini açıklar.


Daniel Stern

Çocuk psikiyatristi, gelişim araştırmacısı– Duygusal uyum (affect attunement), özne olarak gelişim ve erken ilişkilerin sinir sistemiyle etkileşimi üzerine çalışmalarıyla bu çerçeveyi destekler.


John Bowlby & Mary Ainsworth

Psikiyatrist / Gelişim psikoloğu– Bağlanma Kuramı: Güvenli, güvensiz ve tehdit altında gelişen ilişki örüntülerinin davranış ve sinir sistemiyle ilişkisini ortaya koyar.


Gabor Maté

Tıp doktoru, yazar, konuşmacı– Davranışı patoloji olarak değil; karşılanmamış ihtiyaçların ve hayatta kalma uyumlarının sonucu olarak ele alan bütüncül yaklaşımıyla bu yazının insani perspektifini tamamlar.


Kurumsal & Klinik Çerçeveler

  • ChildTrauma Academy – Travma ve sürekli tehdit altında gelişen çocuk sinir sistemi üzerine klinik ve eğitim temelli çalışmalar.

  • National Child Traumatic Stress Network (NCTSN) – Çocukluk çağı travmalarının davranış, gelişim ve sinir sistemi üzerindeki etkilerine dair bütüncül modeller.

  • Polyvagal Institute– Güven, tehdit ve regülasyon kavramlarının sinir sistemi temelli açıklamaları.

  • Zero to Three – Erken çocukluk gelişimi, ilişki temelli düzenleme ve bağlanma odaklı yaklaşımlar.

  • Harvard Center on the Developing Child – Erken deneyimlerin beyin mimarisi üzerindeki etkilerine dair nörogelişimsel çerçeveler.

 

 

 

 


 
 
 

Yorumlar


Bu bakış açısıyla daha yakından çalışmak isteyenler için iletişim alanı.

© 2035 by Train of Thoughts. Powered and secured by Wix

bottom of page