9-Yüksek Arousalın Bedeli
- 17 Tem
- 10 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 5 gün önce
Sinir Sistemi Sürekli Alarmda Kaldığında Bedende Neler Olabilir?
Özel Seri— Eşik
Yazı 9
Çünkü sinir sistemi yalnız davranışı değiştirmez.
Bazen bedeni de değiştirir.
Bazı aileler şunu söyler.
"Artık hiç eskisi gibi değil."
"Eskiden krizden sonra toparlıyordu."
"Şimdi günlerce kendine gelemiyor."
"Uyku tamamen bozuldu."
"Çok yoruluyor."
"Hasta değil ama sürekli bitkin gibi."
Ve çoğu zaman bütün bunlar
birbirinden bağımsız sorunlar gibi görünür.
Oysa bazen hepsi aynı hikâyenin parçalarıdır.
Biz çoğu zaman önce davranışı fark ederiz.
Oysa beden, o davranışı ortaya çıkaran yükü
çok daha önce taşımaya başlamış olabilir.
Çünkü bazen önce davranış değil, beden yorulur.
Uzun süre devam eden alarm hâlinde
yalnız davranış değişmez..
Bazen beden de bu yükün bedelini ödemeye başlar.
Bu, her çocukta aynı şekilde olmaz.
Her yüksek arousal biyolojik sorunlara
yol açacak diye bir kural yoktur.
Ama uzun süre devam eden yoğun alarm hâli,
bazı çocuklarda beden üzerinde de
ek bir yük oluşturabilir.
İşte bu yüzden yalnız davranışa değil;
davranışı taşıyan biyolojiye de bakmak gerekir.
Alarm Sırasında Bedende Neler Olabilir?
Alarm sistemi aslında bizi korumak için vardır.
Tehlike algılandığında;
kalp daha hızlı atabilir,
solunum değişebilir,
kaslar gerilebilir,
dikkat tehdit üzerine yoğunlaşabilir,
beden kullanılabilir enerji rezervlerini hızla harekete geçirir.
Kısa süreli olduğunda
bu sistem hayat kurtarabilir.
Ancak alarm uzun süre devam ettiğinde,
aynı sistem bedene ek bir maliyet
oluşturmaya başlayabilir.
İnsan bedeni, sürekli alarm hâlini uzun süre sürdürebilecek bir sistem değildir.
Alarmın Enerji Maliyeti
Beyin yalnız düşünmez.
Aynı zamanda bedenin biyolojik kaynaklarını da yönetir.
Her hareket,
her duyusal bilgi,
her sosyal etkileşim,
her öğrenme,
her duygusal tepki
biyolojik rezerv ister.
Uzun süre alarmda çalışan bir sinir sistemi
bu rezervin önemli bir kısmını
hayatta kalmaya ayırabilir.
Çünkü beden yalnız bugünü değil,
biraz sonrasını da taşımaya çalışır.
Bu biyolojik bütçe uzun süre açık verdiğinde
çocuk aynı günlük yaşamı sürdürebilmek için bile
eskisinden daha fazla kaynak kullanmak zorunda kalabilir.
İşte bu yüzden bazı çocuklarda zamanla;
öğrenmeye ilgi azalabilir,
oyuna başlamak zorlaşabilir,
esneklik düşebilir,
küçük uyaranlar bile daha yorucu hâle gelebilir.
Bazen çocuk değişmemiştir.
Sinir sistemi aynı davranışı sürdürebilmek için bile
artık eskisinden daha fazla kaynak harcıyor olabilir.
Bu yüzden dışarıdan aynı görünen bir gün bile,
bazı çocuklar için sinir sistemi açısından
çok daha yüksek bir enerji maliyeti oluşturabilir.
Yani onu taşıyan enerji bütçesi değişmiştir.
Alarm Yalnız Beyni Değil, Bedeni de Yorabilir
Uzun süren alarm dönemlerinde beden
birçok sistemi aynı anda yönetmeye çalışır.
Stres hormonları değişebilir.
Katekolamin sistemi daha yoğun çalışabilir.
Kortizol başta olmak üzere
stres hormonlarının dengesi de değişebilir.
Uyku kalitesi bozulabilir.
Toparlanma gecikebilir.
Bağışıklık sistemi etkilenebilir.
Sindirim sistemi yavaşlayabilir.
İştah değişebilir.
Bütün bunlar her çocukta görülmez.
Ancak bazı çocuklarda bu süreçler
birbirini besleyen yeni bir döngü oluşturabilir.
Bu yüzden bazen davranış
yalnız görünen kısımdır.
Altta ise çok daha büyük bir
enerji ekonomisi çalışıyordur.
Kimi zaman aile,
"Eskisi gibi öğrenmiyor."
"Eskisi kadar oyun kurmuyor."
diye düşünür.
Oysa bazen çocuk istemediği için değil, enerjisinin önemli bir kısmını yalnızca günü tamamlayabilmek için harcıyordur.
Yüksek alarm dönemlerinde sinir sistemi
dikkatini ve kaynaklarını daha çok
güvenlikle ilişkili uyaranlara yöneltebilir.
Bu nedenle öğrenme, dikkat, esneklik
ve sosyal etkileşim geçici olarak zorlaşabilir.
Beyin için önce güvende kalmak,
sonra öğrenmek gelir.
Allostatik Yük
Bedenin Sessizce Ödediği Bedel
Bilim insanları bunun için "allostatik yük" kavramını kullanır.
En basit anlatımıyla;
bedenin uzun süre stresle başa çıkabilmek için
ödediği biyolojik bedeldir.
Başlangıçta beden bu yükü taşır.
Sonra biraz daha taşır.
Biraz daha...
Bir gün ise aynı yük artık
daha ağır gelmeye başlar.
İşte bazen ailelerin
"Eskiden tolere ediyordu."
dediği nokta tam da burası olabilir.
Çünkü bazen değişen çevre değildir.
Bedenin artık aynı yükü taşıyabilme kapasitesidir.
Bunu sürekli ağır bir sırt çantasıyla
yürümeye benzetebilirsiniz.
İlk gün fark edilmez.
İkinci gün de taşınır.
Ama günler geçtikçe aynı yük,
eskisinden çok daha ağır hissedilmeye başlar.
Kısacası beden bazen bir günde yorulmaz.
Her gün biraz daha yorulur.
Davranış ise çoğu zaman
bu uzun yolculuğun
en son görünen durağıdır.
Oksidatif Stres Nedir?
Bedenimiz sürekli enerji üretir.
Bu üretim sırasında doğal olarak
bazı reaktif moleküller oluşur.
Normal şartlarda beden bunları
kendi savunma sistemleriyle dengeleyebilir.
Ancak uzun süre devam eden alarm hâli,
yoğun stres,
uykusuzluk,
inflamasyon,
bazı hastalıklar
ve artan enerji ihtiyacı,
bu dengeyi zorlayabilir.
Bilim insanları bu durumu
oksidatif stres olarak adlandırır.
Bu, tek başına bir hastalık değildir.
Daha çok bedenin enerji üretimi ile
kendini onarma kapasitesi arasındaki
dengenin bozulmaya başlamasını ifade eder.
Bu her çocuk için geçerli değildir.
Ancak sinir sisteminin neden bazı dönemlerde
daha hassas çalışabildiğini
anlamaya yardımcı olabilecek
biyolojik parçalardan biridir.
Çünkü biyolojik sistem yalnızca duyularla değil,
hücrelerinin enerji durumu ile de çalışır.
Oksidatif stres arttığında
beden yalnız daha fazla yorulmaz.
Kendini onarma kapasitesi de zorlanabilir.
Kısacası oksidatif stres, yalnız hücreleri değil;
sinir sisteminin yeniden toparlanabilme kapasitesini de
etkileyebilecek biyolojik süreçlerden biridir.
Bu yüzden bazı çocuklarda sinir sisteminin
neden bazı dönemlerde daha kırılgan çalışabildiğini
anlamaya yardımcı olabilir.
Bazı araştırmalarda otizmli bireylerin bir bölümünde oksidatif stres belirteçlerinde farklılıklar bildirilmiştir. Ancak bu bulgular her çocuk için geçerli değildir ve tek başına yüksek arousal'ı açıklamaz. Oksidatif stres, bugün otizmin biyolojik çeşitliliğini anlamaya yönelik araştırılan alanlardan biridir.
Bu nedenle oksidatif stres; sinir sisteminin bazı dönemlerde neden daha kırılgan çalışabildiğini anlamaya yardımcı olabilecek biyolojik parçalardan biri olarak değerlendirilebilir.
Mitokondriler Neden Önemlidir?
Mitokondriler, hücrelerin kullanılabilir enerji üretiminde
önemli rol oynayan yapılardır.
Üretilen bu enerji;
hareket etmek,
öğrenmek,
konuşmak,
dikkatini sürdürmek,
dürtüleri kontrol etmek,
duyguları düzenlemek
ve bedenin kendini onarması için gereklidir.
Beyin de vücudun enerji gereksinimi
en yüksek organlarından biridir.
Bu nedenle uyku, hastalık, uzun süren stres,
yoğun biyolojik yükler veya yetersiz toparlanma dönemleri;
beynin ve bedenin enerji gereksinimini etkileyebilir.
Son yıllarda yapılan bazı araştırmalarda, otizmli bireylerin bir bölümünde mitokondri işlevleriyle ilişkili farklılıklar bildirilmektedir. Ancak bu durum her çocuk için geçerli değildir ve günlük davranış değişikliklerini tek başına açıklamaz. Bu alan hâlen araştırılmaktadır.
Bazı çocuklarda aileler;
Eskisi kadar çabuk toparlanmıyor.
Çok daha kolay yoruluyor.
Krizden sonra kendine gelmesi daha uzun sürüyor.
gibi gözlemler paylaşabilir.
Bu tablo her zaman
mitokondrilerle açıklanamaz.
Çünkü davranışı belirleyen süreçler çoğu zaman
tek bir biyolojik mekanizmayla değil,
birçok sistemin birlikte çalışmasıyla oluşur.
Uyku kalitesi, ağrı, enfeksiyonlar, beslenme durumu,
kullanılan ilaçlar, yoğun duyusal yük ve
uzun süren stres gibi birçok etken
birlikte rol oynayabilir.
İşte bu nedenle;
uyku,
dinlenme,
bedensel hastalıkların tedavisi,
yeterli ve dengeli beslenme,
hareket,
güvenli ilişkiler
ve sinir sistemine binen gereksiz yüklerin azaltılması;
yalnız davranışı değil, çocuğun genel toparlanma kapasitesini de destekleyebilir.
Kısacası;
Sinir sistemi yalnız sakinleşmeye çalışmaz.
Aynı zamanda yeniden denge kurmaya
ve toparlanmaya da çalışır.
Bu yüzden bazı çocuklarda
yeterli dinlenme ve toparlanma süresi,
regülasyonun önemli parçalarından biri olabilir.
Enerji gereksinimi yüksek olan beyin için
yeterli toparlanma sağlanamadığında,
sinir sisteminin bazı işlevleri
geçici olarak zorlaşabilir.
Bu durumun günlük yaşamdaki yansımalarını ise
bir sonraki bölümde birlikte ele alacağız.
Neden Bazı Çocuklar Daha Çabuk Yoruluyor?
Bazı aileler bunu çok iyi bilir.
"Sabah çok iyiydi."
"Öğlene doğru dağıldı."
"Bir etkinlikten sonra bütün gün toparlayamadı."
"Eskiden bunları kaldırabiliyordu."
İlk bakışta bu durum isteksizlik gibi görünebilir.
Oysa bazen mesele istek değildir.
Sinir sisteminin enerji bütçesidir.
Çünkü gün boyunca yapılan her şey enerji gerektirir.
Çocuk aynı anda;
• bedenini düzenlemeye çalışır.
• Duyusal uyaranları filtrelemeye çalışır.
• Konuşulanları anlamaya çalışır.
• Dürtülerini kontrol etmeye çalışır.
• Yeni bilgileri işlemeye çalışır.
• Sosyal ilişkileri anlamaya çalışır.
• Kaygısıyla baş etmeye çalışır.
• Kendini regüle etmeye çalışır.
Bütün bunlar dışarıdan görünmez.
Ama beynin enerji bütçesinden
sürekli harcama yapar.
Bu yüzden bazı çocuklar gün sonunda
yalnız fiziksel olarak değil,
nörobiyolojik olarak da yorulmuş olabilir.
İşte bu nedenle bazen aile;
"Bugün hiçbir şey yapmak istemiyor."
diye düşünür.
Oysa bazen çocuk istemediği için değil;
günün taşıma kapasitesinin büyük bölümünü
çoktan kullandığı için öyle görünüyordur.
Çünkü bazen sorun motivasyon değildir.
Enerjidir.
Ve enerji azaldığında yalnız hareket değil;
dikkat,
öğrenme,
duyguları düzenleme,
iletişim,
oyun başlatma
ve stresle baş etme kapasitesi de
geçici olarak azalabilir.
Bu yüzden bazı çocuklar daha az şey yaptıkları için yorulmaz. Tam tersine, görünmeyen pek çok şeyi aynı anda yönetmeye çalıştıkları için daha çabuk yorulabilirler.
İşte bu yüzden yorgunluk her zaman sessizlik değildir.
Bazı çocuklar yoruldukça içine çekilebilir.
Bazıları ise tam tersine daha çok
hareket etmeye başlayabilir.
Daha çok koşabilir.
Daha dürtüsel olabilir.
Daha çabuk öfkelenebilir.
Çünkü bazı çocuklar tükenmeyi sessizlikle,
bazıları ise hareketle anlatır.
Bu nedenle dışarıdan görülen hareketlilik,
her zaman fazla enerji olduğu anlamına gelmez.
Bazen tam tersine,
enerji yönetiminin zorlandığının
bir işareti olabilir.
Bazı çocuklarda artan hareketlilik;
yüksek arousal, yorgunluk, duyusal ihtiyaçlar
veya başka biyolojik etkenlerle birlikte görülebilir.
Ancak yalnız hareketin miktarına bakarak
bunun nedenini anlamak mümkün değildir.
Biyolojik Yükler Birbirini Etkileyebilir
Sinir sistemi yalnız çalışmaz.
Uykuyla birlikte çalışır.
Beslenmeyle birlikte çalışır.
Bağırsaklarla birlikte çalışır.
Bağışıklık sistemiyle birlikte çalışır.
Enerji üretimiyle birlikte çalışır.
Hormonlarla birlikte çalışır.
Metabolizma ile birlikte çalışır.
Bu yüzden bazen sinir sisteminin taşıdığı yük,
yalnız yaşanan olaylardan değil;
bedenin içinde sessizce devam eden
biyolojik süreçlerden de etkilenebilir.
Bu biyolojik yüklerin hepsi aynı çocukta bulunmaz.
Ancak birkaçının aynı dönemde bir araya gelmesi,
sinir sisteminin taşıdığı toplam yükü
belirgin şekilde artırabilir.
Çoğu zaman bunlardan yalnızca biri değil,
birkaçı aynı dönemde birlikte çalışır.
Her biri bardağa eklenen
farklı damlalar gibidir.
Tek başına küçük görünen yükler birleştiğinde,
sinir sistemi için taşınması çok daha zor
bir tablo oluşabilir.
Örneğin bazı çocuklarda;
Uyku ve Toparlanma
uzun süreli uyku bozuklukları
yetersiz fiziksel toparlanma
Beslenme ve Mikrobesinler
demir eksikliği veya düşük ferritin
D vitamini yetersizliği
magnezyum eksikliği
çinko eksikliği
B12 veya folat eksiklikleri
seçici beslenmeye bağlı mikrobesin yetersizlikleri
Sindirim Sistemi
kronik kabızlık
reflü
karın ağrısı
gaz
bağırsak mikrobiyotasındaki değişiklikler
Bağışıklık ve İnflamasyon
uzun süren enfeksiyonlar
sık geçirilen hastalıklar
kronik inflamasyon
kronik alerjik inflamasyon
alerjik yük
Enerji Metabolizması ve Hücresel Süreçler
• enerji metabolizmasındaki farklılıklar
• mitokondri işlevleriyle ilişkili farklılıklar
• ATP üretim süreçleri (enerji üretim süreçleri)
• oksidatif stres
Hormonal Süreçler ve Tedaviler
hormonal değişiklikler veya hormonal dengesizlikler
bazı ilaçların biyolojik etkileri
sinir sisteminin taşıdığı toplam yükü
artırabilecek etkenlerden biri olabilir.
Bunların hiçbiri tek başına davranışı açıklamaz.
Ancak bazen hepsi aynı bardağa eklenen
farklı damlalar gibi birlikte çalışabilir.
Bu yüklerden biri ya da birkaçı arttığında;
sinir sistemi aynı uyaranı
eskisinden daha zor tolere edebilir.
Toparlanma süresi uzayabilir.
Uyku daha kırılgan hâle gelebilir.
Dikkat daha çabuk dağılabilir.
Öğrenme kapasitesi geçici olarak düşebilir.
Yüksek arousal daha kolay başlayabilir.
Düşük arousal dönemleri daha uzun sürebilir.
Ve bütün bunlar dışarıdan yalnızca
"davranış değişti." gibi görünebilir.
Oysa bazen değişen davranış değildir.
Davranışı taşıyan biyolojik zemindir.
Literatürde özellikle otizmli bireylerin bir bölümünde;
seçici beslenme,
gastrointestinal sorunlar,
uyku bozuklukları,
bazı vitamin ve mineral eksiklikleri,
inflamatuvar süreçler
ve enerji metabolizmasını etkileyebilecek biyolojik farklılıklar
genel popülasyona göre daha sık bildirilmektedir.
Bu durum her otizmli birey için geçerli değildir.
Ancak gerektiğinde biyolojik değerlendirmelerin de
göz ardı edilmemesi gerektiğini hatırlatmaktadır.
Bu yüzden davranışı yalnız psikolojik ya da
yalnız eğitimsel açıdan değil;
bedensel süreçlerle birlikte değerlendirmek
daha bütüncül bir yaklaşım olabilir.
Bunların hiçbiri tek başına
yüksek arousal'ın nedeni değildir.
Ama birkaçının aynı dönemde bir araya gelmesi,
sinir sisteminin yükünü belirgin şekilde artırabilir.
Kısacası vücut sistemleri birbirinden bağımsız çalışmaz.
Küçük başlayan biyolojik yükler zaman içinde
birbirini besleyen bir döngü oluşturabilir.
Döngü büyüdükçe sinir sistemi aynı yükü
taşımakta giderek daha fazla zorlanabilir.
Bütün Bu Yükler Neden Birbirini Etkiler?
Sinir sistemi tek başına çalışan bir organ değildir.
Uyku kötüleştiğinde enerji etkilenebilir.
Enerji azaldığında öğrenme zorlaşabilir.
Öğrenme zorlaştığında stres artabilir.
Stres arttığında uyku yeniden bozulabilir.
Böylece bazen küçük başlayan biyolojik yükler
zaman içinde birbirini besleyen bir döngü oluşturabilir.
Bu yüzden bazen aile yalnız davranışı düzeltmeye çalışır.
Oysa davranışın altında çalışan enerji ekonomisi değişmediği sürece, aynı tablo tekrar tekrar yaşanabilir.
Kriz Geçti. Peki Neden Hâlâ Toparlanamadı?
Ailelerin en sık sorduğu sorulardan biri budur.
"Kriz geçti."
"Ama iki gündür hâlâ kendine gelemedi."
Çünkü krizin bitmesi,
bedenin tamamen toparlandığı anlamına gelmeyebilir.
Bazen sinir sistemi yalnız alarm vermekten yorulmaz.
Alarmdan çıktıktan sonra yeniden denge kurabilmek de enerji ister.
Bu yüzden davranış birkaç saat içinde sakinleşebilir;
ama bedenin, beynin ve enerji sistemlerinin
yeniden toparlanması daha uzun sürebilir.
Sinir sistemi yeniden denge kurmaya çalışırken
zamana ihtiyaç duyabilir.
Uyku bunu destekler.
Güven bunu destekler.
Bedensel yüklerin azalması bunu destekler.
Bazen davranış birkaç saatte düzelir.
Ama bedenin toparlanması günler sürebilir.
Kriz bitmiş, Davranış sakinleşmiş olabilir.
Ama beden hâlâ o fırtınanın izlerini
toplamaya çalışıyor olabilir.
Bu yüzden bazen davranış sakinleşse bile
enerji, dikkat ve öğrenme kapasitesinin toparlanması
daha uzun sürebilir.
Tedavilerin de Biyolojik Etkileri Olabilir
Uzun süreli alarmın biyolojik bir maliyeti olabileceği gibi,
kullandığımız tedavilerin de biyolojik etkileri
ve yan etkileri olabilir.
Bazı ilaçlar birçok çocukta yaşam kalitesini belirgin şekilde artırabilir.
Bazılarında ise farklı dozlarda ya da farklı bireylerde;
uyku düzenini,
iştahı,
metabolizmayı,
hareketliliği,
enerji düzeyini
etkileyebilir.
Bu nedenle ilaçları yalnız
"iyi" ya da "kötü" olarak değerlendirmek doğru değildir.
Önemli olan;
yararı,
olası yan etkileri,
biyolojik yükü azaltıp azaltmadığı
çocuğun genel durumu
ve düzenli klinik izlemi
birlikte değerlendirebilmektir.
Bu nedenle düzenli hekim takibi,
gerektiğinde laboratuvar değerlendirmeleri
ve ilacın yarar-zarar dengesini belirli aralıklarla
yeniden gözden geçirmek önemlidir.
Bu nedenle ilaçlar kadar,
uyku,
beslenme,
hareket,
ilişki
ve biyolojik yüklerin azaltılması da
tedavinin önemli parçaları olabilir.
Her Alarm Aynı Bedeli Oluşturmaz
Bu da çok önemli.
Her yüksek arousal aynı biyolojik sonucu doğurmaz.
Her çocuk aynı şekilde etkilenmez.
Her kriz aynı yükü bırakmaz.
Çünkü her çocuğun biyolojik yapısı farklıdır.
Bu yüzden amaç korkmak değildir.
Ama bedeni de gözden kaçırmamaktır.
Yanlış Yorumlar
"Nasıl olsa davranış."
Oysa bazen davranış, bedendeki yükün görünen kısmıdır.
"Geçer."
Oysa bazen yalnız zaman değil, yükün azalması gerekir.
"İlaç verdik, sorun çözülmeli."
Oysa bazen ilaç önemli bir parçadır.
Ama tek parça değildir.
Uyku,
beden,
ilişki,
çevre,
duyusal yük,
beslenme,
güven
hep birlikte tabloyu etkileyebilir.
◉ Pusula
Yüksek arousal yalnız davranışı değiştirmez.
Bazen bedenin taşıdığı yükü de artırabilir.
Bu yüzden bazen doğru soru,
"Çocuğum neden böyle davranıyor?"
değil,
"Sinir sistemi bugün bu davranışı ortaya çıkaracak kadar hangi yüklerle çalışıyor?"
sorusudur.
◉ Mini Gözlem Rehberi
Şunu sorun:
• Son zamanlarda toparlanması eskisinden daha uzun mu sürüyor?
• Uyku kalitesi değişti mi?
• Hastalık, ağrı veya sindirim sorunları olabilir mi?
• Beslenmesinde belirgin değişiklik oldu mu?
• Demir, D vitamini, magnezyum veya diğer biyolojik yükler değerlendirilmeli mi?
• Kullandığı ilaçların etkisi ve olası yan etkileri yeniden gözden geçirilmeli mi?
• Kriz bittikten sonra bedeni gerçekten toparlanabiliyor mu?
• Son haftalarda yalnız davranış mı değişti, yoksa enerji düzeyi de değişti mi?
• Son dönemlerde çocuğun toparlanmasını zorlaştırabilecek yeni biyolojik yükler eklenmiş olabilir mi?
• Son dönemde çocuğun enerji kapasitesi mi değişti, yoksa yalnız davranışı mı?
• Son dönemde toparlanma süresi uzadı mı?
Bu Yazının Belki En Önemli Cümlesi
Uzun süren alarm, yalnız davranışı değil;
bazen bedeni de yorar.
Bu yüzden davranışı anlamanın yolu,
onu taşıyan sinir sistemini ve bedeni
birlikte okuyabilmektir.
Bazen davranışı değiştirmeye çalışırken
yalnız görünen kısmı düzeltmeye çalışırız.
Oysa gerçek değişim, sinir sisteminin
yeniden toparlanabilecek biyolojik zemini
bulmasıyla başlar.
Bazen davranış yalnız görünen kısmıdır.
Asıl hikâye günlerdir, haftalardır, hatta bazen aylarca bedende yazılıyordur.
Bilimsel Not
Bu yazıda anlatılan biyolojik süreçler, güncel araştırmaların işaret ettiği olası mekanizmaları sadeleştirerek özetlemektedir. Bu süreçlerin tamamı her çocukta görülmez ve tek başına davranışı açıklamaz. Amaç; davranışı yalnız görünen yönüyle değil, onu etkileyebilecek biyolojik süreçlerle birlikte değerlendirebilmektir.
Otizm biyolojik açıdan oldukça heterojen bir nörogelişimsel durumdur. Bu nedenle aynı davranışın altında farklı çocuklarda farklı biyolojik süreçler bulunabilir.
⬛ DEV MÜHÜR
Bir sinir sistemi uzun süre alarmda kaldığında,
yalnız davranış değişmez.
Enerji bütçesi de değişebilir.
Toparlanması uzayabilir.
Beden eski dengesine dönmek için daha fazla zamana ihtiyaç duyabilir.
Belki de gördüğümüz davranış,
günlerdir, haftalardır, hatta bazen aylardır
sessizce yazılan biyolojik bir hikâyenin
yalnızca en görünür cümlesidir.
Biz çoğu zaman davranışı görürüz.
Oysa beden, o davranışın hikâyesini
çok daha önce yazmaya başlamıştır.



Yorumlar