top of page

11- Düşük Arousal Nedir?

  • 17 Tem
  • 7 dakikada okunur

Çocuk sessizleşince her şey düzelmiş olur mu?


Özel Seri— Eşik

Yazı 11


Bazı çocuklar yüksek arousal dönemlerinde koşar.

Bağırır.

Vurur.

Kaçar.

Duramaz.


Bazı çocuklarda ise tablo bununla sınırlı kalmaz.

Günler geçtikçe sinir sistemi

farklı bir yöne evrilmeye başlayabilir.


Hareket azalır.

Konuşma azalır.

Katılım azalır.

Çocuk sanki yavaş yavaş

içine çekilmeye başlar.


Ve dışarıdan bakınca bu tablo bazen şöyle yorumlanır:

"Çok sakin."

Oysa bazen bu sakinlik,

gerçek bir regülasyon değildir.


Bazen çocuk gerçekten sakinleşmemiştir.

Sinir sistemi uzun süredir

taşıdığı yükün ardından yorulmuştur.


Ve belki de en zor kısmı şudur:

Sessizlik çoğu zaman tehlike gibi görünmez.

Çünkü sessizlik, çoğu zaman

kimseyi telaşlandırmaz.

Çoğu insan hareketi sorun olarak görür;

sessizliği ise iyileşme sanır.


Oysa bazen en önemli değişiklik,

çocuğun daha sessiz olması değil;

oyuna, ilişkiye ve çevresine

artık eskisi kadar katılamıyor olmasıdır.


Bu yüzden bazı çocuklar,

en çok zorlandıkları dönemde bile

fark edilmeyebilir.


Çünkü yardım isteyen her sinir sistemi bağırmaz.

 

Düşük arousal uyanıklık, harekete geçme ve

çevreyle etkileşim düzeyinin azaldığı

bir sinir sistemi durumudur.


Bu yüzden bazı çocuklar dışarıdan bakınca oradadır.

Ama sanki tam orada değildir.

Sesinizi duyar gibi görünür.

Ama ulaşamazsınız.

Göz göze gelir.

Ama ilişki kurulamaz.

Oyuncağına bakar.

Ama başlayacak enerjiyi bulamaz.

Yanına oturur.

Ama katılamaz.

Sanki bedeni oradadır.

Ama sinir sistemi henüz geri dönememiş gibidir.


Bu yüzden düşük arousal yalnız sessizlik değildir.

Bazen sinir sisteminin

daha düşük enerjiyle,

çevresiyle daha az bağlantı kurduğu ve

hayata daha az katıldığı

bir sinir sistemi durumudur.


Aslında yüksek ve düşük arousal

birbirinin tam zıttı değildir.


İkisi de sinir sisteminin

denge kurmakta zorlandığı

iki farklı durumdur.

.

Yüksek arousal'da sinir sistemi

frene basmakta zorlanır.


Düşük arousal'da ise 

gaza basmakta zorlanır.


İkisinde de sorun

çocuğun karakteri değildir.


Ortak mesele, sinir sisteminin

o an için öğrenmeye, ilişkiye ve oyuna

en uygun çalışma düzeyine ulaşamamasıdır.


Çünkü öğrenmek...

Çok yüksek alarmda da zorlaşır.

Çok düşük enerjiyle de zorlaşır.


Sinir sistemi; öğrenmeye, oyuna, ilişkiye ve iletişime çoğu zaman bu iki uç arasındaki dengede en açık hâline ulaşır.

Bu yüzden yüksek ve düşük arousal

birbirinin tam zıttı değil;

aynı sistemin denge kurmakta zorlandığı

iki farklı görünüm şeklinde düşünülmelidir.


Bazı aileler bu dönemi şöyle tarif eder:

"Son zamanlarda hiç kendi gibi değil."

"Eskisi kadar hareket etmiyor."

"Sürekli uzanmak istiyor."

"Boş boş dalıyor."

"Eskiden sevdiği şeylerle bile ilgilenmiyor."

"Oyuna başlamakta zorlanıyor."

"Sanki yavaş yavaş içine kapandı."


Bazen de aile bir gün şöyle der:

"Bugün çok uslu."


İşte bu cümle önemlidir.

Çünkü bazen çocuk uslu değildir.


Sinir sistemi uzun süredir taşıdığı yük nedeniyle

artık eskisi kadar katılamıyordur.


Bazen sorun çıkarmıyordur.

Çünkü sorun çıkaracak enerjisi bile kalmamıştır.


Dışarıdan benzer görünse de,

her çocuk bu noktaya

farklı bir yoldan gelmiş olabilir.


Düşük arousal tek bir nedenden oluşmaz.

Bunu çok dikkatli söylemek gerekir.

Bu nedenle benzer görünen iki çocukta

altta yatan biyolojik süreçler

birbirinden oldukça farklı olabilir.


Bazı çocuklarda, uzun süren yüksek arousal dönemlerinin ardından ortaya çıkabilir.


Sinir sistemi günlerce...

haftalarca...

hatta bazen daha uzun süre

yüksek alarmda çalışmıştır.


Bu her çocukta yaşanmaz.

Ama bazı çocuklarda

uzun süren biyolojik yükün ardından

sinir sisteminin çalışma biçimi değişebilir.


Bir süre sonra aynı düzeyi sürdürmekte zorlanabilir.

Bazen sinir sistemi,

kalan enerjisini koruyabilmek için

çalışma biçimini değiştirmeye çalışır.


Bu yüzden çocuk daha sessiz, daha yavaş

ya da çevresiyle daha az etkileşim kuruyor

gibi görünebilir.


Bu tablo, uzun süren bir zorlanmanın ardından gelen

düşük enerji dönemini andırabilir.


Ama düşük arousal her zaman

bunun sonucu değildir.

Bazen kötü uyku...

hastalık...

ağrı...

demir eksikliği...

beslenme değişikliği...

duyusal aşırı yük...

yoğun stres...

ilaç etkileri...

veya bedensel yorgunluk da

bu tabloya katkıda bulunabilir.


Bu yüzden düşük arousal'ı tek bir nedene bağlamak doğru değildir.

Dışarıdan benzer görünse de, her çocuk bu noktaya farklı biyolojik süreçlerle gelmiş olabilir.

İşte bu yüzden aile bazen,

"Çocuğum tamamen değişti."

diye düşünür.


Oysa bazen değişen çocuk değildir.

Sinir sisteminin taşıyabildiği

yük değişmiştir.


Burada çok önemli bir ayrım vardır.

Düşük arousal, her zaman

donma (freeze) değildir.


Donma hâlinde sinir sistemi

tehdit karşısında kendini korumak için

geçici olarak kapanıyor olabilir.


Düşük arousal'da ise bazen asıl mesele,

sinir sisteminin çevreyle etkileşimi

sürdürebilecek düzeyde uyanıklık

ve katılımı koruyamamasıdır.


Dışarıdan bakıldığında ikisi

birbirine benzeyebilir.

Çocuk susabilir.

Hareket azalabilir.

Tepkiler yavaşlayabilir.

İletişim zorlaşabilir.


Bu yüzden yalnız görünen davranışa bakmak yetmez.


Soru şudur:

  • Bu çocuk şu anda korktuğu için mi içine çekiliyor?

  • Uzun süredir zorlandığı için mi tükeniyor?

  • Bedeni bir yük mü taşıyor?

  • Yoksa sinir sistemi yeterli enerjiyi

    üretemediği için mi çevreyle bağlantısı azaldı?


Çünkü bu ayrım, nasıl destek olacağımızı da değiştirir.


Korkan bir sinir sistemi ile tükenen bir sinir sistemi her zaman aynı desteğe ihtiyaç duymayabilir.

 

Düşük arousal bazen tükenmişlik ile karışabilir.

Bazı çocuklarda ise uzun süren tükenmişlik süreci,

düşük arousal görünümüyle birlikte seyredebilir.


Özellikle otizmli çocuklarda;

uzun süreli maskeleme,

aşırı uyaran,

sürekli performans beklentisi,

yoğun eğitim temposu,

sosyal yük,

uyku bozukluğu

ve bedensel zorlanmalar,

zaman içinde sinir sisteminin

taşıma kapasitesini azaltabilir.


Bir süre sonra aile şunu fark etmeye başlayabilir:

"Eskisi gibi istemiyor."

"Artık hiçbir şeye heves etmiyor."

"Son zamanlarda sürekli yorgun gibi."


Ama bazen mesele istememek değildir.

Sinir sisteminin taşıyacak gücü azalmıştır.


Bazen direnç değildir.

Enerji yokluğudur.

Bazen motivasyon eksikliği değildir.

Sinir sisteminin kendini korumaya çalışmasıdır.


Neyse ki düşük arousal

kalıcı olmak zorunda değildir.


Altta yatan neden doğru okunabildiğinde

ve sinir sistemine uygun destek sağlandığında

birçok çocuk yeniden

ilişkiye, oyuna, meraka ve

öğrenmeye daha açık hâle gelebilir.


Bu yüzden düşük arousal yaşayan bir çocuğa bakarken soru değişmelidir.

"Bugün neden bu kadar isteksiz?"

yerine,

"Sinir sistemi son günlerde

yeterli enerjiyi taşıyabiliyor mu?"

diye sormak gerekir.


Uyku nasıldı?

Son günlerde çok yoruldu mu?

Bir hastalık geçirdi mi?

Ağrı olabilir mi?

Kabızlık, gaz, reflü gibi bir beden yükü var mı?

Beslenmesi değişti mi?

Demir durumu nasıl?

Son haftalarda çok fazla beklentiyle mi karşılaştı?

Bu durum ne zamandır sürüyor?

Yüksek arousal döneminden sonra mı başladı?


Çünkü bazen cevap sessizliğin kendisinde değil;

o sessizliğe giden günlerde,

haftalarda

ve sinir sisteminin taşıdığı yükte saklıdır.


Bu, her sessiz çocuğun düşük arousal

yaşadığı anlamına gelmez.

Bu çok önemli bir ayrımdır.


Her sakinlik problem değildir.

Bu nedenle çocuğun yalnız sessiz olmasına değil;

çevreyle ilişki kurabilmesine,

oyuna katılabilmesine ve

günlük işlevlerini sürdürebilmesine

birlikte bakmak gerekir.


Her durgunluk tükenmişlik değildir.

Her dalgınlık düşük arousal değildir.


Ama bazı çocuklarda sessizlik,

iyi hissetmenin değil;

zorlanan bir sinir sisteminin işareti olabilir.


Bu yüzden yalnız hareketliliğe değil,

hareketsizliğe de dikkat etmek gerekir.


Çünkü sinir sistemi bazen bağırarak,

bazen de susarak kendini anlatmaya çalışır.


Yalnızca dili farklıdır.


İşte tam da bu yüzden düşük arousal bazen fark edilmez.

Çünkü sessizlik,

çevreyi daha az zorlar.

Daha az koşan çocuk,

daha az dikkat çeker.

Daha az bağıran çocuk,

daha az fark edilir.


Bu yüzden bazen en görünür çocuk değil,

en sessiz çocuk gözden kaçar.


Oysa bazen en fazla desteğe ihtiyaç duyan çocuk,

en sessiz görünen çocuk olabilir.


Çünkü sessizlik her zaman

yükün azaldığını göstermez.


Bazen sinir sisteminin uzun süredir taşıdığı yükü

artık farklı bir şekilde göstermeye başladığını düşündürebilir.

 

Günlük Hayatta Görünümü

Bazı çocuklarda bu değişim bir anda fark edilmez.


Aile çoğu zaman geriye dönüp baktığında;

"Son zamanlarda yavaş yavaş değişmiş."

demeye başlar.


Eskiden kolay yaptığı şeyler zorlaşır.

Katılım giderek azalır.

Çocuk sanki hayatın biraz daha kenarında kalmaya başlar.


Evde:

• daha sık uzanmak isteme

• oyuna başlamanın giderek zorlaşması

• konuşmanın belirgin şekilde azalması

• daha çabuk yorulma

• daha önce keyif aldığı etkinliklere ilginin azalması

• televizyon karşısında uzun süre hareketsiz kalma

• sevdiği oyuncaklara veya oyunlara eskisi kadar yönelmeme

• hazırlanmaya başlamanın zorlaşması

• günlük geçişlerde daha fazla zorlanma

• sık sık "sonra" demeye başlama


Okulda:

• derse katılımın giderek azalması

• yönergelere daha geç tepki verme

• dikkati sürdürmekte belirgin zorlanma

• etkinlikleri tamamlayamama

• motivasyonu düşmüş gibi görünme

• daha önce yapabildiği görevlerde bile zorlanmaya başlama

• sosyal etkileşimden daha fazla geri çekilme


Bedende:

• daha ağır hareket etme

• bedenini taşımakta zorlanıyor gibi görünme

• sık esneme

• başını bir yere yaslama ihtiyacının artması

• yere ya da kucağa daha fazla yönelme

• gün boyunca düşük enerjiyle görünme

• hareket etmek yerine dinlenmeyi tercih etme


Ve bazen çevresindeki insanlar şunu söyler:

"Son zamanlarda çok uslu oldu."


Oysa bazen değişen yalnız davranış değildir.

Sinir sistemi,

eskisi kadar katılamıyordur.

Eskisi kadar sürdüremiyordur.

Eskisi kadar taşıyamıyordur.


Ve bazen desteğe ihtiyaç duyan davranış değil;

taşıma kapasitesi giderek azalan sinir sistemidir.

 

Yanlış Yorumlar

En sık yorum:

"Tembellik yapıyor."


Oysa bazen çocuk tembel değildir.

Sinir sistemi, bir süredir

yeterli uyanıklık ve katılım düzeyini

sürdüremiyordur.


Başka yorum:

"Canı istemiyor."


Oysa bazen istememek değildir.

Başlayacak, sürdürecek

ya da katılacak enerjiyi bulamamaktır.


Bir başka yorum:

"Eskisi gibi değil."


İşte bu cümle önemlidir.

Çünkü bazen gerçekten değişen

çocuğun karakteri değildir.

Sinir sisteminin taşıma kapasitesidir.


Bir başka yorum:

"Artık alıştı, sakinleşti."


Oysa bazen sakinleşmemiştir.

Yavaş yavaş içine çekilmeye başlamıştır.

Çevresiyle eskisi kadar ilişki kuramıyordur.


Ve belki de en yanıltıcı yorum:

"Sorun kalmadı."


Çünkü sessizlik,

her zaman iyi hissetmenin işareti değildir.

Bazen sinir sistemi artık

eskisi kadar katılamıyordur.


 

◉ Pusula

Regülasyon yalnız taşmamak değildir.

Bazı çocuklarda sinir sistemi uzun süre

yüksek alarmda kaldıktan sonra ya da

farklı biyolojik yüklerin etkisiyle,

zamanla katılımını azaltmaya başlayabilir.


Bu durumda çocuk;

öğrenmekte,

ilişki kurmakta,

oyuna başlamada

ve günlük yaşama katılmakta zorlanabilir.


Bu yüzden yalnız taşmaya değil,

giderek azalan katılıma da bakmak gerekir.


Çünkü bazen sinir sistemi yalnız yükselmez.

Bazen de sessizce geri çekilir.

İkisini de fark edebilmek,

aynı derecede önemlidir.


Mini Gözlem Rehberi

Şunu sorun:


Bu değişim ne zamandır var?

• Son haftalarda katılımı giderek azaldı mı?

• Eskiden keyif aldığı etkinliklerden uzaklaşmaya başladı mı?

• Daha kolay yoruluyor gibi mi görünüyor?

• Uyku düzeninde değişiklik oldu mu?

• Son zamanlarda hastalık, ağrı, kabızlık, reflü veya başka bir bedensel yük yaşadı mı?

• Beslenmesinde belirgin bir değişiklik oldu mu?

• Demir eksikliği veya başka biyolojik etkenler yeniden değerlendirilmeli mi?

• Son dönemde yoğun uyaranlara, beklentilere veya uzun süren streslere maruz kaldı mı?

• Bu dönemden önce uzun süren bir yüksek arousal süreci yaşanmış olabilir mi?

• Daha önce kolayca katıldığı etkinliklere şimdi neden başlamakta zorlanıyor olabilir?


Çünkü bazen cevap, yalnız bugünkü sessizlikte değil; o sessizliğe giden günlerde ve haftalarda saklıdır.

Bu Yazının Belki En Önemli Cümlesi

Yüksek arousal nasıl yalnız hareketlilik değilse,

düşük arousal da yalnız sakinlik değildir.


Bazen sessizlik,sinir sisteminin

taşıma kapasitesinin azaldığını anlatanen

sessiz işaretlerden biridir.


Çünkü bazen en büyük değişim,

çocuğun daha çok konuşmaya başlaması değildir.


Yeniden merak etmeye,

oyuna katılmaya,

ilişki kurmaya

ve hayatın içine yeniden dönebilmeye başlamasıdır.

 

 

Bazen iyileşmeyi ilk gösteren şey,

hareketin artması değildir.


Hayata yeniden katılmaya başlamasıdır.


Regülasyonun önemli göstergelerinden biri

yalnız davranışın azalması değil;

çocuğun yeniden merak edebilmesi,

ilişki kurabilmesi ve çevresiyle

etkileşime girebilmesidir.


⬛ DEV MÜHÜR

Yüksek arousal'da sinir sistemi

daha görünür hâle gelir.


Düşük arousal'da ise

giderek görünmezleşebilir.


Ama her ikisinde de

yardım isteyen aynı sinir sistemidir.


Çünkü bazen çocuk,

taşarak da,

sessizce geri çekilerek de

"Artık taşıyamıyorum."

demeye çalışıyor olabilir.


Çünkü yardım isteyen her sinir sistemi bağırmaz.

Bazıları yalnız sessizleşir.



 

 

 

 



Yorumlar


Bu Alan Şu An Ne İçin Var?
 

Buradaki yazılar bir danışmanlık çağrısı değildir.
Şu an bu alan, düşünmek, durmak ve dili netleştirmek için var.

İleride bu bakış açısıyla daha yakından çalışılabilecek yollar açıldığında,
bunu burada açıkça paylaşacağım.
 

© 2035 by Train of Thoughts. Powered and secured by Wix

bottom of page