top of page

125-Bir Çocuğu Gerçekten Görmek

  • 2 gün önce
  • 5 dakikada okunur

Davranıştan bedene, bedenden hayata…


Seri 2 — Davranışın Arkasındaki Sistem

Modül 12— Görünenin Ardına Geç

Yazı 125


Bazı çocukları anlamak için davranışa bakmak yetmez.

Bazı çocukları anlamak için yalnız

gelişim testlerine bakmak da yetmez.


Bazen asıl değişim şu noktada başlar:

Çocuğun bedenini görmeye başladığımızda.


Çünkü birçok çocukta hikâye

davranışla başlamaz.

Davranış çoğu zaman

sonradan görünür olur.


Öncesinde beden vardır.

Biriken yük vardır.

Sessizce yükselen alarm vardır.

Değişen eşikler vardır.

Toparlanamayan bir yorgunluk vardır.

Söze dökülemeyen ağrılar vardır.

Anlatılamayan bir iç dünya vardır.


Biz çoğu zaman sonucu görürüz.

Bağırmayı görürüz.

Vurmayı görürüz.

Kaçmayı görürüz.

Donmayı görürüz.

Aşırı hareketi görürüz.

Sessizleşmeyi görürüz.


Ama ondan önce gelen

küçük değişimleri çoğu zaman kaçırırız.


Kas gerginliğini.

Bakıştaki değişimi.

Dokunmaya düşen toleransı.

Oyunun sönmesini.

Temasın zorlaşmasını.

Sesin artık daha fazla gelmesini.

Bedenin artık taşıyamadığı yükü.


Ve belki de birçok çocuk

tam burada kaybolur.

Davranışın içinde.

Tanının içinde.

Eğitimin içinde.

Beklentilerin içinde.


İyi niyetli ama eksik açıklamaların içinde.


Türkiye’de birçok çocuk gerçekten

bu sisli vadide kayboluyor.


Ve belki de onlar kaybolduğu için değil,

onları anlamaya çalışırken

yönümüzü kaybettiğimiz için.


Çünkü davranış görülüyor.

Ama beden görülmüyor.


Çünkü kriz görülüyor.

Ama krize giden yol görülmüyor.


Çünkü çocuk “zor” denilerek tarif ediliyor.

Ama neye dayandığı sorulmuyor.


Ve cevap bulunamadığında,

çoğu zaman çocuk değiştirilmeye çalışılıyor.


Oysa belki de önce değiştirilmesi gereken şey,

ona nasıl baktığımızdır.

 

Oysa bazen en doğru soru şu değildir:

“Bu çocuk neden böyle yapıyor?”


Daha derin soru şudur:

“Bu çocuk her gün neye dayanıyor?”

Hangi sese?

Hangi ışığa?

Hangi sosyal belirsizliğe?

Hangi yorgunluğa?

Hangi iç beden sinyalini çözememeye?

Hangi görünmeyen alarma?

Hangi toparlanamayan güne?


Bu soru değiştiğinde her şey değişir.


Çünkü o andan sonra davranış, cezalandırılması gereken bir bozukluk gibi değil; anlaşılması gereken bir sinyal gibi görünmeye başlar.

Nereden başladık?

Davranıştan başladık.

Çünkü en görünür olan oydu.


Aile davranışı görür.

Öğretmen davranışı görür.

Terapist davranışı görür.

Doktor davranışı görür.

Sistem davranışı kaydeder.


Ama çocuk yalnız davranış değildir.

Çocuk bir sinir sistemidir.


Bir bedendir.

Bir yük taşıma kapasitesidir.

Bir eşik sistemidir.

Bir toparlanma hikâyesidir.

Bir regülasyon arayışıdır.


Bu yüzden bir çocuğu yalnız

davranışıyla okumak kolaydır.

Ama eksiktir.


Yalnız tanısıyla okumak hızlıdır.

Ama eksiktir.


Yalnız eğitim, sınır ya da karakter diliyle okumak tanıdıktır.

Ama eksiktir.


Çünkü davranış çoğu zaman hikâyenin tamamı değildir.

Yalnız görünen kısmıdır.


Ne gördük?

Davranışın altında beden vardı.


Bazen çocuk kötü niyetli olduğu için

bağırmaz.

Bazen kontrol etmek istediği için

kaçmaz.

Bazen tembel olduğu için

donmaz.

Bazen ilgisiz olduğu için

oyundan çekilmez.


Bazen “sorun çıkarmak” için

vurmaz.


Bazen çocuk, elindeki

tek çıkış yolunu kullanıyordur.


Sinir sistemi fazla yük altındaysa

davranış değişebilir.


Ama biz çoğu zaman

davranışı değiştirmeye çalışırız.

Yükü değil.


İşte bu yüzden bazen çocuk değişmez.

Yalnızca daha fazla yorulur.


Daha fazla çabalar.

Daha fazla tükenir.


Ve sonunda artık taşıyamadığı şeyi

davranışıyla anlatmaya başlar.


Çünkü davranış çoğu zaman

sorunun kendisi değildir.

Sorunun görünen yüzüdür.


Ne Öğrendik?

Bu seri boyunca aynı soruya

farklı kapılardan girdik.


Davranışın altındaki görünmeyen katmanları

birlikte anlamaya çalıştık.


Önce uykuya baktık.

Çünkü dinlenemeyen bir sinir sistemi,

gün içinde aynı yükü taşıyamaz.


Sonra enerji üretimine baktık.

Çünkü enerji azaldığında yalnız beden değil,

dikkat, öğrenme ve regülasyon da etkilenebilir.


Bağırsaklara baktık.

Çünkü bağırsak yalnız sindirim sistemi değildir.

Bağışıklığın, nörotransmitterlerin ve

sinir sistemiyle kurulan ilişkinin

önemli bir parçasıdır.


İnflamasyona baktık.

Çünkü bazen görünmeyen biyolojik yük,

davranıştan çok önce başlamış olabilir.


Vitaminlere ve minerallere baktık.

Çünkü demir, B12, D vitamini, magnezyum

ve diğer birçok biyolojik yapı taşı;

yalnız laboratuvar sonuçlarını değil,

sinir sisteminin çalışma kapasitesini de

etkileyebilir.


Otonom sinir sistemine baktık.

Çünkü beden yalnız düşüncelerle değil;

güvenle,

tehditle,

yorgunlukla,

ve toparlanma kapasitesiyle de çalışır.


Sonra yüksek arousalı konuştuk.

Çünkü bazen çocuk bir anda değişmez.

Yalnızca uzun süredir yükselen alarm düzeyi

artık görünür hâle gelir.


Rezerv kapasiteyi konuştuk.

Çünkü aynı yük, her çocukta

aynı biyolojik maliyetle taşınmaz.


Ve sonunda davranışın altındaki hikâyeye baktık.

Çünkü davranış çoğu zaman başlangıç değil,

uzun süredir yazılmakta olan bir hikâyenin son cümlesidir.


Ve bütün bu başlıklar bize

aynı şeyi yeniden hatırlattı.


Davranış tek başına okunamaz.

Çünkü beden,

sinir sistemi

ve yaşam birbirinden ayrı değildir.


Birini anlamadan diğerini bütünüyle anlayamayız.

 

Peki Şimdi?

Şimdi artık elimizde

yalnız yeni bilgiler yok.


Yeni sorular var.

Artık bir çocuk bağırdığında

yalnız davranışı görmeyebiliriz.


"Bugün ne oldu?"

demeden önce,

"Bu beden son günlerde neleri taşımaya çalışıyordu?"

diye sorabiliriz.


Bir çocuk oyundan çekildiğinde,

yalnız isteksizlik görmeyebiliriz.


Belki de tükenmiş bir sinir sisteminin

kendini koruma çabasını fark edebiliriz.


Bir çocuk kendine vurduğunda,

yalnız davranışı durdurmaya çalışmak yerine,

o davranışa kadar gelen yolu

anlamaya başlayabiliriz.


İşte bu bakış açısı,

yalnız müdahaleyi değiştirmez.

İnsanın çocuğa bakışını değiştirir.


Hayatı Yeniden Düzenlemek Ne Demek?

Bedeni görmek,

hayatı kolaylaştırmak değildir.


Hayatı,

sinir sisteminin çalışabileceği şekilde

düzenlemeye çalışmaktır.


Bazen bu;

geçişleri yavaşlatmaktır.


Bazen daha fazla

dinlenme alanı oluşturmaktır.


Bazen okuldan sonra çocuğa

hemen yeni görev vermemektir.


Bazen sessizliğe izin vermektir.


Bazen hareket ihtiyacını

fark etmektir.


Bazen uykuyu korumaktır.


Bazen kabızlığı tedavi etmektir.


Bazen ağrıyı fark etmektir.


Bazen yalnızca çocuğun artık

yorulduğunu kabul etmektir.


Çünkü bazı çocuklar daha fazla desteğe değil,

daha doğru ayarlanmış bir hayata ihtiyaç duyar.


Çünkü bazen en güçlü terapi, sinir sisteminin artık savaşmak zorunda kalmadığı bir hayat kurabilmektir.

 

Görünmeyen Bir Yorgunluk Daha Var

Bu seri boyunca çocuğun bedenini konuştuk.

Ama bazen görünmeyen yalnız çocuk değildir.

Genelde onu her gün taşımaya çalışan annedir.

Babadır.

Bakım verendir.


Bir çocuğun yükü yalnız

onun omuzlarında değildir.


O yük, çoğu zaman bütün ailenin

sinir sistemine dağılır.


Ve bazen en sessiz tükenmişlik,

çocuğun yanında ayakta kalmaya çalışan

ebeveynlerde yaşanır.

 

Çünkü uzun süren belirsizlik,

yanlış arayışlar,

bitmeyen randevular,

cevapsız sorular,

uykusuz geceler,

başarısız denemeler,

ve yıllarca süren "Acaba?"

sorusu,

 

yalnız çocuğun sinir sistemini değil,

ailenin sinir sistemini de yorar.


Bu yüzden bazen destek

yalnız çocuk için değildir.

Aile için de gerekir.


Çünkü regüle olmaya çalışan

yalnız çocuk değildir.

Bütün evdir.


Bir çocuğun hayatını değiştirmek, çoğu zaman

yalnız çocuğa destek olmak değildir.


Onu taşıyan insanları da ayakta tutabilmektir.

 

Belki de En Büyük Değişim Burada Başlar

Uzun yıllar boyunca soru çoğu zaman şuydu:

"Bu çocuğu nasıl değiştirebiliriz?"


Belki şimdi soru değişebilir.

"Bu çocuğun sinir sistemi hangi koşullarda daha iyi çalışıyor?"


Bu küçük görünen değişim,

aslında bütün yaklaşımı değiştirebilir.


Çünkü bazen gelişim, çocuğu değiştirmekle değil; onun yaşayacağı hayatı daha yaşanabilir hâle getirmekle başlar.

 

Uzmanlara, Eğitimcilere ve Ailelere Sessiz Bir Çağrı

Belki bütün cevapları henüz bilmiyoruz.


Otizm hakkında hâlâ öğreneceğimiz çok şey var.

Hiçbir model,

hiçbir kuram,

hiçbir biyolojik açıklama,

tek başına bütün çocukları açıklayamaz.


Ama bugün artık daha iyi bildiğimiz bir şey var.

Bir çocuğun davranışını anlamaya çalışırken,

yalnız davranışına bakmak yetmez.

Bedenine de bakmak gerekir.


Sinir sistemine de bakmak gerekir.

Yaşadığı hayata da bakmak gerekir.


Çünkü bazen çocuk kaybolmuyor. Biz onu yanlış yerde arıyoruz.

Ve belki de Türkiye'de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey,

yeni bir tedaviden önce,

yeni bir bakış açısıdır.


Davranışı merkeze alan değil,

çocuğu merkeze alan bir bakış.


Bedeni görmeden davranışı yorumlamayan bir bakış.


Bilimle vicdanın aynı cümlede buluşabildiği bir bakış.


Ve belki de bundan sonra soracağımız ilk soru,

"Bu çocuk neden böyle davranıyor?"

değil,

"Bu çocuk kendini gerçekten güvende hissedebiliyor mu?"

olmalıdır.

 

Belki de değişmesi gereken ilk şey,

çocuk değil,

ona nasıl baktığımızdır.

 

Bu Serinin Belki de En Önemli Cümlesi

Bir çocuğun hayatı,

davranışı değiştiğinde değil,

bedeni gerçekten görülmeye başlandığında

değişmeye başlar.


⬛ Mühür

Bazı çocuklar zor olduğu için zor görünmez.

Zorlandıkları için zor görünür.


Ve bazen en büyük değişim,

çocuğu değiştirmeye çalıştığımız yerde değil,

onu sonunda gerçekten

görmeye başladığımız yerde başlar.


Son Söz

Belki bütün cevapları bilmiyoruz.

Belki hâlâ öğreneceğimiz çok şey var.


Ama artık bildiğimiz bir şey var.

Bir çocuğu değiştirmeye çalışmadan önce,

onun bedeninin bize anlatmaya çalıştığı hikâyeyi

dinlemeyi öğrenmeliyiz.


Belki bundan sonra bütün cevapları yine bulamayacağız.

Ama artık soruları daha doğru sormaya başlayacağız.


Çünkü bazen çocuk kaybolmuyor. Biz Onu yanlış yerde arıyoruz.


 

 

 

 

 

Yorumlar


Bu Alan Şu An Ne İçin Var?
 

Buradaki yazılar bir danışmanlık çağrısı değildir.
Şu an bu alan, düşünmek, durmak ve dili netleştirmek için var.

İleride bu bakış açısıyla daha yakından çalışılabilecek yollar açıldığında,
bunu burada açıkça paylaşacağım.
 

© 2035 by Train of Thoughts. Powered and secured by Wix

bottom of page