top of page

26-Baş Ağrısı ve Migren Çocukta Nasıl Görünür?

  • 3 Nis
  • 12 dakikada okunur

Davranış Problemi ya da Huysuzluk Değil; Belki de Sessiz Bir Ağrı


Seri 2 — Davranışın Arkasındaki Sistem

Modül 5 — Sağlık, Ağrı ve Bedensel Yük

Yazı 26


Bazen çocuk birden değişir.

Daha çabuk sinirlenir.

Daha sessiz olur.

Oyundan çekilir.

Işığa tahammülü azalır.

Sese daha sert tepki verir.

Temas istemez.

Dikkati dağılır.

Geçişlerde zorlanır.

Yemek istemez.

Başını bir yere dayamak ister.

Akşam kötüleşir.

Bir köşeye çekilir.


Çoğu zaman ilk yorum şudur:

“Bugün çok zor.”


Ama bazen daha doğru soru şudur:

Başında bir ağrı olabilir mi?


Çünkü her ağrı ağlayarak görünmez.

Bazı ağrılar sessiz taşınır.

Bazı ağrılar davranış olur.

Bazı ağrılar yalnızca kapasiteyi düşürür.


Ve bazı ağrılar yalnızca şu cümleyle görünür:

"Bugün bir şeyler zor."


Bazı ağrılar bağırarak değil, davranış değiştirerek görünür.


Ve bazı çocuklarda baş ağrısı ya da migren, kelimeyle değil;

regülasyon zorluğu, geri çekilme ya da

ani tolerans düşüşüyle fark edilir.


Bu yüzden bu yazının ana cümlesi şu olabilir:

Bazen çocuk problem çıkarmıyordur;

bedeni sessiz bir ağrıyı taşımaya çalışıyordur.


Ve bazen bütün farkı yaratan şey şudur:

 

Davranışı düzeltmeye çalışmak yerine,bedeni anlamaya başlamaktır.

Ana soru

Bu yazının temel sorusu şu:

Baş ağrısı ve migren çocukta nasıl görünür?


Daha da önemlisi:

Baş ağrısı neden bazen davranış problemi gibi yanlış okunur?


Çünkü çocuk baş ağrısını her zaman açıkça söyleyemez.

Özellikle de:

• beden sinyallerini geç fark eden,

• ağrıyı isimlendirmekte zorlanan,

• duyusal yükü yüksek olan,

• iletişimi sınırlı olan,

• interosepsiyonu farklı çalışan

çocuklarda baş ağrısı önce kelimeye değil, davranışa dönüşebilir.

Yani bazı günler davranış değişmiyordur.


Bedensel rahatlık değişiyordur.

Ve bu değişim, çocuğun tüm gününü etkileyebilecek kadar güçlü olabilir.


Çünkü bazı günler çocuk değişmez.

Sadece artık aynı bedeniyle aynı günü taşıyamıyordur.


Kavramsal açıklama

Baş ağrısı yalnız başta olan bir his değildir.

Sinir sistemi açısından bu durum çoğu zaman şunlarla birlikte gider:

• duyusal hassasiyet artışı

• ışık ve ses toleransında düşüş

• dikkat alanında daralma

• hareket isteğinde azalma

• irritabilite

• mide bulantısı ya da iştahsızlık

• bedensel geri çekilme

• otonom sinir sistemi yüklenmesi


Migren olduğunda tablo daha da yoğun olabilir.

Çünkü migren yalnız

“şiddetli baş ağrısı” değildir.


Birçok çocukta bütün sinir sistemini etkileyen

bir durum olarak yaşanabilir.


Bu durumda çocuk:

• ışığı fazla hissedebilir,

• sesi taşıyamayabilir,

• hareketten rahatsız olabilir,

• çevreden çekilebilir,

• temas istemeyebilir,

• sinirlenebilir,

• bir geçişe normalden çok daha sert tepki verebilir.


Yani dışarıdan bakınca davranış bozulmuş gibi görünür.

Ama aslında beden ağrıyı taşımaya çalışıyordur.


Ve bazen en çok yorulan şey ağrının kendisi değil, onu gün boyu gizlemeye çalışan sinir sistemidir.

Bazı çocuklarda baş ağrısı önce ağrı olarak değil,

ışığa kaçınma,

sese tahammülsüzlük,

oyundan çekilme ve

geçiş sertliği olarak görünür.

Bu çok kritik bir ayrımdır.


Çünkü bazen çocuk ağrı yaşadığı için zor görünmez.

Ağrıyla birlikte dünyası daraldığı için zor görünür.


Çünkü çocuk “başım ağrıyor” demeden önce

beden çoğu zaman küçük işaretler verir.


Ağrı neden davranışa dönüşür?

Kelly Mahler’in interosepsiyon çerçevesi burada çok açıklayıcıdır.


Bazı çocuklar beden içi sinyali erken fark edemez.

Yani süreç her zaman şöyle işlemez:

başım ağrıyor → söyleyeyim → mola vereyim


Onun yerine süreç bazen şöyle olur:

baş ağrısı başlar → sinir sistemi zorlanır → tolerans düşer → davranış değişir


Antonio Damasio’nun çerçevesiyle söylersek:

Beden önce hisseder, beyin sonra anlam verir.

Ama bu ikinci aşama her çocukta aynı açıklıkta çalışmaz.


Bu yüzden bazı çocuklarda:

• baş ağrısı huzursuzluk,

• migren kapanma ve geri çekilme,

• duyusal ağrı öfke,

• başta basınç hissi geçişte sertleşme

olarak görünebilir.


Yani bazen davranış, ağrının dolaylı ifadesi olabilir.


Çünkü bazı çocuklar ağrıyı anlatamaz.

Ama sinir sistemi anlatır.


Otizmde neden daha kolay karışır?

Çünkü bazı otizm tanılı çocuklarda beden sinyali ile

kelime arasındaki köprü daha zayıf olabilir.


Yani sorun ağrıyı hiç hissetmemek değil;

ağrıyı yorumlayamamak,

ayıramamak ya da ifade edememek olabilir.


Burada birkaç katman iç içe geçer:

1. İnterosepsiyon farklılığı

Çocuk başındaki baskıyı, zonklamayı ya da genel bedensel rahatsızlığı

erken fark etmeyebilir.


2. Duyusal yük

Zaten duyusal eşiği hassas olan bir çocukta

baş ağrısı, ışık, ses ve temas yükünü daha da artırabilir.


3. Dil ve beden bağlantısı

“Başım ağrıyor” diyemez ama:

• başını dayar,

• gözünü kısar,

• sinirlenir,

• oyunu bırakır,

• daha sert tepki verir.


4. Alarm sistemi

Stephen Porges’in bakış açısından,

ağrı sinir sistemi için bir tehdit sinyalidir.


Tehdit arttığında ilişki, dikkat, esneklik ve

düzenleme kapasitesi düşer.


Bu yüzden bazı çocuklarda:

baş ağrısı = regülasyon zorluğu

gibi görünür.


Tolerans penceresi

Her sinir sisteminin rahat çalışabildiği bir tolerans penceresi vardır.


Bu pencere içinde çocuk:

• oyuna girebilir,

• dikkatini sürdürebilir,

• ilişki kurabilir,

• geçiş yapabilir,

• bedeniyle bağlantıda kalabilir.


Ama ağrı geldiğinde bu pencere daralabilir.


Pencere daraldığında sorun davranış değildir.

Sorun artık daha az alan kalmış olmasıdır.


Baş ağrısı ve migren bu pencereyi

bazı çocuklarda çok hızlı daraltabilir.


Pencere daraldığında bazı çocuklar taşma gösterir:

• öfke

• irritasyon

• bağırma

• itme

• huzursuz dolaşma


Bazıları ise kapanma gösterir:

• sessizlik

• ışığı kapatma isteme

• oyundan çekilme

• yatağa gitme isteği

• temas kaçınma

• donuklaşma


Bu yüzden aynı belirti her çocukta aynı görünmez.

Bazı çocukta migren dışarıdan öfke gibi,

bazı çocukta ise sessiz çekilme gibi görünebilir.


Ve burada çok önemli bir nokta vardır:

Bazen “nihayet sakinleşti” diye okunan tablo,

aslında ağrı nedeniyle daralmış bir sinir sisteminin

sessiz kapanması olabilir.


Migren neden daha zor fark edilir?

Çünkü migrenin görünümü her zaman klasik değildir.


Erişkindeki gibi:

“Başımın bir tarafı zonkluyor”

şeklinde anlatılmayabilir.


Çocukta migren bazen şöyle görünür:

• ışığı kapatmak isteme

• gözleri kısmak

• alnı ya da şakakları tutma

• sesi azaltma isteği

• mide bulantısı ya da iştahsızlık

• yemek reddi

• uyumak isteme

• aniden düşen tolerans

• hareketten kaçınma

• başı yaslama

• sebepsiz gibi görünen ağlama

• kısa süreli yoğun irritasyon


Yani migren bazen “dramatik ağrı anlatısı” ile değil,

daralan kapasite ile görünür.


Öğretmen için bu tablo bazen “öğleden sonra dağıldı” diye görünür. Oysa çocuk parlak sınıf ışığı, ses yoğunluğu, biriken duyusal yük ve artan baş basıncı nedeniyle kapasite kaybı yaşıyor olabilir.


Terapist için ise daha az konuşma, başı destekleme ihtiyacı, temasa kaçınma ve görev sürdürmede düşüş önemli ipuçları olabilir.


Bilimsel arka plan

Bruce Perry’nin nörogelişimsel modeli bize şunu hatırlatır:

Davranış çoğu zaman bedensel durumun çıktısıdır.


Stephen Porges’in polyvagal çerçevesi ağrı ve tehdit ilişkisini anlamamıza yardım eder.

Ağrı arttığında sinir sistemi güven modundan alarm moduna kayabilir.


Mona Delahooke ve Barry Prizant davranışı yalnız sonuç olarak değil, alttaki fizyolojik durumun dışa vurumu olarak okumayı önerir.


Kelly Mahler interosepsiyon alanında beden sinyallerinin geç fark edilmesinin öz-regülasyonu nasıl etkilediğini görünür kılar.


Antonio Damasio beden–duygu–anlam bağlantısının nörobiyolojik temelini açıklar.


Matthew Walker’ın uyku çalışmaları da önemlidir; çünkü baş ağrısı ve migren birçok çocukta uyku ritmiyle çift yönlü ilişki içinde olabilir:

uyku bozulması ağrıyı artırabilir,

ağrı da uykuyu bozabilir.


Robert Sapolsky, Nadine Burke Harris ve Esther Sternberg’in çizgisi ise stres sistemi, bedensel yük ve sinir sistemi regülasyonu arasındaki biyolojik bağı anlamamıza yardım eder.


Günlük hayatta nasıl görünür?

Aile şunları fark edebilir:

• çocuk ışığa bakmak istemez

• televizyonu ya da sesi kapatmak ister

• başını yastığa, koltuğa ya da duvara yaslar

• alnını ovuşturur

• saçının çekilmesini istemez

• yüzüne, başına ya da kulağına dokunulmasından rahatsız olur

• oyun sürdürme kapasitesi düşer

• geçişlerde sertleşir

• yemek istemez

• sinirlenir ama nedenini anlatamaz

• “nedensiz” gibi görünen ağlamalar olur

• günün belirli saatlerinde kötüleşir

• okul sonrası çöker

• karanlık bir yerde kalmak ister

• uyumak ister ya da tam tersine uyuyamaz


Bunların hiçbiri tek başına migren demek değildir.


Ama şunu düşündürür:

Davranışın altında baş ağrısı olabilir mi?


Bazen çocuk anlatamadığı bir ağrıyla günü bitirmeye çalışıyordur.

Ve biz yalnız davranışı görürüz.


Okur için kritik ayrım tam burada başlar:

Görünen şey her zaman “zor davranış” olmayabilir.

Bazen çocuk yalnızca daha az ışık, daha az ses ve

daha az talep isteyen bir bedenle günü taşımaya çalışıyordur.


En sık yanlış yorum

Baş ağrısı ve migren en çok şu şekilde yanlış okunur:

“Huysuzlaştı.”

Ama bazen ağrı taşıyordur.


“Dikkati bozuldu.”

Ama bazen ışık ve ses artık fazla geliyordur.


“Temas istemiyor, tersleşti.”

Ama bazen başında ve sinir sisteminde yük vardır.


“Oyunu bıraktı, isteksiz.”

Ama bazen hareket ağrıyı artırıyordur.


“Geçişte yine kriz çıkardı.”

Ama bazen eşiği zaten baş ağrısı düşürmüştür.


Yani dışarıdan davranış gibi görünen şey,

içeride ağrı olabilir.


Ve bazen en büyük hata, davranışı düzeltmeye çalışırken ağrıyı kaçırmaktır.

Ağrının sessiz görünümü

Bu yazıda özellikle korunması gereken ana fikirlerden biri şudur:

Her ağrı gürültülü değildir.


Bazı çocuklar ağrıda bağırır.

Bazıları sessizleşir.

Bazıları ışığı azaltmak ister.

Bazıları oyunu bırakır.

Bazıları daha az konuşur.

Bazıları temasa kapanır.

Bazıları ise yalnızca “zor bir gün geçiriyor” gibi görünür.


Bu yüzden sessiz zorlanma hattı burada çok önemlidir.


Çünkü bazı çocuklar ağrıyı dramatik değil, davranışsal ve bedensel küçük değişimlerle yaşar.

Erken uyarı sinyalleri

Baş ağrısı ve migren için erken işaretler şunlar olabilir:

• göz kısma

• ışığı azaltma isteği

• sese hassasiyet artışı

• başı yaslama

• alnı ya da şakakları ovuşturma

• aniden düşen oyun kapasitesi

• yemek istememe

• solgunluk

• yüz ifadesinde daralma

• dokunmaya tolerans azalması

• birden sessizleşme

• sebepsiz gibi görünen irritasyon


Baş ağrısı başladığında çocuk çoğu zaman önce davranışla değil,

beden diliyle sinyal verir.


Gözlerini kısabilir, başını bir yere yaslayabilir,

ışığı azaltmak isteyebilir, oyundan erken çıkabilir,

sese daha sert tepki verebilir.


Bu küçük değişimler fark edilmezse,

geç sinyal çoğu zaman öfke, sessizlik ya da

regülasyon kaybı olur.


Erken sinyal:

bedensel ve duyusal değişimdir.


Geç sinyal:

davranış değişimidir.


Çünkü beden önce fısıldar. Davranış ise çoğu zaman son alarmdır.

Mini gözlem rehberi

Şunlara bakılabilir:

• Baş ağrısı olabileceğini düşündüren davranışlar günün belli saatlerinde mi artıyor?

• Işık, ekran, gürültü sonrası kötüleşme oluyor mu?

• Uyku bozulduğunda tablo ağırlaşıyor mu?

• Yemek reddi ile sessizleşme birlikte mi geliyor?

• Çocuk başını yaslama ya da karanlık alan arama eğilimi gösteriyor mu?

• Okuldan sonra kapasite belirgin düşüyor mu?

• Ağrı olasılığı düşünüldüğünde tablo anlam kazanıyor mu?


Amaç tanı koymak değildir.

Amaç bedeni denklemden çıkarmamaktır.


Toparlanma süresi

Her çocuk aynı hızda toparlanmaz.

Bazı çocuklar baş ağrısını daha kısa sürede atlatır.


Bazıları ise:

• birkaç saat boyunca sessiz kalır,

• günün geri kalanında düşük kapasitede devam eder,

• ertesi gün bile yorgun görünür.


Bu yüzden yalnız şuna bakmak yetmez:

“Ağrı geçti mi?”


Şuna da bakmak gerekir:

“Sinir sistemi ne kadar sürede yeniden dengeye döndü?”


Toparlanma süresi uzuyorsa bu da yükün önemli bir parçasıdır.

Bazen asıl veri, ağrının kendisi kadar dönüş süresidir.


Çocuğun kendi regülasyon stratejileri

Bazı davranışlar burada da çözüm olabilir.


Çocuk:

• ışığı kapatmak isteyebilir

• sessiz bir köşe arayabilir

• başını yastığa yaslayabilir

• yalnız kalmak isteyebilir

• hareketi azaltabilir

• temas istemeyebilir


Bunlar her zaman sorun değildir.

Bazen bedenin kendini koruma yoludur.


Bu yüzden şu soru çok değerlidir:

Bu davranış çocuğun ağrıyı biraz daha

taşınabilir hale getirme çabası olabilir mi?


Çünkü bazı davranışlar problem değil,

bedenin geçici koruma stratejisidir.


Otizmde beden sinyali neden geç fark edilir?

Bu başlık bu yazıda özellikle önemlidir.

Çünkü baş ağrısı ve migren, bedenini okuması zaten zor olan çocuklarda

daha kolay gözden kaçabilir.


Kısa cevap şudur:

Çocuk okumadığı için değil,

sinyal yeterince net haritalanmadığı için geç fark eder.


Bunun içinde birkaç neden olabilir:

• interoseptif ağın farklı çalışması

• beden verisini anlamlı bilgiye çevirme güçlüğü

• duyusal filtrenin zayıf olması

• ağrının diğer uyaranlar içinde kaybolması

• dil ile beden arasındaki köprünün zayıf kurulması

• alarm sisteminin zaten yüksek olması

• enerji maliyeti yükseldiğinde ince sinyallerin daha da kaçması


Bu yüzden bazı çocuklar:

“başım ağrıyor” demez.


Ama:

• çok sinirli olur

• kapanır

• başını saklar

• daha saldırgan görünür

• geçişleri taşıyamaz

• oyundan çekilir


◉ Pusula

Davranış bazen ağrının tercümesi değil,

ağrının dolaylı anlatımı olabilir.


Müdahale dili nasıl olmalı?

Bu serinin çizgisine uygun olarak burada da

çözüm listesi vermekten çok

doğru dili kurmak önemlidir.


Yanlış yaklaşım:

• “Neden böylesin?”

• “Yine neye sinirlendin?”

• “Bir şey yok.”

• “Abartıyor.”


Daha doğru yaklaşım:

• “Bedenin bugün zorlanıyor olabilir.”

• “Başında bir rahatsızlık olabilir mi?”

• “Işık ve ses sana fazla geliyor olabilir.”

• “Biraz sakin, karanlık ve sessiz alan iyi gelebilir mi?”

• “Şu an davranışı değil, bedeni dinleyelim.”


Bu dil çocuğun yalnız davranışını değil, bedensel deneyimini de görür.

Biyolojik destekler hakkında doğru çerçeve

Bu modülün genel çizgisine uygun olarak burada da şu ayrım önemlidir:

Biyolojik destekler ya da yaşam ritmi düzenlemeleri

bazı çocuklarda zemini kolaylaştırabilir.


Ama bunlar tek tip reçete konusu değildir.


Uyku, su tüketimi, duyusal yük, beslenme ritmi,

ekran maruziyeti, stres yükü ve bireysel biyolojik hassasiyetler

bu tabloda rol oynayabilir.


Bu yüzden doğru cümle şudur:

Bu konunun çözümleri vardır;

ama her çocukta çözüm yolu farklıdır.


Bu yazının belki en önemli cümlesi

Bazen çocuk problem çıkarmıyordur;

bedeni sessiz bir ağrıyı taşımaya çalışıyordur.


Bu yazı neyi hatırlatıyor?

Davranış = sonuç

Sinir sistemi = süreç

Beden = veri


Erken fark etmenin önemi

Çünkü her ağrı ağlayarak görünmez.

Bazı ağrılar davranış diye yanlış okunur.


Yeni bir huzursuzluk, ani sessizlik, ışık ve ses kaçınması,

oyundan çekilme ya da açıklanamayan geçiş sertliği gördüğünde

yalnız davranışı değil, baş ağrısı ve migren olasılığını da düşünmek gerekir.


Seri pusulası

Bu yazıda şunu gördük:

Baş ağrısı ve migren çocukta çoğu zaman

klasik erişkin dilinde görünmez.


Bazen:

• ışık kaçınması,

• oyundan çekilme,

• temas toleransında azalma,

• irritasyon,

• sessizleşme,

• geçişlerde sertleşme

olarak görünür.


Bir sonraki yazıda modülün çok kritik başlığına geçeceğiz:

Ağrı her zaman ağlayarak mı görünür?

Çünkü bazen asıl problem ağrının kendisi değil,

ağrının sessiz görünümünün kaçırılmasıdır.


Ana mesaj

Bazen çocuk huysuzlaştığı için zor görünmez;

bazen bedeni sessiz bir ağrı taşımaya başladığı için değişir.


Baş ağrısı ve migren çocukta bazen klasik ağrı ifadesiyle değil;

huzursuzluk, sessizleşme, oyundan çekilme,

ışık ve ses kaçınması, geçiş sertliği ve

ani tolerans düşüşüyle görünür.


Okur için çıkarım

Okur için çıkarım şudur:

Yeni bir huzursuzluk, ani sessizlik, ışık ve ses kaçınması,

oyundan çekilme ya da açıklanamayan geçiş sertliği gördüğünde

yalnız davranışı değil, baş ağrısı ve migren olasılığını da

düşünmek gerekir.


Günlük hayatta fark edilebilecek işaretler

Günlük işaretler ise çoğu zaman küçük başlar:

göz kısma, baş yaslama, ışığı azaltma isteği,

sese hassasiyet, oyun kapasitesinde düşüş,

temas toleransında azalma ve

akşama doğru daralan kapasite.


Mühür

Davranış her zaman hikâyenin başı değildir;

bazen bedenin geç gelen cümlesidir.


Kapanış

Bazen çocuk zor görünür.

Ama aslında zor olan çocuk değil, taşıdığı ağrıdır.


Bazen öfke gördüğümüz yerde

ağrı vardır.

Bazen sessizlik gördüğümüz yerde

migren vardır.


Bazen geçiş krizi dediğimiz yerde

bedenin artık taşıyamadığı bir basınç vardır.


Ve bazen çözüm davranışı düzeltmeye çalışmakta değil,

bedenin ne dediğini duymakta başlar.


Çünkü her ağrı ağlayarak görünmez.

Bazı ağrılar davranış diye yanlış okunur.


Ana mesaj şudur:

Davranış her zaman hikâyenin başı değildir;

bazen bedenin geç gelen cümlesidir.


Bir Sonraki Yazıya Geçiş

Bir sonraki yazıda modülün çok kritik başlığına geçeceğiz:

Ağrı her zaman ağlayarak mı görünür?

Çünkü bazen asıl problem ağrının kendisi değil,

ağrının sessiz görünümünün kaçırılmasıdır.

 

 



 

 

Faydalanılan Kaynaklar & Okuma Notları

Bu yazı; Bruce Perry’nin nörogelişimsel düzenleme modeli, Stephen Porges’in polyvagal çerçevesi, Kelly Mahler’in interosepsiyon yaklaşımı, Antonio Damasio’nun beden–duygu–anlam hattı, Mona Delahooke ve Barry Prizant’ın davranışı alttaki fizyolojik durumun dışavurumu olarak okuyan klinik yaklaşımıyla uyumludur.Duyusal yük ve regülasyon açısından Ayres ve Lucy Miller hattı; stres–beden ilişkisi açısından Sapolsky, Esther Sternberg ve Nadine Burke Harris çizgisi; uyku ve sinir sistemi açısından Matthew Walker perspektifi bu yazının omurgasını destekler.

Çocuklarda baş ağrısı ve migrenin yalnız ağrı deneyimi olarak değil, davranış, regülasyon ve kapasite değişimleri üzerinden de görülebileceğini gösteren pediatrik nöroloji ve gelişimsel pediatri literatürü (American Academy of Pediatrics klinik rehberleri ve pediatric headache çalışmaları) bu çerçevenin klinik boyutunu destekler.

Migrenin yalnız lokalize ağrı değil, bütün sinir sistemi işleyişini etkileyebilen nörobiyolojik bir durum olduğunu gösteren modern migren araştırmaları (Peter Goadsby ve çağdaş migren nörobiyolojisi çalışmaları) bu yazının ağrı–sinir sistemi ilişkisini açıklayan hattıyla uyumludur.

Gelişimsel stres fizyolojisi ve bedensel yükün davranış ve öğrenme üzerindeki etkilerini ortaya koyan Harvard Center on the Developing Child çalışmaları da bu yazının beden–sinir sistemi–davranış bütünlüğü yaklaşımını destekleyen önemli bir bilimsel zemindir.

Bu metin akademik derleme değildir.Ama çocuğu yalnız davranıştan değil, sinir sistemi–beden bütünlüğü içinde görmeye çalışan disiplinler arası bir çabadır.


Sinir sistemi – regülasyon – bedensel durum

Bruce Perry — çocuk psikiyatrisi / nörogelişim — nörogelişimsel düzenleme modeli — davranışın çoğu zaman bedensel durumun çıktısı olduğunu göstermesi

Stephen Porges — nörobilim / otonom sinir sistemi — polyvagal çerçeve — ağrı ve tehdit arttığında sinir sisteminin güven modundan alarm moduna kayabildiğini açıklaması

Mona Delahooke — klinik psikoloji — davranışı alttaki fizyolojik durumun dışavurumu olarak okuyan yaklaşım — bu yazının davranışı değil bedeni merkeze alan çizgisini desteklemesi

Barry Prizant — iletişim ve nörogelişim — davranışın çoğu zaman iletişim ve regülasyon işlevi taşıdığını vurgulayan yaklaşım — ağrının dolaylı anlatımını anlamaya katkısı

• American Academy of Pediatrics — pediatri — çocuklarda baş ağrısı ve migrenin davranış değişimleri, duyusal hassasiyet ve kapasite düşüşü ile birlikte görülebileceğini gösteren klinik rehberler

• Peter Goadsby — nöroloji / migren araştırmaları — migrenin yalnız baş ağrısı değil, bütün sinir sistemi işleyişini etkileyen nörobiyolojik bir durum olduğunu ortaya koyan çalışmalar

Beden sinyali – interosepsiyon – anlamlandırma

• Kelly Mahler — ergoterapi / interosepsiyon — beden sinyallerinin geç fark edilmesinin öz-regülasyonu nasıl etkilediğini görünür kılması

• Antonio Damasio — nörobilim — beden–duygu–anlam hattı — beden önce hisseder, beyin sonra anlam verir çerçevesiyle bu yazının omurgasını desteklemesi

Duyusal yük – regülasyon – davranış

• A. Jean Ayres — ergoterapi / duyusal işlemleme — duyusal yük ve bedenin organizasyonu arasındaki ilişki

• Lucy Jane Miller — duyusal işlemleme — duyusal yük, regülasyon ve davranış üzerindeki etkiler

Stres biyolojisi – beden yükü – uyku ilişkisi

• Robert Sapolsky — stres biyolojisi — bedensel yük ile sinir sistemi regülasyonu arasındaki biyolojik bağı açıklaması

• Esther Sternberg — nöroimmünoloji / stres–beden ilişkisi — beden yükü ve fizyolojik zorlanmanın bütüncül anlaşılmasına katkı

• Nadine Burke Harris — çocuk sağlığı / toksik stres — bedensel yükün davranış ve gelişim üzerindeki etkileri

• Matthew Walker — uyku ve sinir sistemi — baş ağrısı, migren ve uyku ritmi arasındaki çift yönlü ilişkiyi anlamada katkısı

• Harvard Center on the Developing Child — gelişimsel nörobilim / stres fizyolojisi — bedensel yük arttığında davranış, öğrenme kapasitesi ve regülasyonun nasıl değişebileceğini gösteren gelişimsel çalışmalar

Bu isimler ve hatlar, bu yazının bilimsel düşünce zeminini temsil eder.

Bu yazının bilimsel omurgasını oluşturan temel fikir


Bu yazının temel bilimsel omurgası şudur:

Bazı çocuklarda baş ağrısı ve migren önce kelimeye değil, sinir sistemi yüküne dönüşür.

Bu nedenle görünen şey bazen doğrudan “ağrı ifadesi” değil;

• regülasyon kaybı,

• geri çekilme,

• duyusal hassasiyet artışı,

• temas toleransında düşüş,

• dikkat daralması,

• geçişlerde sertleşme

olabilir.

Yani bazı günler davranış değişmiyordur.

Bedensel rahatlık değişiyordur.

Ve bu yüzden bu yazının temel pusulası yine aynıdır:

Davranış = sonuç

Sinir sistemi = süreç

Beden = veri

 

Yorumlar


Bu Alan Şu An Ne İçin Var?
 

Buradaki yazılar bir danışmanlık çağrısı değildir.
Şu an bu alan, düşünmek, durmak ve dili netleştirmek için var.

İleride bu bakış açısıyla daha yakından çalışılabilecek yollar açıldığında,
bunu burada açıkça paylaşacağım.
 

© 2035 by Train of Thoughts. Powered and secured by Wix

bottom of page